Son günlerde sinema camiasında Harvey Weinstein rezilliğinden başka bir mesele konuşulmuyor. Bu pislik, tüm ayrıntılarıyla ortaya çıkana kadar başka bir mesele konuşulmamalı da. İlginç olan ise; bu olayda taciz edilen kadınları suçlayan zihniyetteki insanların varlığı.

Kim bu Harvey Weinstein? Aslında kendisine ‘’Hollywood’’ desek yanılmış olmayız. Kendisi bu parıltılı camianın yapımcı olarak ete kemiğe bürünmüş hali. Yapımcısı ve yürütücü yapımcısı olduğu bazı filmleri sayarsam ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz: Shakespeare in Love, Gangs of New York, Pulp Fiction, The English Patient, Good Will Huntig, Jackie Brown, The Others, The Lord of the Rings Serisi, Kill Bill Vol.1 & 2, The Aviator, Sin City… Ve daha onlarca Hollywood yapımı. Amerikan Bağımsız Sineması’ndan çıkan genç ve önemli yönetmenleri Hollywood’a entegre etmesiyle tanınan Harvey Weinstein yıllarca birçok filme imza atmış, bu filmlerle beraber serveti ve gücü büyüyen bir yapımcı. Harvey Weinstein’ın büyüyen gücüyle birlikte nüfuzu ve politik bağlantıları da büyümüş. Başta Clintonlar ve Obama olmak üzere Demokratların başkanlık çalışmalarında hep en önde bulunmuş bir isim. Weinstein’ın gün be gün yeni rezilliklerinin ortaya çıkmasını sağlayan ve onun için sonun başlangıcı olan olay; Asia Argento’nun 5 Ekim’de New York Times’a verdiği röportajdı. Daha sonra 3’ü tecavüz olmakla birlikte toplamda 13 kadının Weinstein’ın kendisine cinsel tacizde bulunduğunu belirtmesinin ardından her geçen gün anlatılan hikayeler ve dolayısıyla yaşanmış olan tacizlerin boyutları da arttı. Weinstein önce suçlamaları kabul etti, hemen akabinde reddetti, kendi şirketinden ve Akademi’den kovuldu, karısı tarafından terk edildi. Kariyerlerinin belli bir döneminde Weinstein tarafından cinsel tacize uğradığını söyleyen, içlerinde Angelina Jolie, Gwyneth Paltrow ve Rose McGowan gibi isimlerin de bulunduğu  20’den fazla kadın, sessizliklerini bozdu. New York ve Londra’da kendisi hakkındaki iddialar üzerine soruşturma açıldı.

Weinstein - filmloverss

Harvey Weinstein’ın Rezilliğini Amasız, Lakinsiz Kabul Edebilmek

Soruşturma ilerliyor, ilerledikçe de tacize uğramış kadınların açıklamaları artıyor. İşte bu noktada ne yazık ki bazı insanlar tarafından olayın asıl unsurları tamamen gözardı edilerek bazı mesnetsiz sorular sorulmaya başlanıyor. ”Evet Weinstein tacizciymiş, tecavüzcüymüş ama bu kadınlar yıllarca neden sustu?”, ”Sanki Hollywood’da böyle şeyler ilk defa mı oluyor?”, ”Bu herifi de günah keçisi yaptılar. Başkaları da vardır tacizci. Onları neden cezalandırmıyorlar?” Bu soruların her birinin bilerek ya da bilmeyerek sorulması, tacizi ve Weinstein’ı aklamaya yönelik bir harekettir. Dünyanın her yerinde, her yaş grubundan, her eğitim seviyesinden ve her gelir grubundan birçok kadın fiziksel ve psikolojik tacize uğramaktadır. Çünkü erkekler bu durumu neredeyse artık kendilerinde hak görmektedirler. Partiyarka bu erilliği tüm erkeklerin zihninin derinliklerine işlemiştir.  ”Örneğin; boşanmak isteyen kadınların maruz kaldığı şiddet nedeniyle ölümü yaşamaları bizlere bu erkeklerin önemli ölçüde gücü patriyarkadan aldığını gösterir. Kadın cinayetlerinin bir bölümü her ne kadar kapitalizmin sonucunda ortaya çıkan bir takım nedenlerle de ilişkiselliği bulunsa bile yine eril dürtü mekanizmasının devreye girmesiyle erkek birey kafasında “öldürme”yi şekillendirir.” Patriyarkayı kapitalizmden ayrı düşünmemek gerekir. Çünkü patriyarka kapitalizmden çok daha eski bir sistemdir. Kapitalizmin varlığını sürdürmesi ve serpilmesi patriyarkanın imkan sağladığı ölçüde olmuştur. Hollywood’u da kapitalizmden ayrı düşünmemek gerekir ve Harvey Weinstein’ı da Hollywood’dan. Yani bu mesele ”Sapığın biri” deyip geçebileceğimiz, kadınlara Weinstein’ın konumunu kullanabilmek için yıllarca bilerek ses çıkarmadıkları ithamında bulunabileceğimiz sığlıkta ve basitlikte bir mesele değil.

Peki neden bu kadınlar yıllar sonra seslerini gür bir şekilde çıkarabildiler? Aslında bu konuyu şu anda Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden aldığı araştırma bursu ile Duhok’ta Êzidî soykırımı ve soykırım tecavüzü konularında çalışan Avukat Güler Bor çok iyi bir şekilde açıklıyor.

”Cinsel şiddete uğrayan kadınların neden sustuğu konusunun, Cosby veya Weinstein olayları gibi medyada ses getiren vakalar haricinde pek de fazla tartışılmayan, genelde “çünkü korkuyorlar” veya “çünkü bir işe yaramayacağını biliyorlar” gibi haklı fakat yüzeysel açıklamalar ile geçiştirilen bir konu olduğu görülüyor. Ses çıkardığı için tehdit edilen, ses çıkarmasına rağmen gerçek adalete erişemeyen kadınların hikayeleri kamuoyunda ses uyandırsa da, sayıları ses çıkaran kadınlardan da fazla olan, susan kadınlar hakkında pek fazla konuşulmuyor.

ABD’de yapılan çalışmalar, her 1000 tecavüz vakasından yalnız 310 tanesinin polise bildirildiğini ortaya koyuyor. Peki hayatta kalan 690 tane kadın neden susuyor?

Susan kadınların hikayeleri, ses çıkaran kadınların hikayeleri kadar önemli ve daha fazla kadının şikayetçi olabilecek kadar kendini güvende hissetmesi için, susan kadınların susma sebepleri incelenmeli. Bir kadın susmak istiyorsa, susma kararını özgür iradesi sonucu almış olmalı. Ancak bu özgür iradeyi ortadan kaldıran her tür sebep tespit edildikten ve ortadan kaldırıldıktan sonra susmak her kadın için gerçek anlamda bir tercih haline gelecek.

Cinsel şiddetin yargıya veya sağlık kurumlarına niçin bildirilmediğine dair yapılan çalışmalarda, kadınlar genellikle birden çok sebep belirtseler de, etkenler çoğunlukla aşağıdaki kategorilerden biri altında değerlendiriliyor:

  1. Hayatta kalan kadının cinsel şiddete verdiği psikolojik tepki, kendi değerlendirmesi uyarınca ciddi bir tepki değilse, hayatta kalan olayı bildirmekten kaçınabilmektedir. Cinsel şiddete uğramış olsa daha büyük tepki vereceğini düşünen bazı hayatta kalanlar, düşük seviyede travma sonrası stres veya depresyon belirtisi göstermesi sebebiyle yaşadıklarını bildirmeye değer bulmamaktadır. Bunda hayatta kalanın kendini suçlaması da bir etken olabilmektedir.
  2. Hayatta kalan kadın, failin uyguladığı cebir veya uğramış olduğu fiziksel zarar bakımından cinsel saldırının kendi değerlendirmesi uyarınca yeterli şiddette olmadığını düşünürse, olayı bildirmekten kaçınabilmektedir. Bu özellikle failin önceden tanıdığı biri tarafından ve silah veya fiziksel güç kullanmadan gerçekleşen, “tecavüz stereotipine” uymayan cinsel şiddet vakalarında gözlemlenmektedir.
  3. Hayatta kalan her 10 kadından biri, fail tarafından öç alınmasından korkmaktadır. Bu fiziksel saldırının yanı sıra hayatta kalana göre elinde güç bulunduran failler bakımından (işveren gibi) sosyal ve ekonomik sonuçları olan öç olarak da kendini gösterebilmektedir.
  4. Pek çok hayatta kalan, yargı veya sağlık çalışanları tarafından kendilerine inanılmayacağını veya bu çalışanlar tarafından kötü davranışlara maruz bırakılacaklarını düşünmekte ve bu nedenle cinsel şiddet vakalarını bildirmemektedir.

Sonuç olarak bu etkenlerin niçin hayatta kalan kadınların susmasına yol açtığı incelendiğinde, görülen o ki, kadınlar ya sistem tarafından reddedileceklerini, ya sistemin kendilerine yardım edemeyeceğini ya da kendilerini sistemden korumaları gerektiğini düşünüyorlar.

Bu bilgiler ışığında Weinstein vakası incelendiğinde, özellikle “tecavüz stereotipine uymayan cinsel şiddet” ve “öç korkusu” etkenleri ön plana çıkıyor.

Kadınlar susuyor, çünkü başta erkek ayrıcalık olmak üzere çeşitli ayrıcalıklara sahip gruplar tarafından dizayn edilmiş yargı sisteminde ses çıkarmanın fayda sağlamayacağını düşünüyorlar. Bu kanaatteki kadınları eleştirmek, büyük resmi görmezden gelmektir.

Kadınların niçin konuşmadığı incelendikçe, yargı, sağlık ve medyanın yanı sıra toplumsal ilişkilere de bir eleştiri getirilecektir. Bu eleştiriler akabinde erkekleri ve diğer ayrıcalıklı grupları koruyan sistemde yapısal iyileştirmeye gidilebilecek ve susmak, kadınlar için özgür iradeleri ile verebilecekleri bir karar haline gelebilecektir.”

Hollywood her ne kadar sistemin en büyük çarklarından biri de olsa artık kadın hareketlerinin örgütlenmelerini görmezden gelmeyi bir kenara bırakmalıdır. Zamanın ruhu değişti, değişiyor. Artık kadınlar patriyarkanın karşısında hiç olmadıkları kadar güçlü durumdalar. Woody Allen, Roman Polanski, Casey Affleck, Ben Affleck, Lars Von Trier… Hakkında şüphe olan herkes soruşturulmalı. Kadının beyanı esastır. Bizler de bu olayda mağdurları suçlamayı bırakıp, meselenin asıl noktasını kaçırmamalıyız: Harvey Weinstein’ın tacizci bir rezil olduğu ve toplumu onun gibi insanların zihniyetinden kurtarmamız gerektiği gerçeği.

Kaynaklar:

Bianet

Yeniyol

Kadınların Emeğini Görünür Kılmak: Marx’dan Delphy’ye Bir Ufuk Taraması

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi