Sinema dünyasının en büyük duraklarından biri olan Hollywood ve ihtişamının ivme kaybetmeden bugünlere kadar geldiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Söz konusu Holywood bile olsa, davulun sesinin yalnızca uzaktan hoş geldiğini dahası tehlikenin her daim yanınızda olabileceğini söylemek pek de iç açıcı olmasa gerek. Bir gün ünlüyken ve herkesin gözdesiyken gün gelip kimsenin arayıp sormadığı bir oyuncu olma korkusu, bir anda beliriveren maddi sıkıntılar ve beraberinde gelen depresyonla birlikte Hollywood’un öteki yüzüne göz atmaya ne dersiniz?

Hollywood’u Sarsan 6 Gizem!

Thelma Todd

1926 ve 1935 yılları arasındaki kısacık kariyerinde pek çok başarılı filme imza atan komedi yıldızı Thelma Todd, 16 Aralık 1935’te evinden birkaç blok ötede park halindeki bir aracın içinde ölü bulundu. Araştırmalar sonucu ortaya çıkan bulgular, 29 yaşında hayata veda eden Todd’un karbondioksitten zehirlendiğine işaret ediyordu. Yapılan resmi açıklamalarda ise, ölümün kaza sonucu olduğu ancak olası bir intihar eğiliminin de göz önünde bulundurulduğu dile getiriliyordu.

Marx Kardeşler imzalı Monkey Business’de de rol alan Thelma Todd’un ölümünden önce maddi sıkıntılarla boğuştuğu ve bu sebepten depresif bir ruh hali içinde olduğu söyleniyordu. Fakat Todd’un en yakınlarına göre; her şeye rağmen etrafına mutluluk saçmayı başaran Todd, yaşadığı sıkıntılar doğrultusunda intihar edecek biri olmazdı.

Bunların yanı sıra gecenin erken saatlerinde, Thelma Todd eski kocası Pat DiCicco ile şiddetli bir tartışma yaşadığı söyleniyor. Todd’un daha önce aile içi şiddet gerekçesiyle DiCicco’dan şikayetçi olması elbette ki gözlerin bir anda eski eşe çevrilmesine sebep oluyor. Yine de Todd’un dudaklarında ve arabanın pek çok yerinde bulunan kan lekeleri ne yazık ki tüm araştırmalara rağmen yeni bir sonuç vermiyor. Todd’un cansız bedeni  yakıldığı için ikinci bir otopsi yapılamazken, detaylı incelemeler sonucunda ‘vücudun hiçbir yerinde şiddet izine rastlanmadığı’ belirtiliyor. Son halini alan bilirkişi raporunda ise Todd’un bir cinayet sonucu değil de alt dudakta meydana gelen yüzeysel yaralardan dolayı hayatını kaybettiği belirtiliyor; Todd’un yakınlarının DiCicco hakkındaki şüphelerine rağmen.

Tüm bu yaşananların üzerine yazar Andy Edmonds da, Hot Toddy: The True Story of Hollywood’s Most Sensational Murders isimli kitabı yazıyor ve ‘Lucky’ Luciano olarak bilinen bir haydutun Todd’un ölümünden sorumlu olduğunu ileri sürüyor.

George Reeves

george-reeves-filmloverss

1950’li yılların popüler yapımları arasında yer alan Superman, nam-ı diğer George Reeves, bir kurşun yarası yüzünden 16 Haziran 1959’da hayata gözlerini yumuyor. Reeves’in Los Angelas’taki evinin üst katında yer alan yatak odasında öldüğü sıralarda, oyun yazarı nişanlısı Leonore Lemmon’ın alt katta üç misafiriyle ilgilendiği söyleniyor.

Thelma Todd gibi Reeves’in de Superman dizisinin sona ermesinin ardından birtakım maddi sıkıntılar çektiği belirtiliyor. Polis ise 45 yaşındaki Reeves’in, Hollywood çapında yeni projelerde yer alamayacağını düşünmesinden ötürü intihar ettiğini düşünüyor. Ancak Reeves’in annesi bu iddiaları kabul etmiyor ve intiharı destekleyen kanıtların bulunamadığı konusunda ısrarcı davranıyor. Bu talihsiz olay gerçekleştiğinde evde bulunan misafirler, polisi aramadan önce bir süre beklemeyi tercih ediyorlar. Dahası kaza kurşunu cansız bedenin yanında bulunurken, silahta hiçbir parmak izine rastlanmıyor. Tüm bu yaşananlar bir bakıma Reeves’in bir cinayete kurban gittiğine işaret ediyor.

Aslına bakılırsa, Reeves’in ölümü iki farklı görüşün de ortaya çıkmasına sebep oluyor. Kimileri, MGM şefi Eddie Mannix’in karısı Toni Mannix’le ilişkisi olan Reeves’i kıskançlık sonucu Toni’nin öldürdüğüne inanıyor. Hatta 1999’da Toni Mannix, George Reeves’i öldürdüğünü itiraf ediyor ancak yeterli delil bulunamadığı için bir sonuca bağlanamıyor. Diğer bir grup ise Reeves’in, nişanlısı Lemmon tarafından öldürüldüğü kanaatinde. Geriye kalan tüm bu şüphe ve çelişkiler, Adrien Brody ve Ben Affleck’in başrollerde yer aldığı 2006 yapımı Hollywoodland filminin de konusu oluyor.

Marilyn Monroe

marilyn-monroe-2-filmloverss

Marilyn Monroe, gerçek adıyla Norma Jeane Mortenson kariyerinin zirvesindeyken, elinde boş bir uyku hapı şişesiyle Kaliforniya’daki evinde ölü bulunuyor. 5 Ağustos 1962’de tüm hayranlarını hüzne boğan bu acı haber, Some Like It Hot’ın efsanevi yıldızı Monroe’nun de intiharına işaret ediyor bir nevi. Zira Monroe’nun ölümünden önce depresyonla mücadele ettiği ve psikolojik destek aldığı söyleniyor.

Gelgelelim, pek çok kişi 36 yaşında hayatını kaybeden Monroe’nin bir cinayete kurban gittiğine inanıyor. Nitekim Monroe’nun cansız bedenin bulunmasından kısa bir süre sonra meydana gelen bir dizi olay da bu durumu destekler nitelikte. Kaliforniya, Brentwood’daki evinden başta günlüğü ve özel notları olmak üzere birkaç eşya inceleme altına alınıyor. Bu ani ölümün sebebi araştırılırken, beklenmedik bir şekilde olaya mafyanın dahil olabileceği ihtimalleri şok etkisi yaratıyor. Dahası Başkan John F. Kennedy’nin yanı sıra kardeşi Robert Kennedy ile olan ilişkisinin ortaya çıkmaması adına hükümet tarafından düzenlenen bir suikaste kurban gidebileceği fikirleri ortalığı birbirine katıyor.

Her ne olursa olsun bu bağlantıların gizli olmadığı aşikar; zira Monroe’nun 1962 yılının Nisan ayında Başkan JFK’nin doğum günü için söylediği Mr. President şarkısı Hollywood’un radarına takılmaktan kurtulamamıştı. Monroe’nun ölümünün üzerinden neredeyse 50 yıl geçmesine rağmen, bu şüpheli olay hala gizemini koruyor. Pek çok komplo teorisyeni Marilyn Monroe’ya ait FBI dosyalarının da kayıp olduğunu ortaya çıkarıyor. Hal böyle olunca, Monroe’nun ölümünün altında yatan tüm gerçeklerin bu belgelerle birlikte yok olduğunu söylemekten başka çaremiz kalmıyor.

Jean Spangler

jean-spangler-filmloverss

Güzelliğiyle dikkat çeken model ve oyuncu Jean Spangler, pek çok müzikalin ve komedi filmlerinin aranan yüzü olmayı başarıyor ancak isminin Hollywood’un gizemli olayları arasında anılmasına engel olamıyor. 1949 yılında kariyerine doğru ilk adımları atarken bir anda ortadan kaybolan Spangler gündeme bomba gibi düşüyor. 26 yaşındaki oyuncu, eski eşini görmeye gideceğini ardından da sete geçeceğini söylüyor. Elbette eski eşi Spangler’i hiç görmediğini ve o gün sette çekim olmadığını belirtiyor.

Birkaç gün sonra Spangler’in çantası, kayışı kopmuş bir halde Los Angelas’taki Griffith Park’ta bulunuyor. Daha da ilginci çantanın içinde yarım kalmış bir not çıkıyor: “Kirk, daha fazla bekleyemem. Dr. Scott’ı görmeye git. En iyi yol bu.” Splanger’ın kaybolduğu sıralarda, Kirk Douglas ile birlikte Young Man with a Horn filminde küçük bir rolde yer aldığını da hatırlatalım. Ancak Douglas bu olayla bir ilgisi olmadığını kanıtlamak istercesine, polisin kendisiyle irtibata geçmesini beklemeden durumu bildiriyor.

Net bir şekilde sonuçlanmasa da, birkaç bulgu Spangler’in hamile olduğuna ve kürtajını illegal yöntemlerle -para karrşılığında- yaptırabilmek adına Dr. Scott ile anlaştığına işaret ediyor. Bazı iddialara göre; Spangler’in kaybolmasından bir süre sonra, oyuncunun Los Angelas’ın önde gelen mafyalarından Mickey Cohen ile ilişkisi olan gangster David Ogul ile olan münasebeti konuşulmaya başlanıyor. Dahası Jean Spangler bugün hala bulunmuş değil. Belki bir gün bir ipucu yakalanır umuduyla, sırrı çözülemeyen bu talihsiz dosya da kapanmış değil.

Fatty Arbuckle ve Virginia Rappe

virginia-rappe-fatt-arbuckle-filmloverss

Sessiz sinema yıldızlarından Virginia Rape, 9 Eylül 1921’de İşçi Bayramı vesilesiyle komedyen Roscoe “Fatty” Arbuckle’ın düzenlediği partiye katılıyor. Ünlü komedyen bu partiyi, Paramount ile yeni yaptığı milyon dolarlık anlaşmanın şerefine veriyor bir nevi. Parti dolup taşarken Rappe, Arbuckle’ın otel odasında rahatsızlanıyor. Kendi ifadesine göre; Arbuckle kıyafetlerini değiştirmek üzere otele giderken Rappe’yi buluyor ve biraz sarhoş olduğu gerekçesiyle hemen doktor çağırıyor.

O gecenin ardından Rappe’nin durumu kötüleşmeye devam ediyor ve üç gün sonra hastaneye kaldırılıyor. Ancak müdahale etmek için çok geç kalınıyor ve Rappe karın zarı iltihabı ve parçalanan mesanesinden dolayı hayatını kaybediyor. Partiye katılanlardan biri olan Bambina Maude Delmont ise ilginç bir şekilde bu olayın Arbuckle ile bağlantısı olduğunu ileri sürüyor ve Rappe’nin kendisine “Roscoe canımı yaktı.” dediğini belirtiyor. Bu durumun üzerine Arbuckle, Rappe’nin katil zanlısı olarak tutuklanıyor.

Bu olay hakkında ortaya atılan pek çok teoriden biri, Arbuckle’ın Rappe’ye tecavüz ettiği ve komedyenin aşırı şişman olmasının Rappe’nin iç kanama ve hasardan dolayı ölmesine sebep olabileceği yönünde. Bir diğer teori ise Arbuckle’ın bir şişe ile Rappe’ye hunharca saldırması.

Tüm bu olayların ardından Arbuckle kasıtsız öldürmeden dolayı üç kez mahkemeye çıkıyor ancak iki jüri üyesinin gerekli karar çoğunluğunu sağlayamamasından ve medyanın bitmek tükenmek bilmeyen karalama kampanyasından ötürü Arbuckle aklanıyor. Üçüncü ve son jüri üyesi de en ufak bir suç kanıtı bulunmadığı ve kendisini suçlu ilan etmeye çalıştıkları için Arbuckle’dan özür diliyor.

Suçluluğu kanıtlanmasa da Arbuckle’ın Hollywood kariyeri bu skandalla yerle bir oluyor. Yıllar sonra bile herhangi bir projede yer alamayan Arbuckle, 1933 yılında uykusundayken sessiz sedasız hayatını kaybediyor.

The Black Dahlia

the-black-dahlia-filmloverss

Hiç şüphesiz Hollywood’un hatta dünyanın en gizemli ve vahşet dolu ölümleri arasında gösteriliyor Elizabeth Short’un cinayeti. James Ellroy’un aynı isimli kitabına da konu olan, 22 yaşında oyuncu olmak için Los Angeles’a taşınan Short’un hikayesi 15 Ocak 1947’ye uzanıyor. Basında büyük yankı uyandıran ve hafızalarda yer edinerek uykular kaçırtan bu olay, talihsiz genç kadının içler acısı bir rumuzla anılmasına sebep oluyor: “The Black Dahlia.”

Olayın iç yüzüne bakınca, detayların o kadar da basit olmadığını görüyoruz. Hollywood’un bir parçası olmak için ilk adımları atan Short ufak rollerde de yer almaya başlıyor. Bir deneme çekimi için yola koyulan Short’tan altı gün boyunca haber alınamıyor ve o acımasız olay gerçekleşiyor.

Zalimlikte sınır tanımayan katil zanlısı Short’u öldürmekle kalmıyor; cansız bedenini bel bölgesinden ikiye ayırıyor, kanını boşaltıyor, ağzından kulaklarına kadar derin bir gülümseme olması için yüzünü parçalıyor. El ve ayak bileklerinde işkence gördüğüne dair izler bulunan Short, Los Angeles’taki Leimert Park’a terk ediliyor. Dünyayı ayağa kaldıran bu olaya dair ne yazık ki hiçbir kanıt bulunamıyor.

Polis, Short’un daha önce ilişkisi olduğu erkekler başta olmak üzere şüpheli olabilecek herkesi teker teker sorguluyor; hatta araştırmaya Short’un cansız bedenini kadavra olarak kullanan tıp öğrencilerini bile dahil ediyor. Ancak herhangi birini suçlayacak en ufak bir delil bulunamıyor.

Bu noktada akıllara katil zanlısının polisin araştırmasını ve medyayı yakından takip ettiği geliyor. Üstelik tüm soğukkanlılığıyla, Short’un çantasında bulunan doğum belgesi, kredi kartları ve fotoğrafları bir gazeteye posta ile yolluyor fakat polis hiçbir şekilde bu postanın izini süremiyor. Vahşetin çağrısı niteliğindeki bu esrarengiz ölümün ardından neredeyse 70 yıl geçmesine rağmen suçlu bulunamıyor, sanki hiç yaşanmamış gibi.

Kaynak: WhatCulture

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi