Hazırlayanlar: Nuri Şimşek, Levent Tanıl

Kimisi sever, kimisi nefret eder fakat kabul edilmesi gereken bir gerçek vardır ki o da Hollywood’un sinema evreninde kapladığı yer. Sinemanın daha emeklemeye başladığı dönemlerde, bu sanat dalının insanlar üzerindeki etkisi fark edip, bundan faydalanmak isteyen kişiler tarafından oluşturulan stüdyolar, bugün sinema adına üretimin çok büyük bir kısmını gerçekleştirmekte. İnsanların duygularına hitap edip, genel olarak da bunu sömürerek bol sıfırlı paraları kasalarına koyan stüdyolar teknik anlamda sinemanın gelişmesine oldukça yoğun katılar yapsalar da, içerik düzeyinde önemli kayıplara yol açmakta, bir sanat dalını sanatsallıktan uzaklaştırmaktadırlar. Genel olarak ABD sineması=Hollywood gibi bir algı olsa da, o topraklarda yaşayıp bağımsız kalmayı başaran pek çok yönetmen de mevcut. Üretimlerini finanse etme noktasında çeşitli alternatifler yaratarak kendi istediklerini yapma özgürlüğünü elde eden bu sinemacılar, işleyiş prensiplerini dünyayla pek paylaşmak istemeyen Hollywood sistemine dair önemli detayları filmlerinde gözler önüne sermekteler. Biz de Filmloverss olarak, Hollywood’u, oradaki yaşantıları ve kişileri kendisine konu edinen Amerikan yapımı bazı filmleri sizlerle paylaşmak istedik.

Barton Fink (1991)

Alışılagelmiş Coen estetik yapısını birebir taşıyan Barton Fink, New York’ta sıradan insanların sıradan hikayelerini anlatarak takdir ve saygı kazanan bir oyun yazarının, Hollywood tarafından keşfedilip bir şekilde kendisinin, öz yapısından uzaklaştırılmasını konu edinen bir film. Kendi kulvarında kazandığı başarılarla oldukça mutlu olan Fink, çevresindeki insanların teşvik etmesiyle büyük film yapım şirketlerinden birinin yazar ekibine katılır ve kendisinden bir ‘güreş’ filminin senaryosunu yazması istenir. Yoğun bir üretim krizi ve bu süreçte yaşadığı pek çok sıkıntılı, yer yer gerçeklikten kopuk olay sonucunda ortaya o güne kadarki en iyi üretimini koyar fakat bu yapımcı tarafından beğenilmez. Bir şekilde sonuçlanmış olan bu durumun ardından rahatlamış hisseden Barton Fink, potansiyeli çok daha fazlasına müsaitken dış baskılar sonucunda üretimleri anlaşılmayan ya da daha sıradan işler yapmaya yönlendirilen sinema sektörü yazarlarının güzel bir portresi. Yapımcı karakteri faşizan tavırlarıyla, Coen Kardeşler’in belki de Hollywood adına nefret ettikleri her türlü özelliği bünyesinde barındırmasıyla dikkat çekiyor. Hollywood’un yakınlarından Hollywood’a bu kadar sert sövebilmek her babayiğidin harcı değil.

Ed Wood (1994)

Sinemanın en çılgın yönetmenlerinden Tim Burton’ın 1994 yılında çektiği ve ABD’li senarist, yönetmen, yapımcı, oyuncu ve yazar Edward Davis Wood’un hayatını ve film yapım maceralarını anlattığı Ed Wood, 20. yüzyılın ilk yarısında Hollywood’da film yapma süreçlerinin nasıl işlediği ile ilgili önemli bir yapım. Sonraki dönemde dünyanın en kötü yönetmeni olarak adlandırılacak olan Ed Wood, kişisel girişimleriyle filmler üretmeye çabalayan biridir. Fakat elde ettikleri pek de parlak değildir aslında. Tim Burton, başkalarının isteklerini yerine getirmektense kendi hayalleri peşinde ilerlemenin doğruluğuna inanan bu sinemacıyı oldukça başarılı bir şekilde aktarabilmiş beyaz perdeye. Zamanında Dracula’ya hayat verip, yaşlandığında hatırlanmayan ve uyuşturucu bağımlısı olan Bela Lugosi ise sektörün acımasız tarafının güzel bir göstergesi. Burton, Ed Wood’u anlatırken “kötü” yönetmenin kendi tarzından detaylar ve teknikler kullanarak filmi daha da ilginç hale getirmeyi başarmış.

1 2 3 4 5 6
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi