Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Bilimkurgu Hollywood’un tekelinde mi? Hadi öyle demeyelim de; Amerika’nın, sermayenin tekelinde mi? Hayır, bilimkurgu edebiyatına baktığımızda öyle olmadığını görüyoruz. 1984’ü Amerikalılar yazmadı, ya da Biz’i. Amacım Amerikan sinemasına bir eleştiri yapmak filan da değil üstelik. Sevdiğim bilimkurguların çoğu Hollywood menşeli. Ama son zamanlarda 3D teknolojisi, parlak efektler vs. bilimkurgunun o “erken uyarı” işlevini, o ağzı açık bırakan olay örgüsünü, hayal gücünün görkemliliğini geride bırakmaya mı başladı ne? Bilimkurgu her zaman olabilecek olanın peşindeydi; bazen ne kadar kötü olabileceğini göstermek için bazen de insanın hayal gücünün sınırlarını zorlamak için. Hayal gücüne sahip olmak için de büyük bütçelere sahip olmaya gerek yok. Hiçbir zaman da olmadı. Tabii hayal gücü ile büyük bütçe bir araya gelirse neler olabileceğini hepimiz biliyoruz.

Tüm bunları değerlendirerek şöyle bir bilimkurgu sinemasının tüm sularında gezelim; kıyıda köşede kalmış, kült, klasik, unutulmuş, popüler ya da popüler olmayan filmleri elimizden geldiğince çıkaralım ve bilimkurgu severlere sunalım dedik. Hollywood’un dışında ne kadar garip ve çeşitli bir bilimkurgu dünyasının olduğunu görmek şaşırtıcı. Fakat, madende derinliklere doğru gittikçe çıkan cevherlerin kalitesi de ona göre artıyor tabii. Bu liste herhangi bir sıralama amacı gütmüyor – kronolojik olarak sıralanmış olduğu gerçeği dışında – ya da burada bulunan yirmi film, en iyi 20 Hollywood dışı bilimkurgu filmi değil. Bu liste sadece Hollywood dışında çekilmiş ve bilimkurgunun nasıl olabileceğine dair genel bir kavrayışı bize kazandırabilecek yirmi filmden oluşuyor. Eğer siz de hikayenin olmadığı, patlamalı çatlamalı, kaçmalı kovalamalı, CGI’lı 3D’li filmlerden sıkıldıysanız, bilimkurgunun Hollywood’un parlak ışıklarıyla aydınlatılmamış karanlık sularına doğru bir yolculuğa çıkalım.

Aya Seyahat / Le Voyage dans la Lune (1902)

aya-seyahat

Bilimkurgudan bahsedip Jules Verne’den bahsetmemek olanaksız. Zaten Hollywood Dışı En İyi Bilimkurgu Filmleri listesine değil, herhangi bir bilimkurgu listesine bu filmle başlanırdı. Jules Verne’in vizyonunu görsel dünyaya en iyi şekilde aktaran filmlerden birinin 110 yıldan eski olması ilginç olsa da, sinemanın sihirbazı Georges Méliès’nin hayal gücü bu deneyimi her kuşak için ilgi çekici kılmayı başarıyor. Top mermisi gibi bir kapsül ile aya seyahat eden bir grup bilim adamının ayda karşılaştığı Selenitelerle başları belaya giriyor. Uzaylılardan, uzay yolculuğu teknolojisine ve astronomiye kadar birçok konuda yenilikçi yaklaşımlara sahip filmi Fransız elektronik müzik ikilisi Air’in 2011 çıkışlı aynı adlı albümü eşliğinde izlemenizi öneririz.

Aelita (1924)

aelita

Aelita, ya da Mars’ın Kraliçesi Aelita, listemizdeki ilk Sovyet filmi. Büyük yazar Tolstoy’un epey uzaktan akrabası olan Aleksey Tolstoy’un aynı isimli romanından Yakov Protazanov’un uyarladığı Aelita, tartışmaya açık olsa da, ilk Sovyet bilimkurgu filmi olarak anılıyor genelde. Özellikle set tasarımında Sovyet Konstrüktivizminden etkiler taşıyan ve devrim sonrası gündelik hayata dair ipuçları da barındıran film, Los isimli bir gencin Mars’a yolculuğunu ve orada liderlik ettiği ayaklanmayı anlatıyor. Ayaklanma sırasında ise Los’u önceden teleskop ile görüp aşık olan Mars liderinin kızı Aelita arasında bir aşk filizleniyor. Kendi zamanının politik atmosferine sıkı göndermelerde bulunan film, Mars tahayyülü ile kendisinden sonra gelecek filmlerin üzerinde ciddi bir etki de bırakmış.

Metropolis (1927)

metropolis

Büyük usta Fritz Lang’ın en iyi filmlerinden; değil yalnızca bilimkurgunun, sinemanın en devrimci işlerinden biri sayılan Metropolis, fütüristik set tasarımı, sunduğu distopyanın katmanları ve çekildiği iki savaş arası Weimar dönemi ile taşıdığı benzerliklerle dikkat çekiyor. Peliküle aktarılmış ilk hakiki distopyalardan biri diyebileceğimiz Metropolis, şehrin yöneticisinin oğlu Freder ile alt sınıftan bir işçi olan Maria’nın sınıflar arasındaki büyük ayrımı kapatmak için el ele verişini anlatıyor. Durumun vahametinin farkına varan Freder, bir şekilde babasını insani yollara yönetmeye çalışırken başarısız olur. Ancak alt sınıflar üst sınıfa mensup bir aracı buldukları için mutludurlar. Bu noktada devreye sonraki tüm filmlerde çılgın profesörlere ilham verecek – evet, Emmett Brown da dahil – Rotwang girer. Alt sınıfların peşine takıldığı Maria’nın bir robot kopyasını yapacak ve yerine onu geçirecektir.

Metropolis Alman Dışavurumculuğundan ödünç aldığı ışık gölge oyunları ile İtalyan Fütürizminden aldığı mimari tasarımları aynı potada başarılı bir şekilde eriten; güçlü bir görsel estetiğe sahip olmanın yanı sıra, Weimar Cumhuriyeti’nde Nazilerin yükselişi ile sonlanacak yarılmaya işaret eden önemli bir politik alt metine sahip. Tüm bunları bir yana bırakacak olursak, çağımızda bile kendini çekici kılmayı başaran, asla yaşlanmayacak bir klasik.

La Jetée (1962)

la-jetee

Chris Marker’ı tanımayanlar için La Jetée muazzam bir başlangıç olabilir. Sinemasının görece zorlu, seyirciden çok şey talep eden bir yaklaşıma sahip olduğunu düşünürsek, La Jetée hikaye anlatım tarzı ile çok daha kolay takip edilebilir ancak bu, vuruculuğundan hiçbir şey eksiltmiyor. Yarım saate yakın süresi ile Hollywood Dışı En İyi Bilimkurgu Filmleri listemizdeki en kısa film La Jetée. Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse; üçüncü dünya savaşından sonra post-apokaliptik Paris’te tutsak edilen bir adam zaman yolculuğu deneylerine tabi tutulur. Pek kimsenin başaramadığı testlerden geçen adamın bir görevi vardır. Geçmişe gidecek ve dünyayı mahveden üçüncü dünya savaşını engellemek için elinden geleni yapacaktır. Filmin Terry Gilliam’ın 12 Maymun filmine ilham verdiğini de söylemeden geçmeyelim.

Ikarie XB-1 (1963)

ikarie-xb-1

Jindřich Polák’ın yönetmenliğini yaptığı Ikarie XB-1, Hollywood Dışı En İyi Bilimkurgu Filmleri listemizdeki ilk Çekoslovakya yapımı film. Çekildiği 1963 yılından 200 yıl sonra geçen filmde, Ikarie XB-1 isimli uzay gemisi Alpha Centauri yıldızının gezegenlerinden biri olan Beyaz Gezegen’e gönderilir. Bu uzun yolculukta başlarına birçok farklı sorun açılır: radyoaktif kara delikler, terk edilmiş nükleer uzay gemileri, sinir krizi geçiren mürettebat… İç mekan tasarımları, uzay gemisinin kurulumu gibi gerçekçi set dekorlarının yanı sıra, içerdiği savaş karşıtı, eşitlikçi tahayyül ile de sağlam bir politik zemine oturan bir film Ikarie XB-1. Polonyalı bilimkurgu yazarı Stanisław Lem’in Macellan Bulutları isimli romanından uyarlanan Ikarie XB-1, Kubrick’in 2001: Bir Uzay Efsanesi filmi üzerinde de büyük bir etkiye sahip. Biraz unutulmuş biraz da göz ardı edilmiş bir film olarak Ikarie XB-1’in, bilimkurgu hayranlarının keşfettiklerine oldukça sevinecekleri bir film olduğuna hiç şüphe yok.

Alphaville (1965)

alphaville

Herhangi bir Godard filmini bir janra atfetmek içimizi acıtsa da, Alphaville’in hem bir distopya hem de bir bilimkurgu olduğunu söylesek yanlış olmaz. Gelecekte geçen ama tüm karakterlerin yirminci yüzyıl olaylarına referans verdiği, baş karakteri bir dedektiflik romanları dizisinin kurgu karakteri Lemmy Caution olan, çekildiği 1965 yılının Paris’inde geçen bir film bu. Arabalar, Paris caddeleri, gayet sıradan mekanlar ve film-noir’a göz kırpan bir hikaye. Edebiyata, sinemaya, şiire, müziğe, fiziğe ve felsefeye yapılan irili ufaklı göndermelerden sıyrılarak tüm Amerikan kabalığıyla Alphaville’de kayıp bir ajanı bulmak ve Alphaville’i yaratan adamı ele geçirmek için gazeteci kimliğine bürünen Caution’ı takip ediyoruz filmde. Bu esnada, Caution’a Alphaville’in yaratıcısının kızı, aşk ve vicdan kelimelerinin anlamını bilmeyen Natacha – yani muhteşem Anna Karina – eşlik ediyor. Tam 1968 öncesi gerilimini en iyi şekilde yansıtan filmlerden biri olarak da görebileceğimiz Alphaville’in 50 yıl sonra bile hala söyleyecek şeyleri var.

Fahrenheit 451 (1966)

fahrenheit-451

Godard’dan bahsedip Truffaut’dan bahsetmek olmaz diyerek Hollywood Dışı En İyi Bilimkurgu Filmleri listemize Fahrenheit 451 uyarlaması ile devam ediyoruz. Bilimkurgunun edebiyattaki en iyi temsilcilerinden Ray Bradbury’nin aynı isimli distopyasından uyarlanan film kitap okumanın yasak olduğu ve itfaiyecilerin kitapları yakmakla görevli olduğu bir gelecekte geçiyor. Truffaut’nun ilk renkli ve tek İngilizce filmi olma özelliğini de taşıyan Fahrenheit 451’de Julie Christie ve Oskar Werner başrolleri paylaşıyor. Werner’in canlandırdığı itfaiyeci Montag, kitapları gizli gizli okumaya başlar ancak bu karısı, şefi ve tüm ideoloji ile başını belaya sokar. Kitaplar yakılmalı ve insanların kendilerinden ve başkalarından daha iyi insanlar olmak istemelerinin önüne geçilmelidir. Umut verici sonu ile distopyaların en aydınlığı diyebileceğimiz Fahrenheit 451, Truffaut’nun elinde aşılamaz bir klasiğe evriliyor.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi