Hobbit: Orta Dünya’nın Kötülükle Son Savaşının Başlangıcı

Geçen seneden beri Yüzüklerin Efendisi serisini yazmayı çok istiyordum. Ancak Yüzüklerin Efendisi serisini yazmak sadece bir filmi anlatmak, bir kitabı ya da iyi kurgulanmış bir hikayeyi anlatmak değil. Bu seriyi yazmak demek Tolkien’in kurguladığı Orta Dünya’yı anlatmak demek. Ancak Orta Dünya bir film yazısına sığmayacak kadar kapsamlı bir boyuta sahip. Hayatımıza giren ve varlıklarına alıştığımız Hobbitler, çirkin Orklar, kafaları pek çalışmayan Troller, asil Elfler, Tolkien’in onlar için oluşturduğu dil (ki bu dil cümle aralarına birkaç kelimenin sıkıştırılması gibi basit bir dil değil, alfabesindeki her harften ortaya çıkan her kelimenin ses uyumuna kadar özenle oluşturulmuş bir dil) dikkatlice hazırlanmış ve hakkını veren bir yazıyı fazlasıyla hak ediyor. Öyle bir kitap ve ondan uyarlanmış öyle bir filmki bu, tüm dünyada büyük bir hayran kitlesine sahip. Bu hayran kitlesi sinemaya gelirken Orta Dünya’daki karakterlerin kılığına girecek kadar bu dünyayı seven ve saygı duyan insanlar. Bu nedenle Yüzüklerin Efendisi yazımı sürekli erteledim. Ancak serinin öncesini anlatan Hobbit’in vizyona girmesiyle bu yazıyı yazmak ve Orta Dünya’ya girişi daha fazla ertelememek için kendimi fazlasıyla cesaretlendirdim. Bu nedenle yazıyı yazarken filmi ön gösterimde birlikte izlediğim Demet’in de desteğini aldım.

Orta Dünya ile son savaşın öncesini anlatan Hobbit kitabını okuyarak tanışan şanslı okuyuculardanım. Ben Hobbit’i okurken henüz Yüzüklerin Efendisi serisini bilmiyordum. Seri de filme uyarlanmamış, dünya çapında bu kadar popüler hale gelmemişti. Bir hevesle bitirdiğim kitap benim için Bilbo Baggins’in yaşadığı kadar büyük olmasa da oldukça heyecanlı bir maceraydı. Tolkien’in oluşturduğu bu dünya hayallerimin de ötesindeydi. Zekasına hayran olduğum Tolkien’in oluşturduğu bu dünyayı yönetmen Peter Jackson’ın hayalgücüyle izlemek de ayrı bir keyif. Orta dünyayı Jackson’ın gözüyle izlemeye, muhteşem mekanlar ve olağanüstü görsel efektlerle hikayeyi bizlerle buluşturmasına oldukça alıştık. Jackson’ın filmlerinden sonra Orta Dünya artık eskisi gibi değil.


Hobbit, Orta Dünya’da en karanlık günler başlamadan önce Bilbo Baggins’in de katılımıyla 13 cüce ve bir Hobbit’ten oluşan bir grubun, cücelerin anavatanlarını geri almak için çıktıkları bir macera. Bu gruba yol gösteren büyücü Gri Gandalf’ı da (Ian McKellen) bu sayıya eklemek gerek. Bu anlamda kitapla paralel olan film tam anlamıyla bir uyarlama da sayılmaz. Çünkü kitaba birebir bağlı kalmak yerine Yüzüklerin Efendisi serisini açıklama kaygısına düştüğü bölümler oldukça fazla.

Demet: Evet, film kitaptan oldukça farklı ancak kitabın birbirini takip eden bölümlerden oluştuğunu ve bölümlerin film senaryosu için kopuk kalabileceğini düşünerek geçişleri birbirine böyle bağlamaları oldukça normal. Yoksa her bir sahnesi ayrı bölümmüş gibi algılanabilecek bir kopuk filmle karşılaşabilirdik.

O da doğru. Yine de okuduğum kitabı çok beğendiysem filminin de kitaba sadık kalmasını tercih ederim. Bu filmde böyle bir kaygı pek duyulmamış. Daha çok Yüzüklerin Efendisi filmlerine göndermeler yapan ve o seriyi izleyicinin gözünde daha anlaşılır hale getirmeye çalışan bir yapım olmuş diyebilirim. Filmin hemen başında göreceğimiz Frodo, Hobbit kitabında olmamasına rağmen bu filmi diğer filme yaklaştırma (belki de ilgi çekme) adına kadroya dahil edilmiş. Filmin devamında buna benzer birkaç örnek daha vardı.


Demet: Benim gözlerim de Arwen’i (Liv Taylor) aradı. Filmde bu kadar ekleme varken Arwen de (izleyici çekme uğruna)her an ayrıkvadide karşımıza çıkacak diye bekledim. Arwen’le değil ama Galadriel’le (Cate Blanchett) karşılaştık. 15 tane erkeğin hikayesini tüm film boyunca yalnızca bir tek kadın karakter kullanarak anlatmak da ayrı bir başarı bence.

15 erkeğin hikayesi diye dur durak bilmeyen bir film yapmak da zorunlu muydu acaba? Filmin başını yani seyirciyi karakterlerle tanıştırma bölümünü bir kenara bırakırsak sonuna kadar hareketli bir film izledik. Benim için bu bir sorun değil tabi. Ancak üç film yapma kaygısıyla süreyi fazlasıyla uzatmak ve kitapta olmayan birçok sahneyi, filmde hareket hiç bitmesin diye eklemek sadık takipçileri rahatsız edebilir.

Tüm bunlara rağmen film oldukça başarılı. Konudan çok ön plana çıkan görsellik oldukça etkileyici. Özellikle ayrık vadi sonsuza kadar yaşanacak bir yer olma özelliğini filme de taşımış. Oyuncu seçimleri ve oyunculuklar da bir hayli başarılı. Tek acaba dediğim oyuncu Thorin rolüyle Richard Armitage oldu. Ona da ilerleyen dakikalarda alıştım.


Demet: Ben Thorin karakterini zayıf buldum. Richard Armitage’in Thorin’in heybetini, öfkesini ve bilgeliğini tam yansıtamadığını düşünüyorum. Bunda karakterin görünüşünün de çok etkisi var; Thorin Orta Dünyadaki kahraman bir cüce prensten çok, insan ırkından gelen herhangi bir savaşçı gibi duruyor. Belki oyuncular arasından Kili karakterini canlandıran Aidan Turner Thorin rolünde olabilirdi, ancak bu sefer de bu denli iyi canlandırılmış bir Kili izleyemezdik 🙂

Ben karakterleri beğendim. Ian McKellen ve Andy Serkis’e değinmiyorum bile.

Sonuçta bu film özellikle Orta Dünya hayranları tarafından muhakkak izlenmeli. Ancak kitabı okumayanların da hikayeden kopmayacağı bir yapım olduğu kesin.

Herkese iyi seyirler.

*Bu yazı Ahmet B. ve Demet Başpınar tarafından yazılmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi