Yaklaşık 14 yıl önce yeni bir fenomenin doğuşuna şahitlik ettik. O zamanlar serinin ilk filmini çeken yönetmen Rob Cohen ve senaristler Garry Scott Thompson ile David Ayer, yedinci filme kadar uzanan bir seriye öncülük ettiklerini tahmin etmemişlerdir. Hızlı ve Öfkeli (The Fast and The Furious), 2001 yılında gösterime girdiğinde bizlere daha önce hiç detaylıca işlenmemiş bir dünyanın kapılarını açtı. Bunu takiben neredeyse her iki yılda bir çekilen devam filmlerinin ardından günümüze kadar geldik ve Hızlı ve Öfkeli 7 (Furious 7) sinemalardaki yerini almaya artık hazır.

İlk filmden itibaren oyuncu kadrosunda serinin akışını aksatabilecek fireler vermeyen Hızlı ve Öfkeli serisi, hikaye anlamında ise şu anda ilk filmde odaklanılan hedeften fersah fersah uzakta. Aradan geçen 14 yıl içerisinde aynı odak noktasına kilitlenilmesini elbette beklememek lazım ama, son birkaç film de dahil olmak üzere, seriyi yaratan fikirden eser kalmadı. Bununla beraber karşımızda aksiyon seviyesinin arttığı, hikayenin gittikçe karmaşıklaştığı ve aslında başrolün sahibi olan arabaların gittikçe figüran haline geldikleri bir film var artık. Özellikle Hızlı ve Öfkeli 7 cephesinden bakarsak; bu karmaşık hikayesini özetleme gereği bile duymadan doğruca konuya odaklanması, seriyi düzenli izlememiş olan izleyicileri daha başta kaybetmesine sebep olabilir. Çünkü bahsettiğimiz, altı film boyunca karakterlerine birer hayat yaratan bir seri. Tabii, serinin filmlerinin tek karaktere odaklanmaması da bu handikapın doğmasını daha da kolaylaştırıyor ve belki de bu değişiklik kaçınılmaz oluyor. Ayrıca, doğrudan konuya giren Hızlı ve Öfkeli 7’den bahsederken önceki filmlerden bahsetmemek de önemli bir boşluk yaratacaktır.

Hızlı ve Öfkeli serisi, 2009 yılında özellikle ikinci ve üçüncü film ile artan başarısının arkasına saklanıp, baştan savma bir dördüncü filmle izleyici karşısına çıkmıştı. Serinin takipçileri her ne kadar filmin eksiklerini göz ardı etmek istese de bu unsur, sahip olduğu ayrıntılara her filmde yenisini ekleyen ve bununla zenginleşmeye çalışan seri için sıkıntılı bir hal yaratıyordu. Serinin başarılı ilk filmlerinin kredisini kullanarak yedinci filme kadar geldikten sonra artık Hızlı ve Öfkeli 7’de yönetmen koltuğuna oturan James Wan, bu gidişata dur demek istemiş belli ki. Testere (Saw) ve Ruhlar Bölgesi (Insidious) gibi seriye dönüşen filmlere yönetmen ve senarist olarak imza atan Wan, filmin dinamiklerine kolayca uyum sağlamış gibi duruyor. Wan; aksiyon seviyesini bir an bile düşürmeden, bununla beraber filmin geçmişteki bağlarını da korumaya çalışarak seyir zevki oldukça yüksek bir işe imza atmış. Bunu yaparken hikayenin değişmesinden hiç gocunmadığı da açıkça belli oluyor. Yönetmenin çeşitli çekim teknikleri ve kamera hamleleri kullanarak bu aksiyon sahnelerini daha gerçekçi hale getirme çabası, filmin ortalarına doğru etkili oluyor. Özellikle kavga sahnelerinde tek plan kullanımının sınırlarını biraz zorlaması sonucunda karakterlerin hareketlerini daha rahat algılamak mümkün olabiliyor. Yönetmen, filmin senaryosunda tahmin etmesi zor ya da izleyeni ters köşe yapacak bir kısım bulunmadığı için, bütün kozunu aksiyon sahnelerinde kullanmış gibi duruyor. Fakat her benzer sahnede aynı hamleyi yapması, bir süre sonra monotonlaşıyor ve etkisini kaybediyor.

Hızlı ve Öfkeli 7’de artık kahramanlarımız Hustle ekibi gibi organize olmuş durumda. Yaşadıkları ve yönettikleri sokakların dünyasından çok uzakta ve çok farklı işlerle meşgul olmaktalar. Uluslararası istihbarata ve terörizme kadar varan bu olaylar silsilesi izleyicide bir şaşkınlık yaratmıyor değil. Özellikle serinin bu son filmi, Zor Ölüm (Die Hard) ayarında devam edip Cehennem Melekleri (The Expandables) atmosferinde bitiyor. Paul Walker’ın canlandırdığı Brian karakteri, ilk filmlerde ana karakterken onun yerini Vin Diesel canlandırdığı Dominic alıyor. Bu değişiklik uzun zaman önce yapılmış olsa da, serinin yapısının değiştiğinin en önemli göstergesi. Serinin ortasından itibaren Dominic’in hikayesini izlemeye başladık, bununla birlikte Brian da onun ailesinin bir parçası olduktan sonra bütün oklar Dominic’in üstünde toplandı. Bir de buna yine Dominic’in yedinci filmde sarf ettiği “Artık hızlı olmak o kadar da önemli değil.” cümlesini de eklersek elimize sağlam sonuçlar geçebilir. Hızlı ve Öfkeli serisi, çıkış noktasından iyice saparak artık hızlı olmaktan ziyade dayanıklı ve güçlü olmanın önemini vurguluyor sanırım. Bu bir olgunluk belirtisi mi bilinmez. Fakat henüz Hızlı ve Öfkeli 7 vizyona girmeden, başta Vin Diesel olmak üzere,  hakkında konuşulmaya başlanan serinin sekizinci filmi de bu fikirle devam edecek gibi duruyor.

Önceki filmlerin yarattığı hayal kırıklığının ardından Hızlı ve Öfkeli 7’de Jason Statham faktörünün varlığı, şüphesiz ki yönetmenin ve filmin elini güçlendiriyor. Statham’ın yanına Kurt Russell’ın eklenmesi de filme fazlaca olumlu yansıyor. Bunların yanında, Statham’ın artık robotmuşçasına tıpatıp aynı performansı sergilemesinin yanı sıra, Russell da özel bir performans ortaya koymuyor. Bu iki oyuncu da kendi standartlarını yükseltmeden, hatta oldukça sıradan performans sergileseler de film içerisinde vitesi yükseltebilen yegane unsurlar olarak göze çarpıyorlar. Neyse ki, Hızlı ve Öfkeli serisi  üstün performanslara ihtiyaç duran bir seri değil. Bu sebepten ötürü oyunculardan ekstra efor sarf etmelerini beklemek biraz mantık dışı kalıyor.

Paul Walker’ın ölümü ile, tamamlanmasından çok önce hakkında konuşulmaya başlanan Hızlı ve Öfkeli 7, Walker’a saygı duruşunda bulunarak sona eriyor. Aksiyonseverler için hemen her şeye sahip olan Hızlı ve Öfkeli 7, vadettiği hemen her şeyi bir aksiyon filminde olması gerektiği gibi aktarıyor. Fragmanda da yer alan arabalarla hava dalışı yapmak ya da kuleler arasında arabayla uçmak gibi parlak fikirlerin film içinde oldukça başarılı yer etmesi ve teknik açıdan parlak bir biçimde işlenmesi de, aksiyonu besleyerek keyifli bir seyir yaratıyor.

Yaklaşık 14 yıl önce yeni bir fenomenin doğuşuna şahitlik ettik. O zamanlar serinin ilk filmini çeken yönetmen Rob Cohen ve senaristler Garry Scott Thompson ile David Ayer, yedinci filme kadar uzanan bir seriye öncülük ettiklerini tahmin etmemişlerdir. Hızlı ve Öfkeli (The Fast and The Furious), 2001 yılında gösterime girdiğinde bizlere daha önce hiç detaylıca işlenmemiş bir dünyanın kapılarını açtı. Bunu takiben neredeyse her iki yılda bir çekilen devam filmlerinin ardından günümüze kadar geldik ve Hızlı ve Öfkeli 7 (Furious 7) sinemalardaki yerini almaya artık hazır. İlk filmden itibaren oyuncu kadrosunda serinin akışını aksatabilecek fireler vermeyen Hızlı ve Öfkeli serisi, hikaye anlamında ise şu anda ilk filmde odaklanılan hedeften fersah fersah uzakta. Aradan geçen 14 yıl içerisinde aynı odak noktasına kilitlenilmesini elbette beklememek lazım ama, son birkaç film de dahil olmak üzere, seriyi yaratan fikirden eser kalmadı. Bununla beraber karşımızda aksiyon seviyesinin arttığı, hikayenin gittikçe karmaşıklaştığı ve aslında başrolün sahibi olan arabaların gittikçe figüran haline geldikleri bir film var artık. Özellikle Hızlı ve Öfkeli 7 cephesinden bakarsak; bu karmaşık hikayesini özetleme gereği bile duymadan doğruca konuya odaklanması, seriyi düzenli izlememiş olan izleyicileri daha başta kaybetmesine sebep olabilir. Çünkü bahsettiğimiz, altı film boyunca karakterlerine birer hayat yaratan bir seri. Tabii, serinin filmlerinin tek karaktere odaklanmaması da bu handikapın doğmasını daha da kolaylaştırıyor ve belki de bu değişiklik kaçınılmaz oluyor. Ayrıca, doğrudan konuya giren Hızlı ve Öfkeli 7'den bahsederken önceki filmlerden bahsetmemek de önemli bir boşluk yaratacaktır. Hızlı ve Öfkeli serisi, 2009 yılında özellikle ikinci ve üçüncü film ile artan başarısının arkasına saklanıp, baştan savma bir dördüncü filmle izleyici karşısına çıkmıştı. Serinin takipçileri her ne kadar filmin eksiklerini göz ardı etmek istese de bu unsur, sahip olduğu ayrıntılara her filmde yenisini ekleyen ve bununla zenginleşmeye çalışan seri için sıkıntılı bir hal yaratıyordu. Serinin başarılı ilk filmlerinin kredisini kullanarak yedinci filme kadar geldikten sonra artık Hızlı ve Öfkeli 7'de yönetmen koltuğuna oturan James Wan, bu gidişata dur demek istemiş belli ki. Testere (Saw) ve Ruhlar Bölgesi (Insidious) gibi seriye dönüşen filmlere yönetmen ve senarist olarak imza atan Wan, filmin dinamiklerine kolayca uyum sağlamış gibi duruyor. Wan; aksiyon seviyesini bir an bile düşürmeden, bununla beraber filmin geçmişteki bağlarını da korumaya çalışarak seyir zevki oldukça yüksek bir işe imza atmış. Bunu yaparken hikayenin değişmesinden hiç gocunmadığı da açıkça belli oluyor. Yönetmenin çeşitli çekim teknikleri ve kamera hamleleri kullanarak bu aksiyon sahnelerini daha gerçekçi hale getirme çabası, filmin ortalarına doğru etkili oluyor. Özellikle kavga sahnelerinde tek plan kullanımının sınırlarını biraz zorlaması sonucunda karakterlerin hareketlerini daha rahat algılamak mümkün olabiliyor. Yönetmen, filmin senaryosunda tahmin etmesi zor ya da izleyeni ters köşe yapacak bir kısım bulunmadığı için, bütün kozunu aksiyon sahnelerinde kullanmış gibi duruyor. Fakat her benzer sahnede aynı hamleyi yapması, bir süre sonra monotonlaşıyor ve etkisini kaybediyor. Hızlı ve Öfkeli 7'de artık kahramanlarımız Hustle ekibi gibi organize olmuş durumda. Yaşadıkları ve yönettikleri sokakların dünyasından çok uzakta ve çok farklı işlerle meşgul olmaktalar. Uluslararası istihbarata ve terörizme kadar varan bu olaylar silsilesi izleyicide bir şaşkınlık yaratmıyor değil. Özellikle serinin bu son filmi, Zor Ölüm (Die Hard) ayarında devam edip Cehennem Melekleri (The Expandables) atmosferinde bitiyor. Paul Walker'ın canlandırdığı…

Yazar Puanı

Puan - 68%

68%

68

Paul Walker'ın ölümü ile, tamamlanmasından çok önce hakkında konuşulmaya başlanan Hızlı ve Öfkeli 7, Walker'a saygı duruşunda bulunarak sona eriyor. Aksiyonseverler için hemen her şeye sahip olan Hızlı ve Öfkeli 7, vadettiği hemen her şeyi olması gerektiği gibi aktarıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.93 ( 17 votes)
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi