Ben ortaokuldayken bilgisayar oyunlarında acayip bir şey oldu ve birden kimsenin bilgisayarı oyunları çalıştıramaz hale geldi. Ne kadar yeni bir bilgisayara sahip olursanız olun, her yeni çıkan oyunla bilgisayarınız eskiyordu. 3D grafiklerin giderek daha da gerçekçi hale gelmeye başladığı, aksiyonun dozajının arttığı fakat az önce yaptıklarınızı aklınızda tutmanıza bile ihtiyaç bırakmayan hızlı, yoğun ve etkileyici oyunlar çıkıyordu artık. Tam bu kopuşun başlangıcında çıkmıştı Hitman oyunu da. İnsanı çılgına çeviren bulmacaları ve derinlikli öyküleri ile Adventure, yani Macera oyunlarının sonu geliyor; onun yerine Action-Adventure denilen aksiyona dayalı oyunlar piyasaya çıkıyordu. İşte o oyunların en önemlilerinden biri de Hitman’di. Filminin çekilmesi için oyundan sonra 7 yıl geçmesi gerekmişti ve ne seyircilerde ne de eleştirmenlerde pek bir heyecan yaratmamıştı.

Hitman: Ajan 47 ise Hitman efsanesini bambaşka bir şekilde ele alma iddiası taşıyor. Aleksander Bach’ın yönetmenliğini üstlendiği filmde, ensesindeki dövmenin son iki rakamı ile anılan, genetik mühendislik harikası suikastçı karakter Ajan 47’yi takip ediyoruz. Ajan 47 bu kez basit bir görevle karşı karşıya değil. Bu sefer, kendisi gibi genetik olarak tasarlanmış bir katiller ordusu kurmak hevesinde şeytani bir şirketle baş etmek zorunda. Yanında da, kendisi ile aynı programda eğitim görmüş ancak yeteneklerini henüz keşfedememiş bir kadın da var. İlk filme ya da oyuna aşina olmayanlar için, karakterimizin insan üstü hız, güç ve zekaya sahip olduğunu söylemeliyiz. Bunu bir kere kabul edince filmde her sahne anlam kazanıyor, baş kahramanımızın (ya da kahramanlarımızın) ne gibi zorlu durumlardan nasıl olup da kurtulduğunu sorgulamayarak, aksiyon sahnelerinin güzelliğine kendimizi kaptırmak kolaylaşıyor. Evet, Hitman: Ajan 47 bir aksiyon filmi, tıpkı tüm diğer aksiyon filmleri gibi çok başarılı kompozisyonlara ve koreografilere sahip. Fakat, bunun üzerinde hiçbir yenilik yahut, görmediğimiz bir şey sunmuyor. Hikayenin ana damarını oluşturan, Ajan 47’nin kendisi ile ilgili gerçekleri öğrenmesi ve bunun üzerine, kendi hesabına şeytani bir mega-şirkete savaş açması da aksiyon sahnelerini bağlarken büyük bir sürpriz gibi sunuluyor. Oyunlardaki gibi, aksiyon filmlerinde de hikayenin ve maceranın yerini ve 3D efektler, yavaş çekim dövüş sahneleri, silahlı kovalamacalar alıyor. Bu, yeni dönem aksiyon filmlerini sevenler için belki çekici olabilir ama sinema deyince önemli unsurların arasında hikayenin de olduğunu – halen! – düşünenler için pek iç açıcı değil.

Ajan 47’yi canlandıran Rupert Friend’in minimal oyunculuğu ve Katia’yı canlandıran Hannah Ware sırıtmıyor ama çok özel bir performans da sunmuyor. Peki Hitman: Ajan 47 filminde güzel şeyler yok mu? Elbette var. Bir kere, beyazperdede ufak rollerde gördüğümüz iki Avrupalı karakter oyuncusu var: Ciaran Hinds ve Thomas Kretschmann. Hinds veya Kretschmann’ın olduğu sahneler zaten filmin nadir kırılmalarının ve hikayenin açılmalarının olduğu, filmin aksiyon dışında bir dramatik aksiyon da vaat ettiği sahneler. Bunun dışında Heroes dizisinden ve Spock karakterini canlandırdığı yeni Star Trek filmlerinden tanıdığımız Zachary Quinto da ortalama üstü bir iş çıkarıyor. Hinds ve Kretschmann’ı beyazperdede görmek için Hitman: Ajan 47’ye gidilir mi, bilemiyorum. Ancak, oyunun hayranıysanız, hikaye önemli değil aksiyon sinemada izlenir diyorsanız, boş zamanınızı değerlendirebileceğiniz – ve sonrasında da kolaylıkla unutabileceğiniz – bir film olmuş.

Ben ortaokuldayken bilgisayar oyunlarında acayip bir şey oldu ve birden kimsenin bilgisayarı oyunları çalıştıramaz hale geldi. Ne kadar yeni bir bilgisayara sahip olursanız olun, her yeni çıkan oyunla bilgisayarınız eskiyordu. 3D grafiklerin giderek daha da gerçekçi hale gelmeye başladığı, aksiyonun dozajının arttığı fakat az önce yaptıklarınızı aklınızda tutmanıza bile ihtiyaç bırakmayan hızlı, yoğun ve etkileyici oyunlar çıkıyordu artık. Tam bu kopuşun başlangıcında çıkmıştı Hitman oyunu da. İnsanı çılgına çeviren bulmacaları ve derinlikli öyküleri ile Adventure, yani Macera oyunlarının sonu geliyor; onun yerine Action-Adventure denilen aksiyona dayalı oyunlar piyasaya çıkıyordu. İşte o oyunların en önemlilerinden biri de Hitman'di. Filminin çekilmesi için oyundan sonra 7 yıl geçmesi gerekmişti ve ne seyircilerde ne de eleştirmenlerde pek bir heyecan yaratmamıştı. Hitman: Ajan 47 ise Hitman efsanesini bambaşka bir şekilde ele alma iddiası taşıyor. Aleksander Bach'ın yönetmenliğini üstlendiği filmde, ensesindeki dövmenin son iki rakamı ile anılan, genetik mühendislik harikası suikastçı karakter Ajan 47'yi takip ediyoruz. Ajan 47 bu kez basit bir görevle karşı karşıya değil. Bu sefer, kendisi gibi genetik olarak tasarlanmış bir katiller ordusu kurmak hevesinde şeytani bir şirketle baş etmek zorunda. Yanında da, kendisi ile aynı programda eğitim görmüş ancak yeteneklerini henüz keşfedememiş bir kadın da var. İlk filme ya da oyuna aşina olmayanlar için, karakterimizin insan üstü hız, güç ve zekaya sahip olduğunu söylemeliyiz. Bunu bir kere kabul edince filmde her sahne anlam kazanıyor, baş kahramanımızın (ya da kahramanlarımızın) ne gibi zorlu durumlardan nasıl olup da kurtulduğunu sorgulamayarak, aksiyon sahnelerinin güzelliğine kendimizi kaptırmak kolaylaşıyor. Evet, Hitman: Ajan 47 bir aksiyon filmi, tıpkı tüm diğer aksiyon filmleri gibi çok başarılı kompozisyonlara ve koreografilere sahip. Fakat, bunun üzerinde hiçbir yenilik yahut, görmediğimiz bir şey sunmuyor. Hikayenin ana damarını oluşturan, Ajan 47'nin kendisi ile ilgili gerçekleri öğrenmesi ve bunun üzerine, kendi hesabına şeytani bir mega-şirkete savaş açması da aksiyon sahnelerini bağlarken büyük bir sürpriz gibi sunuluyor. Oyunlardaki gibi, aksiyon filmlerinde de hikayenin ve maceranın yerini ve 3D efektler, yavaş çekim dövüş sahneleri, silahlı kovalamacalar alıyor. Bu, yeni dönem aksiyon filmlerini sevenler için belki çekici olabilir ama sinema deyince önemli unsurların arasında hikayenin de olduğunu - halen! - düşünenler için pek iç açıcı değil. Ajan 47'yi canlandıran Rupert Friend'in minimal oyunculuğu ve Katia'yı canlandıran Hannah Ware sırıtmıyor ama çok özel bir performans da sunmuyor. Peki Hitman: Ajan 47 filminde güzel şeyler yok mu? Elbette var. Bir kere, beyazperdede ufak rollerde gördüğümüz iki Avrupalı karakter oyuncusu var: Ciaran Hinds ve Thomas Kretschmann. Hinds veya Kretschmann'ın olduğu sahneler zaten filmin nadir kırılmalarının ve hikayenin açılmalarının olduğu, filmin aksiyon dışında bir dramatik aksiyon da vaat ettiği sahneler. Bunun dışında Heroes dizisinden ve Spock karakterini canlandırdığı yeni Star Trek filmlerinden tanıdığımız Zachary Quinto da ortalama üstü bir iş çıkarıyor. Hinds ve Kretschmann'ı beyazperdede görmek için Hitman: Ajan 47'ye gidilir mi, bilemiyorum. Ancak, oyunun hayranıysanız, hikaye önemli değil aksiyon sinemada izlenir diyorsanız, boş zamanınızı değerlendirebileceğiniz - ve sonrasında da kolaylıkla unutabileceğiniz - bir film olmuş.

Yazar Puanı

Puan - 30%

30%

Oyunlardaki gibi, aksiyon filmlerinde de hikayenin ve maceranın yerini ve 3D efektler, yavaş çekim dövüş sahneleri, silahlı kovalamacalar alıyor. Bu, yeni dönem aksiyon filmlerini sevenler için belki çekici olabilir ama sinema deyince önemli unsurların arasında hikayenin de olduğunu - halen! - düşünenler için pek iç açıcı değil.

Kullanıcı Puanları: 4.85 ( 1 votes)
30
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi