Karanlığın içinde bir adam kan ter içinde bir şeylerle uğraşmaktadır, bir gediğin içine özenle bir şeyler yerleştirmeye çalışır. Küçük el fenerinin ışığından gediğin içindeki şeyin dinamit lokumlarına sarılmış bir bomba düzeneği olduğu görülür. Nefes alış verişlerinden oldukça tedirgin olduğu anlaşılan genç adam özenle düzeneğin saatini kurar ve hızla bombayı yerleştirdiği binadan ayrılır. Tarihler 8 Kasım 1939’u göstermektedir. O akşam Almanya’nın “Führer”i Adolf Hitler, bombanın yerleştirildiği lokalde bir konuşma yapacaktır. Beklendiği gibi Hitler lokale gelir ve konuşmasını yapar. Yerleştirilen bomba tam saatinde patlar ve salonda ölenler olur. Ancak ölenlerin arasında Adolf Hitler yoktur. Bombayı yerleştiren adam Alman sınırını geçmeye çalışırken yakalanır. Bu genç adam, tarihin bugüne kadar gördüğü en büyük canavarlardan biri olan Adolf Hitler’e suikast girişiminde bulunan Georg Elser’den(Christian Friedel) başkası değildir. Elser, büyük bir felaketin arifesinde kimsenin yapmaya cesaret edemediği bir şeyi denemiş ancak başarılı olamamıştır. O akşam Adolf Hitler konuşmasını erken bitirip lokalden 13 dakika erken ayrılır. Bu, bütün hesapların alt üst olması demektir. Hitler, suikast girişiminden sağ olarak kurtulur. Deney/Das Experiment ve Çöküş/Der Untergang filmleriyle sinemaseverlerin kalbinde taht kurmuş tecrübeli yönetmen Oliver Hirschbiegel’in son filmi Hitler’e Suikast/13 Minutes böyle bir açılış sekansıyla başlıyor hikâyesine.

Dünya tarihinin gördüğü en yıkıcı savaş olan II. Dünya Savaşı’nı sadece Hitler faktörüne bağlamamak lazım şüphesiz. 1939’den 1945’e devam ettiği altı yıl boyunca dünya üzerinde 55 milyon insanın ölümüne, geride yanmış yıkılmış bir Avrupa’nın kalmasına neden olan bu büyük savaşın birbirinden farklı nedenleri vardı. Ekonomik dar boğazdan bir türlü çıkamayan Almanya; işsizlik ve yüksek enflasyon sorunlarıyla boğuşurken, üzerine eklenen 1929 Ekonomik Buhranı’yla iyiden iyiye bir çıkmaza girmişti. I. Dünya Savaşı sonrası imzalamak zorunda kaldığı Versay Antlaşması, başlı başına yeni bir savaşın koşullarını hazırlamıştı. Bismarck’ın kurduğu siyasi birlik dağılırken topraklarının ve nüfusunun hallice bir kısmını komşularına bırakan Almanya’nın ordusu da küçültülmüş ve ağır silahlardan arındırılmıştı. Ağır koşulları olan bu antlaşma, Almanların büyük tepkisine yol açarken bir ihanet vesikası olmakla nitelenmişti. 1920’li ve 30’lu yıllar Alman toplumu için derin bir bunalım evresi olarak geçmişti. İki dünya savaşı arasında kalan dönemde Alman toplumunun halet-i ruhiyesine karamsarlık hâkimdi. Almanlar giderek derinleşen ekonomik ve siyası istikrarsızlıkla boğuşurken incinen onurlarını kendilerine iade edecek bir kurtarıcı figür beklentisi içindeydi. Öte yandan Alman burjuvazisi ve sermaye çevreleri de ekonomik istikrarı yeniden tesis edecek sağ bir siyasetin destekçisi konumundaydı. Koşullar, beklenen kurtarıcı figür için gayet uygundu. Tarihler 1933’ü gösterdiğinde Almanya’daki seçimleri kısaca Naziler olarak anılan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi-NSDAP kazanmış, partinin lideri Adolf Hitler de Almanya’nın yeni şansölyesi olmuştu.

Nazilerin Yükselişi ve Üçünce Reich Dönemi

Anti-semitik, anti-kapitalist, milliyetçi bir sosyalizm tahayyülleri olan Naziler, Almanya’nın uzun süredir beklediği istikrarı sağlamış, militer milliyetçi temelleri üzerinden hızlı bir silahlanma programını uygulamaya sokmuştu. Alman toplumunun büyük bir kısmı da ırkçı temelleri olan bu akıma koşulsuz destek vermiş, yükselen Nazizm tüm muhaliflerini bastırarak Almanya’nın yeni resmi devlet ideolojisi haline gelmişti. Yeni şansölye Adolf Hitler, tüm yetkileri elinde toplayıp kendisini tartışmasız tek lider ilan ederken, Almanlar’a imparatorluğun eski görkemli günlerini yeniden armağan edeceğini söylüyordu. Sosyalistleri ve sosyal demokratları bastırıp kendilerine muhalefet eden tüm kesimleri çalışma kamplarına gönderen Naziler, bir taraftan da yayılmacı politikalarını uygulamaya sokuyorlardı. Yahudi düşmanlığı en başından partinin programında yer alıyordu. Almanya, tüm dünyayı büyük bir kaosa sürükleyecek olan dünya savaşının taşlarını döşerken tek suçlu değildi kuşkusuz. Topyekûn bir halkı Nazilerin kucağına iten, esasen ilk savaşın galipleri Batılı Müttefiklerin Almanya’yı büyük bir sefaletin içine sürüklemesiydi. Kapitalist sömürgeciliğin uygulayıcısı Müttefikler, Almanya’yı kapitalist rekabette saf dışı edebilmek için ağır şartları olan bir antlaşmaya mecbur etmiş ve öylece bırakmışlardı. Bunun nasıl bir sonuca yol açacağını öngörememiş, Alman olmayan her şeyden nefret eden intikamcı bir akımın ortaya çıkacağını hesap edememişlerdi.

Filmde hikâyesini izlediğimiz Georg Elser(Christian Friedel) de tehlikeli gidişatın farkında olanlardan. Sıradan bir Alman yurtseveri olarak niteleyebileceğimiz Elser, Hitler öncülüğündeki Nazilerin bütün bir Almanya’ya geri dönüşü olmayan bir felaket getireceğini erkenden seziyor. Hitler’in Almanya için zararlı olduğunu, yaklaşmakta olan savaşın büyük bir yıkım getireceğini ifade ediyor. Bir şeyler yapılması gerektiğini düşünürken etrafındaki çemberin giderek daraldığını görüyor. Başlarda kendi halinde lümpen bir proleter hayatı yaşarken koşulların zorlamasıyla beraber politize oluyor ve devrimci komünistlerle işbirliği yapıyor. Fakar Elser ne bir parti (Almanya Komünist Partisi- KPD) üyesi ne de radikal bir muhalif, tehlikeli gidişatı fark eden, bu yüzden kendi başına inisiyatif alarak Hitler’e suikast planı hazırlayan bir yurtsever motivasyonuyla hareket eden biri. Büyük bir gizlilik içinde planını hazırlıyor ve uyguluyor, fakat 13 dakika farkla tarihin gidişatını değiştiremiyor. Olayı soruşturan Gestapo, her ne kadar suikastın arkasında gizli güçler arasa da Elser’in kendisinden başka kimseyi bulamıyor. Olayla özel olarak ilgilenen Hitler de Elser’in tek başına hareket ettiğine inanmadığı için olayı soruşturan ekibe baskı yapıyor. Ağır işkencelere maruz kalan Elser, gerçeği anlatsa da “gerçeğe ancak kendilerinin karar vereceğini” düşünen Nazileri inandıramıyor. Fakat filmi izlerken görüyoruz ki Elser, pek çok kişinin aklından geçirip yapmaya cesaret edemediği şeyi tek başına planlayıp yapıyor.

Hitler’e Suikast’in kamera arkasında Naziler ve Hitler konusunda tecrübeli bir isim olan Oliver Hirschbiegel bulunuyor. Hirschbiegel, geriye gidişlerle adım adım anlatıyor Elser’in hikayesini, onu böyle radikal bir eyleme iten nedenleri toplumsal bir çözümleme yaparak veriyor. Weimar Cumhuriyeti’nin son zamanlarından başlattığı hikâye, Üçüncü Reich’in savaşın başlangıcındaki görkemli günlerine kadar uzanıyor. Sıradan bir müzisyen ve işçi olan Elser’in suikast girişimine uzanan değişimi Alman toplumunun içinde yaşanan değişime koşut olarak anlatılıyor. Bütün bir toplumun tek bir kişide simgeleşen kontrolsüz bir güce onu sorgulamadan koşulsuz itaat edişi, yönetmenin yetkin anlatım diliyle gözler önüne seriliyor. Hirschbiegel, Nazilerin kendileri gibi düşünmeyen yurttaşlarına da Yahudilere yaptıklarının aynısını yaptıklarını belgeleyen bir dille hikayesinin içine dahil ediyor. Teknik olarak önceki filmlerinden daha aydınlık bir atmosfer kuruyor yönetmen, filmin malzemesi de esasen bunu gerektiriyor. Çöküş ve Deney’deki kapalı mekânlardan yer yer geniş açılı daha açık mekânlara geçiliyor bu filmde.

Oliver Hirschbiegel, Hitler’e Suikast’le iyi bir geri dönüş yapıyor. Deney ve Çöküş filmlerinin anlatım gücüne yaklaşan bir hikayeyi filmografisine dahil ediyor. Anlatımında giderek ustalaştığı bir dönemi ve akımı farklı bir bağlamdan yeniden ele alıyor. Her ne kadar Georg Elser’in hikâyesini anlatsa da onu, alışıldık biyografik dilin bağlamından farklı bir şekilde anlatıyor. Böylelikle ekranda izlediğimiz biyografik olmanın ötesine geçen bir suikast filmi oluyor.

Karanlığın içinde bir adam kan ter içinde bir şeylerle uğraşmaktadır, bir gediğin içine özenle bir şeyler yerleştirmeye çalışır. Küçük el fenerinin ışığından gediğin içindeki şeyin dinamit lokumlarına sarılmış bir bomba düzeneği olduğu görülür. Nefes alış verişlerinden oldukça tedirgin olduğu anlaşılan genç adam özenle düzeneğin saatini kurar ve hızla bombayı yerleştirdiği binadan ayrılır. Tarihler 8 Kasım 1939’u göstermektedir. O akşam Almanya’nın “Führer”i Adolf Hitler, bombanın yerleştirildiği lokalde bir konuşma yapacaktır. Beklendiği gibi Hitler lokale gelir ve konuşmasını yapar. Yerleştirilen bomba tam saatinde patlar ve salonda ölenler olur. Ancak ölenlerin arasında Adolf Hitler yoktur. Bombayı yerleştiren adam Alman sınırını geçmeye çalışırken yakalanır. Bu genç adam, tarihin bugüne kadar gördüğü en büyük canavarlardan biri olan Adolf Hitler’e suikast girişiminde bulunan Georg Elser’den(Christian Friedel) başkası değildir. Elser, büyük bir felaketin arifesinde kimsenin yapmaya cesaret edemediği bir şeyi denemiş ancak başarılı olamamıştır. O akşam Adolf Hitler konuşmasını erken bitirip lokalden 13 dakika erken ayrılır. Bu, bütün hesapların alt üst olması demektir. Hitler, suikast girişiminden sağ olarak kurtulur. Deney/Das Experiment ve Çöküş/Der Untergang filmleriyle sinemaseverlerin kalbinde taht kurmuş tecrübeli yönetmen Oliver Hirschbiegel’in son filmi Hitler’e Suikast/13 Minutes böyle bir açılış sekansıyla başlıyor hikâyesine. Dünya tarihinin gördüğü en yıkıcı savaş olan II. Dünya Savaşı’nı sadece Hitler faktörüne bağlamamak lazım şüphesiz. 1939’den 1945’e devam ettiği altı yıl boyunca dünya üzerinde 55 milyon insanın ölümüne, geride yanmış yıkılmış bir Avrupa'nın kalmasına neden olan bu büyük savaşın birbirinden farklı nedenleri vardı. Ekonomik dar boğazdan bir türlü çıkamayan Almanya; işsizlik ve yüksek enflasyon sorunlarıyla boğuşurken, üzerine eklenen 1929 Ekonomik Buhranı’yla iyiden iyiye bir çıkmaza girmişti. I. Dünya Savaşı sonrası imzalamak zorunda kaldığı Versay Antlaşması, başlı başına yeni bir savaşın koşullarını hazırlamıştı. Bismarck’ın kurduğu siyasi birlik dağılırken topraklarının ve nüfusunun hallice bir kısmını komşularına bırakan Almanya’nın ordusu da küçültülmüş ve ağır silahlardan arındırılmıştı. Ağır koşulları olan bu antlaşma, Almanların büyük tepkisine yol açarken bir ihanet vesikası olmakla nitelenmişti. 1920’li ve 30’lu yıllar Alman toplumu için derin bir bunalım evresi olarak geçmişti. İki dünya savaşı arasında kalan dönemde Alman toplumunun halet-i ruhiyesine karamsarlık hâkimdi. Almanlar giderek derinleşen ekonomik ve siyası istikrarsızlıkla boğuşurken incinen onurlarını kendilerine iade edecek bir kurtarıcı figür beklentisi içindeydi. Öte yandan Alman burjuvazisi ve sermaye çevreleri de ekonomik istikrarı yeniden tesis edecek sağ bir siyasetin destekçisi konumundaydı. Koşullar, beklenen kurtarıcı figür için gayet uygundu. Tarihler 1933’ü gösterdiğinde Almanya’daki seçimleri kısaca Naziler olarak anılan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi-NSDAP kazanmış, partinin lideri Adolf Hitler de Almanya’nın yeni şansölyesi olmuştu. Nazilerin Yükselişi ve Üçünce Reich Dönemi Anti-semitik, anti-kapitalist, milliyetçi bir sosyalizm tahayyülleri olan Naziler, Almanya’nın uzun süredir beklediği istikrarı sağlamış, militer milliyetçi temelleri üzerinden hızlı bir silahlanma programını uygulamaya sokmuştu. Alman toplumunun büyük bir kısmı da ırkçı temelleri olan bu akıma koşulsuz destek vermiş, yükselen Nazizm tüm muhaliflerini bastırarak Almanya’nın yeni resmi devlet ideolojisi haline gelmişti. Yeni şansölye Adolf Hitler, tüm yetkileri elinde toplayıp kendisini tartışmasız tek lider ilan ederken, Almanlar'a imparatorluğun eski görkemli günlerini yeniden armağan edeceğini söylüyordu. Sosyalistleri ve sosyal demokratları bastırıp kendilerine muhalefet eden tüm kesimleri çalışma kamplarına gönderen Naziler, bir taraftan da yayılmacı politikalarını uygulamaya sokuyorlardı. Yahudi düşmanlığı en…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

Oliver Hirschbiegel, Hitler’e Suikast’le iyi bir geri dönüş yapıyor. Anlatımında giderek ustalaştığı bir dönemi ve akımı anlatıyor. Her ne kadar Georg Elser’in hikâyesini anlatsa da onu, alışıldık biyografik dilin bağlamından farklı bir şekilde anlatıyor. Böylelikle ekranda izlediğimiz biyografik olmanın ötesine geçen bir suikast filmi oluyor.

Kullanıcı Puanları: 3.3 ( 2 votes)
75
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi