Sinemanın tartışmasız en yenilikçi ismi Alfred Hitchcock’un hikaye anlatımı konusunda da getirmiş olduğu 5 basit yeniliği sizlerle paylaşıyoruz.

Gerilimin ustası olarak da bilinen Alfred Hitchcock, Zoom In Dolly Out (Vertigo Efekti) gibi enteresan kamera hareketleri, yakın planlarda kullandığı ustaca kurgu tekniklerinin yanında sinemada hikaye anlatımına da birçok yenilik getirmiş bir yönetmen. Tarihin ilk süperstar yönetmeni olan Hitchcock, metaforik anlatımlara, eğretilemelere ya da uzun psikolojik çözümlemelere girmeden anlatmak istediği hikayeyi en basit, en anlaşılır şekilde anlatarak her filminde kendini belli eden bir üslup oluşturmuştur. Zaten Hitchcock’un dehası yarattığı gerilimde ortaya çıkar. Birçok sinemacı iki karakter arasında yeterli büyüklükte bir çatışma yaratmakta zorlanırken Hitchcock izleyicide yarattığı gerilimin seviyesini tepe noktalara taşır, sonra o tepe noktalarda espriler yapar.

İşte Hitchcock’un hikayelerini bu denli etkileyici anlatmasını sağlayan 5 teknik:

1 – Kendini Saklamayan Anlatıcı

hitchcock-un-hikaye-anlatimi-icin-kullandigi-5-teknik-1-filmloverss

Alfred Hitchcock, İngiltere’de sinemayla uğraşmaya başlamadan önce bir reklam ajansında çalışıyordu. Bu kadar büyük yıldız olmasının sebeplerinden biri de bu oldu. Sonraları ikon haline gelen meşhur kocaman yanaklar ve dudaklardan oluşan silüetini de kendisinin çizdirdiği bilinen Hitchcock, kendi adını marka haline getirecek kocaman bir halkla ilişkiler çalışmasını kendi yürüttü. Bu yalnız bir meşhur olma hevesi olarak algılanmasın. Hitchcock’un ünü, yönetmenin istediği hikayeleri başka kimsenin yapamayacağı bir yöntemle anlatabilmesini sağladı.

Sinemayı bir kamp ateşi etrafında anlatılan hikayelere benzeten yönetmen kendine medyatik bir kişilik ve sinemada kendine has bir üslup oluşturdu. Böylece ister bir “Hitchcock filmi” izlemeye sinemaya gidilmiş olsun, ister ünlü yönetmenin bizzat yer aldığı bir tanıtıma denk gelinmiş olsun ister televizyonda zap yaparken bir Hitchcock filmine ortadan başlanmış olsun herkes belli beklentiler içine girecek ve karşılığını da alacaktı. Hatta yönetmenin filmlerinde ufak rollerde görünmesi de bu etkiyi artırmak istemesindendir. Bazı söylentilere göre yine anlatıcıyı ortaya çıkarmak için Master Of Suspence gibi lakapları kendi kendine takmıştır.

2 – Arabada Kim Var?

hitchcock-un-hikaye-anlatimi-icin-kullandigi-5-teknik-2-filmloverss

Önce George Stevens‘tan tekniğin nasıl bir şey olduğunu dinlemek gerek: “Filmin başında bir araba düşün, bir dağ yolunda zikzaklar çizmeye başlıyor ve korkunç bir şekilde uçurumdan aşağı uçuyor. Sonra heyecan verici bir dekorun önünde alevler yükselmeye başlıyor. Çok güzel görünse de bunların hiçbir anlamı yok. Şimdi aynı sahneyi filmin sonuna koy. Arabada savaşta öldü sanılan bir yüzbaşı olsun. Karısı doğurmak üzere. Kocasının ölüm haberinin verdiği acı nedeniyle çocuğunu düşürme tehlikesi yaşıyor. Ve evine yetişmeye çalışan genç adam alevler içinde sıkışıp kalmış. Bu durumda asıl önemli olan arabanın içinde kimin olduğudur.”

Tam olarak Alfred Hitchcock‘un yarattığı gerilim budur. Hitchcock çoğu zaman katilin kim olduğunu izleyiciden saklamaz. Bir sır saklayan kişinin (ekseriyetle katildir) sırrı öğrenmemesi gereken kişilerle arasındaki ilişkiden gerilim çıkarır. Örnek vermek gerekirse Rope filminde iki ana karakter bir cinayet işler, cesedi odanın ortasındaki bir sandığa koyar ve o odada kokteyl verirler. İzleyicinin merak etmesini gerektiren bir şey yoktur. Ancak kokteyldeki misafirlerin cinayeti çözme ihtimali her geçen dakika gerilimi daha da arttırır.

3 – Basite İndirgeme

hitchcock-un-hikaye-anlatimi-icin-kullandigi-5-teknik-3-filmloverss

Alfred Hitchcock bu konuda sinemadaki başarısını gösteremese de epey esprili bir adamdır. Filmlerinde anlattığı hikayeleri de çok fazla ciddiye aldığını söyleyemeyiz. Peki bu durumun izleyiciye getirisi ne oluyor? Daha fazla gerilim. Öyle ki yönetmenin televizyon için çektiği One More Mile To Go‘da ana karakter McGuffin’den ötürü karısını öldürür, cesedi arabanın bagajına koyar ve yola çıkar. Yolda peşine bir polis takılır ve adamın arabasının farını tamir ettirmesini ister. Polisin derdi bu kadar basittir ve bu basit uyarı bizi filmin en gerilimli sahnesine götürür. Benzincide polis katille sohbet ederken, tamirci bagaj kapağının hemen yanındaki arka farı tamir etmektedir. Ve bu sahneyi neredeyse gerçek zamanlı şekilde izleriz. Bu bekleyiş sadece gerilimin artmasına sebep olur.

Hitchcock basitliği sadece böyle espriler yapmak için kullanmaz. Sinemanın görsel bir dil olduğunun ve herkes tarafından anlaşılabilecek derecede evrensel olduğunun en büyük savunucularındandır. Hemen Arka Pencere (Rear Window)‘nin meşhur açılış sahnesini örnek gösterelim. Hitchcock tek kelime diyalog kullanmadan karakterin alçıdaki bacağını, ardından kırık bir fotoğraf makinesini gösterir. Çekime duvardaki bir araba yarışı kazası fotoğrafını göstererek devam eder. Ardından çerçevede negatif bir kadın fotoğrafı ve kapağında fotoğrafın pozitif halinin bulunduğu bir dergi görürüz. Buradan bacağı kırılan karakterin bir dergi fotoğrafçısı olduğunu, derginin kapağındaki mankenle ilişkisi olduğunu ve bacağının bir araba yarışı kazasını fotoğraflarken kırıldığını anlarız.

4 – Bilinç Akışı

hitchcock-un-hikaye-anlatimi-icin-kullandigi-5-teknik-4-filmloverss

En güzel örneklerine Salinger‘in Çavdar Tarlasında Çocuklar ya da Orhan Pamuk‘un Sessiz Ev romanlarında rastlayabileceğimiz bilinç akışı, karakterin aklından geçenleri izleyici (veya okuyucu) ile paylaşmaya yarayan, ülkemizde daha ziyade üçüncü sınıf televizyon dizilerindeki kullanımıyla hatırlanan bir teknik. Bunu televizyon dizisi için de olsa sinematik olarak en anlamlı şekilde kullanan isim ise yine Hitchcock. Hitchcock minimalizminin doruk noktası olan Breakdown‘da bir trafik kazası olmuştur ve sürücü felçlidir. Uzun süre tek bir yüz kasını dahi kıpırdatmayan bir aktörü sabit kamera açılarından izleriz. Hatta uzun süreli gösterilmiş fotoğraflar bile izlemiş olabiliriz, emin değilim. En ufak bir hareket dahi yapmadan Hitchcock sadece karakterin aklından geçenleri seslendirir. Sonuç: Karakterin zor durumda olduğunu ve insanlardan yardım istediğini biliriz ama en ufak bir hareket dahi yapamaması, izleyicinin karakterin çaresizliğine empati duymasıyla daha da büyük bir gerilim oluşmasını sağlar.

5 – Mekan Kullanımı

hitchcock-un-hikaye-anlatimi-icin-kullandigi-5-teknik-5-filmloverss

Gerilim yaratmak için doğru mekanın kullanılması gerektiğini kime sorsanız söyler ancak bu konuda ilk akla gelen yerler kendi içinde bir gerilim, çatışma barındıran yerler olur; hapishaneler, akıl hastaneleri gibi… Alfred Hitchcock bunu yapmaz. Onun mekanları daha ziyade bir oturma odası, bir banyo ya da bir restorandır. Hitchcock gerilimi esasında nesnelerin üzerine yükler. Bunlar yazıdaki örneklerden hareket edersek bir araba farı, bir sandık ya da bir ocak olabilir. Ana karakterin saklaması gereken sırrın açığa çıkması için nesneler kilit noktadadır.

Bunun enteresan bir örneğini ise Lamb To The Slaughter‘da görüyoruz. Rope ile aynı matematiği kullanan TV bölümünde başroldeki kadın kocasını donmuş bir et parçasıyla öldürür. Sonra polise haber verir ve eti pişirmeye başlar. Polislerin evde cinayet silahı aramasını konu alan, neredeyse gerçek zamanlı ilerleyen filmde hemen her sahnede kadrajın bir köşesinde ocağı görürüz. Bu da haliyle gerilimi artıran bir etken olur. Ancak ocak öyle bir yerde konumlanmıştır ki izleyicide oluşan mekan algısına göre evin tam ortasındadır ve karakterler evin neresine giderlerse gitsinler ocağı görebileceğimiz açılar vardır. İzleyici ocağın önemini bildiğinden her seferinde dikkati üstüne çekebilir.

Kaynak: Hitch20

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi