Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa

Yazın bitişiyle sonbahar serinliğini hissetmeye başlar başlamaz; sinemanın büyülü dünyasına göz kırpmaya başladık; beyazperdenin izleyici üzerinde kurduğu sarsılmaz ve bir o kadar da etkileyici olan güç; aslında masalsı bir dünyaya açılan kapının anahtarını da sunmaktan çekinmediği ise bir gerçek. Kimi zaman yalnızlığın, melankolinin yoğunluğunun ruhun derinliklerine kadar işlemesine şahit olduğumuz sinema; kimi zaman ise hayat enerjisinin, yaşama arzusunun kaynağı olarak birçok yönden gerçek hayattan uzaklaşır ve kendisine alternatif bir evren yaratıverir.

Hayatını değiştirmek uğruna ünvanından ve ailesinden kaçarak kendisini Roma sokaklarına atan Prenses Ann’i izlediğimiz Roman Holiday’den, kendimizi okul sıralarında hissettiğimiz ve edebiyattan ziyade hayata karşı etkileyici dersler aldığımız John Keating’i unutulmazlar arasına yazdıran Dead Poets Society’e birçok filmin içinde yer aldığı; hikayesiyle izleyenleri mutlu eden 15 filmi sizin için sıraladık.

Roman Holiday – 1953

roman-holiday-filmloverss

Hangi ülkenin kraliyet ailesinden geldiğini anlamadığımız; Avrupa kentlerine yaptıkları ziyaretlerde yapmak zorunda olduğu resmi protokollerden sıkılan prenses Ann; Roma’ya yaptıkları ziyarette ailesinden ve basından kaçarak şehrin sokaklarını arşınlamaya başlar. Yıllardır özlemini duyduğu yalnızlığa kavuşan Ann, bu şehrin sokaklarında onca zenginliğe rağmen istediği ve ulaşamadığı birçok şeye sahip olacaktır. Amerikalı bir gazeteci olan Joe Bradley ile tanışan Ann için unutulmaz bir Roma seyahatine tanık olduğumuz ve içimizde Roma’ya gitme isteği uyandıran filmin başrollerinde ise Audrey Hepburn ile Gregory peck yer alıyor.

E.T. the Extra-Terrestrial – 1982

the-extra-terrestrial-filmloverss

1980’li yılların unutulmaz bilimkurgu dünyasında yer alan baş yapıtlardan biri olan, usta yönetmen Steven Spielberg imzalı E.T. the Extra-Terrestrial, bir uzaylı ile bir dünyalı çocuğun dostluğunu konu alıyor. Hüzün dolu ama umudu asla yitirmeyen hikayesiyle hafızalarımızda yer eden film, klasikleşmiş bilimkurgu filmlerinin belki de en duygusal hikayeye sahip olanıdır. Elliot ile E.T. arasında kurulan sarsılmaz güven ve dostluk; sevginin ve geleceğe duyduğumuz umudun en yalın simgesidir. Kendisinden sonra gelen birçok yapım için esin kaynağı olan, yer alan bazı sahneleriyle sinema tarihine kazınan E.T. the Extra-Terrestrial; dünya, evren, dostluk ve sevgi kavramlarını odak noktasına alan en önemli yapımlardan biri.

The Breakfast Club – 1985

80’li yılların sinemasına damgasını vuran yönetmen Joh Hughes imzalı The Breakfast Club; aynı lisede okumasına rağmen birbirlerini hiç tanımayan, asla aynı ortamda bulunmak istemeyen 5 öğrencinin hikayesi.  ‘Suçlu’ John Bender (Nelson), ‘atlet’ Andrew Clark (Estevez), ‘beyin’ Brian Johnson (Hall), ‘akıl hastası’ Allison Reynolds (Sheedy) ve ‘prenses’ Claire Standish (Ringwald) bir cumartesi günü okulda cezaya kalırlar ve geçirdikleri sekiz saatlik ceza; kendilerini ve birbirlerini tanımalarına sebep olur. Cezaya göre birbirleriyle konuşmaları ve yerlerinden kalkmaları yasak olsa da; çok geçmeden cezaya kaldıkları kütüphane birçok şeyin başlangıç noktası olacaktır; arkadaşlık, aşk, değişim ve eğlence.

Dead Poets Society – 1989

dead-poets-society-filmloverss

“Carpe Diem!” Bir nesli arkasından sürükleyen ve üzerinden geçen uzun yıllara rağmen hala aynı etkiyi korumaya devam eden Dead Poets Society; 1959 yılında katı disiplin kurallarının etkili olduğu bir erkek okulu olan Welton Academy’de geçer. Çoğu ailesi tarafından kalan diğer kısmı da okul yönetimi tarafından baskıya maruz kalan öğrencilerin hayatı edebiyatla ve şiirle bambaşka bir dünyayı tanıtan John Keating adlı bir edebiyat öğretmeninin okula gelmesiyle değişir. Onlara özgürlüğü ve hayatı yeniden anlamayı; dünyaya farklı açılardan bakmayı öğreten Keating’in yaklaşımıyla ve sözleriyle okul kurallarıyla ters düşmesiyle birlikte; öğrencileri belki de hayatın onlara sunduğu en acımasız ikilemle karşı karşıya kalacaklardır.

Groundhog Day – 1993

groundhog-day-filmloverss

Modern hayatın belki de en çok şikayet edilen durumu; iş ve ev arasında dokunan mekik ve her günün ünün aynısı olması gerçeğidir. Tıpkı Phil Connors gibi… Bir televizyon kanalında pessimist bir hava durumu sunucusu olan Phil Connors, ilerde adeta bir karabasan gibi kurtulamayacağı o geleneksel Gorundhog Day şenliklerine gönderilmiştir. Connors’un zorla katıldığı bu festivalden kurtulması imkansızdır; çünkü o her sabah kalktığında hep aynı günü yaşamaya mahkumdur.

Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi