Gılgamış’tan bu yana dünya üzerinde sayısız hikaye anlatıldı ve insanlar varolduğu sürece hikayeler de anlatılmaya devam edecek. Peki ya yüzyıllardır anlatılan bunca sayısız hikayenin hepsinin Kurt Vonnegut tarafından yalnızca 6 grafikle açıklanabildiğini söyleseydik?

Kurt Vonnegut, Amerika’nın önde gelen yazarlarından biri olarak hem eleştirel hem de eğlenceli diliyle Türkçeye çevrilmiş kitaplarıyla da beğeni toplayan oldukça başarılı bir yazardı. 10 yıl önce kaybettiğimiz Vonnegut, Chicago Üniversitesi’nde master tezi olarak çok güvendiği ve 6 Emotional Arcs üzerine gerçekleştirdiği çalışmasını sunsa da o yıllarda Vonnegut’un bu tezi reddedilmişti. Ancak yeni bir gelişme olarak, Vermunt Üniversitesi’nden bir grup öğrenci geliştirdikleri yöntemle Vonnegut’un tezini doğruladı. Bilgisayarlar tarafından gerçekleştirilen ayrıntılı bir analize tabi tutulan bütün hikayeler Vonnegut’un bize sunduğu 6 Emotinal Arcs tezine birebir uyuyordu.

500-days-of-summer-filmloverss

Emotional Arc Nedir?

Emotional Arc teriminin ne olduğunu açıklayabilmek adına Joseph Campell ve Vogler’in de ayrıntılarıyla üzerinde durduğu kahramanın yolculuğu kavramını netleştirmek gerekebilir. Campell ve Vogler, hikayelerdeki kahramanların çok belirgin yollardan geçtiklerini ve aynı anlatı yapısını izlediklerini belirtir. Kahraman başlangıçta “ordinary” yani sıradan, normal yaşantısının içindedir ancak hayatını değiştirecek bir çağrı gerçekleşir. Kahraman bu çağrıyı öncelikle reddeder ancak hayatına giren bir mentor sayesinde bu çağrıya olumlu yanıt verir. 12 adımdan oluşan kahramanın yolculuğu Gılgamış’ta nasıl kurgulandıysa verilebilecek belki de en tuhaf örnek olan Bruce Almighty filmine kadar benzer kalıplarla ilerler. Bu adımların ayrıştırılmasından ziyade Vonnegut, karakterin hikaye boyunca içinde bulunduğu duygu durumunu matematikselleştirir. Yani Emotinal Arc, karakterin film içerisinde geçirdiği duygusal değişimin grafik hali olarak yorumlanabilir.

Ana karakter, hayatında belirli bir noktadadır. Bu nokta iyiden kötüye giden bir düzlemde belirlenir. Daha sonra filmin süresi de kendisine bir başka düzlem yaratır ve film boyunca karakterin yaşadığı iyi ve kötü duygu durumları işaretlenir. Sonucunda ortaya çok belirgin ve birbirine benzer grafikler çıkar.

Örnek vermek gerekirse, erkek karakter yalnız ve mutsuzdur. Aniden hayatını değiştirecek bir kadınla karşılaşır. Büyük ve fırtınalı bir aşk yaşarlar ancak işler istenildiği gibi gitmez ve bir sorun patlak verir. Karakterin duygu durumu yeniden dibe vurur ancak filmin sonunda ikili kavuşarak mutlu sona ya da tersi bir kötü sona ulaşır. Eminim tanıdık gelmiştir ve aklınızdan onlarca hatta yüzlerce bu süreci işleyen film sayabilirsiniz. Hatta En İyi Özgün Senaryo Oscarı’nı alan Eternal Sunshine of the Spotless Mind bile buna dahil.

Peki araştırmacılar bu sonuca nasıl ulaştı? Bu çalışmayı yapmak ve tatmin edici bir sonuç elde edebilmek adına 1327 kurmaca hikaye bilgisayarlar tarafından hedonometre adını verdikleri bir sistemle tarandı. Araştırmacılar duygu durumunu saptamak adına geçebilecek 10.000 kelimeyi bu senaryolarda taradı. En yalın haliyle, eserde geçen kelimeleri inceleyip kelime yoğunluğu o bölümde mutluluk ifade eden kelimeler için mi yoksa üzüntü ya da çöküş ifade eden kelimeler için mi daha fazla olduğu tarandı. Bu bağlamda elde edilen sonuçlar grafikleştirildi ve ortaya Vonnegut’un tezini doğrulayan geniş bir veri çıktı.

vonnegut-filmloverss

Çukurdaki Karakter / Man in the Hole

Vonnegut tezini açıkladığı videosunda ilk olarak 3 grafikten bahseder. Öncelikle Man in the Hole emotinal arc’ı için Türkçeleştirmek adına ben Çukurdaki Karakter tanımlamasını kullanacağım. Bu noktada bir parantez açmak gerekiyor. Genel bir tabirle Man yani “adam” kelimesini kullanmak yerine cinsiyetçi bir tutumdan sıyrılmak adına “karakter” kelimesini kullanmayı daha doğru buluyorum. Aslına bakılırsa Man in the Hole kategorisine giren -genellikle başarı – hikayelerinde yoğun olarak erkekleri görüyoruz. Bir erkeğin ana karakter olarak hayatında yükselip alçaldığı durumlar sıklıkla sinemada kendisine alan bulabilirken kadın hikayelerinin bu gelişimi genelde erkeğe bağlı ilerliyor. Tabii ki bu Man in the Hole tanımlamasındaki man/adam kullanımını doğrulasa da klasik anlatı sinemasının çoğunlukla erkek hikayeleri anlatıyor oluşu özünde zaten cinsiyetçi olduğu için kadın karakterlerin de hesaba katılması gerektiğini düşünüyorum.

Çukurdaki karakter grafiğinde, karakterin duygu durumu olağan hatta sıradandır. Bu sıradanlık, mutlu bir hal ya da mutsuz bir hal de olabilir ancak yine de karakterin günlük yaşantısının “normal”i olarak kabul edilecektir. Ortalama giden hayatında birden bire her şey tepetaklak olan karakter hızla dibe vurmaya başlayacaktır. Bu dibe vuruş onu değiştirip geliştirecek ve hatta büyütecektir. Bu düşüşün sonunda ise karakter hızlı bir yükselişe geçer. Birçok aksiyon filminde de görülebilecek olan bu tablo en basitinden bir dövüş sahnesine bakıldığında bile kolaylıkla fark edilebilir. Karakter rakibiyle mücadele eder ancak git gide gücünü kaybeder. Rakibi karşısında ezilir ve kaybetmeye ya da ölmeye yaklaşır ancak o anda gerçekleşen adeta “ilahi” bir olayla karakter bu belayı başarıyla def ederek hayallerindeki kadınla mutlu bir hayata ulaşır. Burada Vonnegut’un da belirttiği gibi dikkat edilmesi gereken en önemli husus, karakterin filme başladığı andaki mutluluk durumundan daha yukarıda bir seviyeye çıkmış olarak filmi tamamlamasıdır. Peki bu neden önemli? Çünkü aslında karakter hikayesini başladığı yerde bitirseydi ve eline bir şey geçmeseydi bu anlatı sistemin içerisinde sıkışmış bireye umut aşılayamayacaktı. Aynı anlatı yapısıyla anlatılan yüzlerce filmin başarılı olmasının sebebi, sıradan bir hayat yaşayan karakterin başına ne gelirse gelsin sonunda çok mutlu olacağı gerçeğinin kendi hayatından bunalmış ortalama insana umut vadediyor oluşu.

Erkek Bir Kızla Tanışır / Boy Meets a Girl

Erkeğin bir kızla tanıştığı ya da yine tam tersi şekilde cinsiyetçi söylemlerden kaçınmak adına bir kızın erkekle tanıştığı emotional arc, neredeyse bütün romantik komedilerin ve romantik dramaların temelini oluşturur. Diğer emotional arc’ta bahsettiğim gibi aynı şekilde yalnızlık çeken hatta “loser” olarak tanımlanabilecek bir karakter, aniden hayatının aşkıyla karşılaşır. Bu noktada ya ani ve büyük bir aşk yaşanır ya da karakter reddedilse de illa ki aşkına ulaşır. Bu dönemde mevsimlerin geçtiği, arka arkaya gelen planlarla yastık savaşları yapan, kitap okuyan, seyahat eden, bol bol sevişen karakterler bir anda ilişkinin yürütemedikleri bir noktasına gelirler ve talihsiz bir ayrılık yaşanır. Genelde karakterlerden birinin hatasıyla gerçekleşen bu ayrılık, hatalı tarafın yoğun uğraşıları sonucunda telafi edilir ve sonsuz mutluluğa ulaşır. Bu yapıya verilecek uygun örneklerden biri Hitch – Aşk Doktoru olabilir. Elbette bir diğer emotional arc olarak bu anlatı yapısının tersini de söylemek mümkün. Bu noktada da karakterler ya acı çeker ve iyileşir ya da yeni ve daha doğru insanlarla hayatlarına devam eder. 500 Days of Summer da bu tür bir yapıya denk düşen bir aksiyona sahip filmlerden biridir.

Aşk hikayelerinin emotional arc’ında duygu durumu bu şekilde ilerlerken elbette ana akım sinema izleyicisine yine benzer umutlar aşılanır. Kapitalist sistemin içerisinde bütün ürünlerin “mutluluk” adı altında satıldığı günümüzde ne yazık ki benzer yapılarla kurulan filmler de insanları mutlu etmek ve umut vermek adına oldukça inandırıcı bir şekilde kurgulanır. Daha da gerilere gitmek gerekirse sinemanın bu yöntemle algı şekillendirmesine verilebilecek en net örneklerden biri Marilyn Monroe’nun filmlerdeki partnerlerinin genellikle kısa ve ortalama erkekler olmasıdır. Sinemanın bugüne kıyasla neredeyse tamamen erkeklere hitap ettiği bir dönemde, yapım şirketleri izleyicisi olan “orta sınıf mensubu beyaz erkek” kategorisine, filmde Marilyn’in aşkı olarak yer alan erkekler aracılığıyla “sen de böyle bir kadını elde edebilirsin” mesajı verildiği söylenebilir. Benzer kullanımlar hala devam ediyor ve filmler birçok şeyi elde edip mutlu olabileceğimiz konusunda bizi ikna ediyor.

Cinderella

Hepimizin aşina olduğu bu emotional arc, Cinderella’nın üvey annesi ve kız  kardeşleri ile yaşadığı mutsuz hayatı aniden değiştiren olayların varlığıyla mutluluğa doğru uzanışını konu alır. Diğerlerinin aksine basamak basamak ilerleyen bu anlatı yapısının her bir basamağını Kurt Vonnegut, Cinderella’nın peri tarafından elde ettiği ayakkabı, kıyafet ve ulaşım aracı yani “kabak” olarak tanımlar. Bu da aslında hedefine ulaşmaya çalışan karakterlerin basamak basamak ilerleyişi, her şeyin birden bire gelişmemesi anlamını taşır. Cinderella baloya gider ve prens gözlerini ondan alamaz ancak her hikayede olduğu gibi bu çıkışın da bir inişi olacaktır. Saat 12’de evine geri dönmek zorunda kalan Cinderella, yine de mutluluk grafiğinde başladığı noktadan yukarıdadır çünkü prensin ilgisini kazanmıştır. Bildiğimiz gibi prens Cinderella’yı sonunda bulur ve yine sonsuz mutluluğa kavuşurlar.

Bu emotional arc’ta da diğerlerine benzer bir yapı sunulur izleyiciye. Araştırmayı yürüten ekibin en dikkatini çeken ve en çok kullanılan anlatı yapıları ise Oedipus ve Icarus olarak karşımıza çıkıyor. Oedipus, bilindiği üzere talihsiz Oedipus’un bilmeden annesiyle evlenmesini konu almasıyla Freud’un da üzerinde çalıştığı komplekse vermeyi seçtiği isimdir. Anne, baba ve çocuk üçgeninde gerçekleşen bu olay tarafları anne, baba ve çocuk tanımlamalarından çıkarıp bir erkek, sevdiği kadın ve rakibi olan bir başka erkek olarak ele alınabilir. Bu noktada Oedipus’un babasını öldürmesi gibi erkek rakibini ya öldürür ya da bir öldürme temsili olarak saf dışı bırakır. Sonucunda “anne”ye yani sevdiği kadına ulaşır.

Dünya üzerinde ana akım anlatı yapılarının çok büyük bir yüzdeyle hatta neredeyse birebir bu sözü geçen emotional arc’lardan beslendiği söylenebilir. Bu yapılar, aslında bir bakıma başarının ve katharsisin garantilendiği yapılar olarak görülebilir. Bunun sebebi hem bu anlatı yapısına yüzyıllardır verilen eserler üzerinden aşina olmamız hem de hepimizin umuda ihtiyacının olmasıdır.

Bu çalışma kapsamında incelemesi yapılan bütün filmlerin emotional arc grafiklerini görmek için şuraya tıklayabilirsiniz

Kaynak: No Film School

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi