Richard Linklater, bir röportajında “Herkes Biraz İster!!” (Everbody Wants Some!!)’in, Çocukluk –Boyhood’un devamı olarak görülebileceğini söylüyor, fakat bir yandan da 1993 tarihli Dazed and Confused’un ruhunu taşıdığını da inkar etmiyor. O dönem bir “kendini iyi hisset filmi” olarak görülen Dazed and Confused, yine Linklater’ın sözleriyle “karanlık köşelere sahip” bir film ve her şeyin ötesinde o yaşta, lisede tıkılıp kalmış gençlerin belirli bir aşamada takılmalarını anlatıyor.

Linklater’ın son filmi ilk bakışta eğlenceli bir koleje başlama hikayesi olarak algılansa da, aslında lisede tıkılıp kalan gençliğin özgürlüğe ilk adımlarını takip ediyor. Bu ilk adımlar beraberinde sadece eğlenceyi getirmiyor, aynı zamanda sorumlulukları ve korkuları da yüzeye çıkarıyor. Belki de bu nedenle filmin geçtiği zaman dilimi; Jake ve arkadaşlarının okul maceralarını ya da beyzbol şampiyonluklarını değil, okul başlamadan önceki üç günü içeriyor. Yani karakterlerin birbirleri ile tanışma, uyum sağlama, rekabet kurma gibi eylemlerinin en savunmasız hallerinde kendini gösterdiği bir dönemi izleme fırsatı buluyoruz. Üç günlük bir sürenin Linklater için gayet uzun bir zaman dilimi olduğunu düşünürsek; yönetmenin bizi sıfırdan bire değil, daha çok çeyrekten buçukluk dilime taşıyan bir ara zamanı etkili diyaloglar ile işlediğini söyleyebilirim.

Temas, Uyum, Rekabet ve İstenmeyen Başarı

Herkes Biraz İster!!, bir temaslar filmi. Neredeyse ondan fazla karakteri merkezine alıyor ve her ne kadar çoğunu belirli şablonlara hapsetse de bu temaslar sayesinde hepsine anlam yüklemeyi başarıyor. Belki de o ilk bakışta cinsel ilişki hedefleyen heyecanlı gençler -bir nevi American Pie- kolaycılığını da ikili, üçlü hatta daha da kalabalık diyalog ortamlarıyla aşıyor. Cinselliğe yönelik temaslar, bizzat erkeklerin kendi aralarındaki enerjiye de yansıyor. Bu yaklaşma hissinin ise en temel hedefi, yalnızlıktan ve korkulardan uzaklaşarak bir uyum yakalama arayışı. Okulunu bitirmemek için elinden geleni yapan Finn’den müthiş bir atıcı olmasına rağmen draftlara girmeyen deli Jay’e, her konuda bahis açarak rekabetle var olmaya çalışan Nesbit’ten grubun safı olarak konumlandırılan Beuter’e filmde tüm karakterlerin ortak bir zeminde buluştuğunu görebiliyoruz. Bu da doğal olarak senaryo ve yönetim üzerinde müthiş bir hakimiyet gerektiriyor. Linklater, bu kaosun içinden ustaca sıyrılıyor.

Bir sonraki aşamada uyum, rekabete dönüşüyor. Ekibin koleje kabul edilme nedeni beyzbolda gösterdikleri başarılar ve takım içinde yavaştan kendisini hissettiren rekabet, onların üç günlük deneyimlerine de damga vuruyor. Her sohbetin, hareketin ve dansın birer rekabete dönüştüğünü, kimsenin yenilmekten hoşlanmadığını gözlemliyoruz. Uyumlu olmanın doğasında bulunan gizli rekabet, kendi varlığını garanti altına almak isteyen insanın diğerlerine yönelik şiddeti olarak su yüzüne çıkıyor. Tabii bize verilen zaman diliminde bunun daha çok sözlü ya da fiziki şakalar üzerinden ilerlediğini söyleyebiliriz. Uyum ve rekabet arasında ortaya çıkan pozitif ve negatif enerjinin yansıtıldığı alan ise partiler oluyor. Her gece farklı konseptte düzenlenen çılgın partilerde gençlerin sahip olduğu gerilim, sanki dünyanın son gününü yaşarcasına akıtılıyor.

Herkes Biraz İster!! – Everbody Wants Some!!: Sınırlar Onları Bulduğun Yerdedir

Finn, Jake ile yaptığı bir konuşmada şu sözleri sarf eder: “Bilirsin, önündeki tüm engelleri aşıp seni zafere götüren yolu bulabilmek. Bir şey her zaman ortaya çıkar, Yarışmacı mısın? Yoksa oyuncu mu? Ya da, yoksa sadece..- …pes mi edersin?” Aslında ortak bir noktada buluşan grubun tüm yapısını açığa vuran bu rekabetçi yaklaşım, Sisifos efsanesi ile oldukça vurucu bir yapıya bürünür. Yunan mitolojisine göre bir kral olan Sisifos, Zeus tarafından büyük bir kayayı bir tepenin doruğuna yuvarlamakla cezalandırılmıştır. Fakat kaya ne zaman tepeye ulaşsa yeniden aşağı düşer ve görev her gün tekrarlanır. Sisifos’un hem zaferi hem de yenilgiyi aynı anda yaşaması, daha çok onun bilge bir karakter olduğuna yönelik bir inanış doğurur. Cezasını kabullenmiş ama bunu aşmak için de her gün çabalamıştır. Peki bu çabanın sınırı nerededir? Albert Camus’nün “Sisifos Söyleni” isimli kitabında bahsettiği üzere bu saçma çaba, nasıl olur da mutluluk getirebilir ve hayata daha sıkı bağlanmayı sağlar? İşte Jake’in beyzbol ile Sisifos’u birleştiren makalesi de bu efsaneyi modern çağa taşır. Jake ve diğerleri, beyzboldaki becerileri ile kutsanmışlar ve tamamen saçmalıktan oluşan hayatlarına bu şekilde anlam katmışlardır. Oyunun açtığı yol, birbirlerini tanımalarını ve hayat dedikleri meşgaleyi paylaşmalarını, onu anlamlı kılmayı sağlar. Beyzbolun kendisi de yapısı gereği saçmadır, tek başına bir anlam ifade etmez. Fakat herkesçe yararsız görünen bir şey için çaba göstermek de en azından keyif alınan bir aktiviteye dönüşebilir. Kısacası tüm o temas, uyum ve rekabet görünürde başarıya ulaşan yolu oluştursa da başarının kendisi eninde sonunda anlamsızdır. Linklater sinemasında her zaman ulaştığımız sonuç değil, o sonuca ulaşırken geçirdiğin süreç önemlidir. Yolun sonunda sınırlar vardır ama süreç her zaman daha zengin anlamlar ve anılar biriktirir. Tıpkı “Herkes Biraz İster!! (Everbody Wants Some!!)’in başardığı gibi…

Richard Linklater, bir röportajında “Herkes Biraz İster!!” (Everbody Wants Some!!)’in, Çocukluk –Boyhood’un devamı olarak görülebileceğini söylüyor, fakat bir yandan da 1993 tarihli Dazed and Confused’un ruhunu taşıdığını da inkar etmiyor. O dönem bir “kendini iyi hisset filmi” olarak görülen Dazed and Confused, yine Linklater’ın sözleriyle “karanlık köşelere sahip” bir film ve her şeyin ötesinde o yaşta, lisede tıkılıp kalmış gençlerin belirli bir aşamada takılmalarını anlatıyor. Linklater’ın son filmi ilk bakışta eğlenceli bir koleje başlama hikayesi olarak algılansa da, aslında lisede tıkılıp kalan gençliğin özgürlüğe ilk adımlarını takip ediyor. Bu ilk adımlar beraberinde sadece eğlenceyi getirmiyor, aynı zamanda sorumlulukları ve korkuları da yüzeye çıkarıyor. Belki de bu nedenle filmin geçtiği zaman dilimi; Jake ve arkadaşlarının okul maceralarını ya da beyzbol şampiyonluklarını değil, okul başlamadan önceki üç günü içeriyor. Yani karakterlerin birbirleri ile tanışma, uyum sağlama, rekabet kurma gibi eylemlerinin en savunmasız hallerinde kendini gösterdiği bir dönemi izleme fırsatı buluyoruz. Üç günlük bir sürenin Linklater için gayet uzun bir zaman dilimi olduğunu düşünürsek; yönetmenin bizi sıfırdan bire değil, daha çok çeyrekten buçukluk dilime taşıyan bir ara zamanı etkili diyaloglar ile işlediğini söyleyebilirim. Temas, Uyum, Rekabet ve İstenmeyen Başarı Herkes Biraz İster!!, bir temaslar filmi. Neredeyse ondan fazla karakteri merkezine alıyor ve her ne kadar çoğunu belirli şablonlara hapsetse de bu temaslar sayesinde hepsine anlam yüklemeyi başarıyor. Belki de o ilk bakışta cinsel ilişki hedefleyen heyecanlı gençler -bir nevi American Pie- kolaycılığını da ikili, üçlü hatta daha da kalabalık diyalog ortamlarıyla aşıyor. Cinselliğe yönelik temaslar, bizzat erkeklerin kendi aralarındaki enerjiye de yansıyor. Bu yaklaşma hissinin ise en temel hedefi, yalnızlıktan ve korkulardan uzaklaşarak bir uyum yakalama arayışı. Okulunu bitirmemek için elinden geleni yapan Finn’den müthiş bir atıcı olmasına rağmen draftlara girmeyen deli Jay’e, her konuda bahis açarak rekabetle var olmaya çalışan Nesbit’ten grubun safı olarak konumlandırılan Beuter’e filmde tüm karakterlerin ortak bir zeminde buluştuğunu görebiliyoruz. Bu da doğal olarak senaryo ve yönetim üzerinde müthiş bir hakimiyet gerektiriyor. Linklater, bu kaosun içinden ustaca sıyrılıyor. Bir sonraki aşamada uyum, rekabete dönüşüyor. Ekibin koleje kabul edilme nedeni beyzbolda gösterdikleri başarılar ve takım içinde yavaştan kendisini hissettiren rekabet, onların üç günlük deneyimlerine de damga vuruyor. Her sohbetin, hareketin ve dansın birer rekabete dönüştüğünü, kimsenin yenilmekten hoşlanmadığını gözlemliyoruz. Uyumlu olmanın doğasında bulunan gizli rekabet, kendi varlığını garanti altına almak isteyen insanın diğerlerine yönelik şiddeti olarak su yüzüne çıkıyor. Tabii bize verilen zaman diliminde bunun daha çok sözlü ya da fiziki şakalar üzerinden ilerlediğini söyleyebiliriz. Uyum ve rekabet arasında ortaya çıkan pozitif ve negatif enerjinin yansıtıldığı alan ise partiler oluyor. Her gece farklı konseptte düzenlenen çılgın partilerde gençlerin sahip olduğu gerilim, sanki dünyanın son gününü yaşarcasına akıtılıyor. Herkes Biraz İster!! – Everbody Wants Some!!: Sınırlar Onları Bulduğun Yerdedir Finn, Jake ile yaptığı bir konuşmada şu sözleri sarf eder: “Bilirsin, önündeki tüm engelleri aşıp seni zafere götüren yolu bulabilmek. Bir şey her zaman ortaya çıkar, Yarışmacı mısın? Yoksa oyuncu mu? Ya da, yoksa sadece..- ...pes mi edersin?” Aslında ortak bir noktada buluşan grubun tüm yapısını açığa vuran bu rekabetçi yaklaşım, Sisifos efsanesi ile oldukça vurucu bir yapıya bürünür. Yunan mitolojisine…

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Linklater sinemasında her zaman ulaştığımız sonuç değil, o sonuca ulaşırken geçirdiğin süreç önemlidir. Yolun sonunda sınırlar vardır ama süreç her zaman daha zengin anlamlar ve anılar biriktirir.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
80
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi