“17 yıldır evden çıkmadım, eğer çıkarsam ölürüm.” Ergenlik dönemi bunalımlarını andıran bir başlangıç yapan film, izleyicisini 18 yaşına yeni giren genç bir kızın ağzından çıkan ve ölüm sözcüğü ile biten bu cümle ile sarsıyor, bu ani hava değişimi, asıl hikayenin başlamasına yol açıyor. Film, ölümcül bir hastalığın pençesindeki genç kız ile kendisi için zararlı, uzun saçlı, çarpık gülüşlü, karanlık ve gizemli komşu çocuğunun arasındaki tatlı, tutkulu ancak imkansız aşk hikayesini izleyiciyle buluşturuyor. Her Şey, senaryosunda yaptığı ters köşe ile hasta bir genç kız ve yakışıklı komşu çocuğu arasında yaşanan bu sıcak aşk hikayesinin izleyici üzerindeki etkisini artırmayı hedeflerken azaltan bir gençlik filmi. Filmi, Alacakaranlık serisi, Aynı Yıldızın Altında gibi filmlerle alıştığımız romantik gençlik türünün bir örneği olarak kolayca kategorize etmemiz mümkün. Zira, bu filmlerde olduğu gibi, Her Şey’de de izlediğimiz hikayenin ana fikri “birliktelikleri kendileri için zararlı veya zamanları kısıtlı olan iki gencin izleyenleri içerisine çeken tutkulu ve lanetli aşkı” olarak özetlenebilir nitelikte. 18 yaşındaki Maddy Whittier (Amandla Stenberg), hayatı boyunca beyazlarla dolu aşırı steril evinden hiç çıkamamış çünkü ciddi kombine bağışıklık yetmezliğinin (SCID) nadir görünen bir türüne sahip ve neredeyse dış dünyanın bütün ögelerine karşı alerjik. Nicola Yoon’un aynı isimli romanından J. Mills Goodloe tarafından uyarlanmış filmin hikayesinde, Maddy’nin camdan kalesinden dışarı bakarken fark ettiği, yan eve taşınan Olly Bright (Nick Robinson) ile tanışması, oldukça sıradan olan hayatında değişimleri başlatıyor. 2001 yılı yapımı Balon Çocuk’u hatırlatan hikayesiyle izleyicisine 18 yaşında olup aşık olmanın nasıl bir duygu olduğunu hatırlatan filmin yönetmenliğini Stella Meghie üstleniyor. Her Şey: "Her gün tamamen birbirinin aynı, belki bugün farklı olur." Camdan ve oldukça steril beyaz kalesinden dışarıya bakan Maddy’nin yan eve taşınan Olly’i görmesi ile değişim rüzgarları esmeye başlıyor ve izleyici, bu iki genç arasında yaşanacak masum ve tutkulu aşkın gelişine hazırlanıyor. Amandla Stenberg’in başarılı performansı ve filmin geneline hakim olan yakın planların yardımıyla bizler için oldukça ilişki kurulabilir bir şekilde yansıtılan başrolümüz Maddy ile başladığımız bu oldukça yalnız hikayeye, Olly’nin dahil oluşu, internet üzerinden aldığı derslerle dışarıya tamamen kapalı dünyasında başka dünyalar kuran Maddy’nin bütün hayatının değişmesine sebep oluyor. İki genç arasında romantik bir şeyler yaşanacağını zaten biliyoruz, ancak bu iki genç arasında kocaman bir engel var; Maddy her şeye karşı alerjik. Hedeflenen yaş grubunu kitlesi arasında bulunduran Amerikalı şarkıcı Taylor Swift’in kliplerini (You Belong With Me) andıran bir şekilde camdan cama başlayan bu ilişkinin işleniş biçimi, hikayenin izleyici üzerinde yaratacağı etkinin tamamen ilişkinin tutku seviyesine bağlı olması sebebiyle büyük bir önem taşıyor ve bu noktada yönetmen Stella Meghie’nin aldığı kararlar devreye giriyor. Teknoloji yardımıyla inşa edilen bu ilişkiyi izleyiciye aktarırken Meghie, sadece yazılan mesajları ekrana getirmektense farklı bir yol tercih ediyor ve Olly’nin Maddy’nin dünyasına girişini öncelikle onu, Maddy’nin inşa ettiği dünyalara dahil ederek gösteriyor. Maddy’nin maketten dünyalarında kendisini özdeşleştirdiği astronotun da eşliğinde Maddy ve Olly yüz yüze konuşabiliyor ve bu sayede izleyici, aralarındaki diyaloğu izlerken yazıları takip ederek sıkılmıyor. Aksine, bu ilişkiyi benimseyip bu iki gencin arasındaki duyguların derinliğine inanmaya başlıyor. Aynı zamanda, Olly’nin Maddy’nin hayatına girişi, film boyunca Maddy’nin giydiği kıyafetlerin renklerindeki değişimlerle de destekleniyor ve izleyiciye fark ettiriliyor. Steril dünyasında…

Yazar Puanı

puan - 55%

55%

Her Şey, senaryosunda yaptığı ters köşe ile hasta bir genç kız ve yakışıklı komşu çocuğu arasında yaşanan sıcak aşk hikayesinin izleyici üzerindeki etkisini artırmayı hedeflerken azaltan bir gençlik filmi.

Kullanıcı Puanları: 4.78 ( 2 votes)
55

“17 yıldır evden çıkmadım, eğer çıkarsam ölürüm.” Ergenlik dönemi bunalımlarını andıran bir başlangıç yapan film, izleyicisini 18 yaşına yeni giren genç bir kızın ağzından çıkan ve ölüm sözcüğü ile biten bu cümle ile sarsıyor, bu ani hava değişimi, asıl hikayenin başlamasına yol açıyor. Film, ölümcül bir hastalığın pençesindeki genç kız ile kendisi için zararlı, uzun saçlı, çarpık gülüşlü, karanlık ve gizemli komşu çocuğunun arasındaki tatlı, tutkulu ancak imkansız aşk hikayesini izleyiciyle buluşturuyor. Her Şey, senaryosunda yaptığı ters köşe ile hasta bir genç kız ve yakışıklı komşu çocuğu arasında yaşanan bu sıcak aşk hikayesinin izleyici üzerindeki etkisini artırmayı hedeflerken azaltan bir gençlik filmi.

Filmi, Alacakaranlık serisi, Aynı Yıldızın Altında gibi filmlerle alıştığımız romantik gençlik türünün bir örneği olarak kolayca kategorize etmemiz mümkün. Zira, bu filmlerde olduğu gibi, Her Şey’de de izlediğimiz hikayenin ana fikri “birliktelikleri kendileri için zararlı veya zamanları kısıtlı olan iki gencin izleyenleri içerisine çeken tutkulu ve lanetli aşkı” olarak özetlenebilir nitelikte. 18 yaşındaki Maddy Whittier (Amandla Stenberg), hayatı boyunca beyazlarla dolu aşırı steril evinden hiç çıkamamış çünkü ciddi kombine bağışıklık yetmezliğinin (SCID) nadir görünen bir türüne sahip ve neredeyse dış dünyanın bütün ögelerine karşı alerjik. Nicola Yoon’un aynı isimli romanından J. Mills Goodloe tarafından uyarlanmış filmin hikayesinde, Maddy’nin camdan kalesinden dışarı bakarken fark ettiği, yan eve taşınan Olly Bright (Nick Robinson) ile tanışması, oldukça sıradan olan hayatında değişimleri başlatıyor. 2001 yılı yapımı Balon Çocuk’u hatırlatan hikayesiyle izleyicisine 18 yaşında olup aşık olmanın nasıl bir duygu olduğunu hatırlatan filmin yönetmenliğini Stella Meghie üstleniyor.

Her Şey: “Her gün tamamen birbirinin aynı, belki bugün farklı olur.”

Camdan ve oldukça steril beyaz kalesinden dışarıya bakan Maddy’nin yan eve taşınan Olly’i görmesi ile değişim rüzgarları esmeye başlıyor ve izleyici, bu iki genç arasında yaşanacak masum ve tutkulu aşkın gelişine hazırlanıyor. Amandla Stenberg’in başarılı performansı ve filmin geneline hakim olan yakın planların yardımıyla bizler için oldukça ilişki kurulabilir bir şekilde yansıtılan başrolümüz Maddy ile başladığımız bu oldukça yalnız hikayeye, Olly’nin dahil oluşu, internet üzerinden aldığı derslerle dışarıya tamamen kapalı dünyasında başka dünyalar kuran Maddy’nin bütün hayatının değişmesine sebep oluyor. İki genç arasında romantik bir şeyler yaşanacağını zaten biliyoruz, ancak bu iki genç arasında kocaman bir engel var; Maddy her şeye karşı alerjik. Hedeflenen yaş grubunu kitlesi arasında bulunduran Amerikalı şarkıcı Taylor Swift’in kliplerini (You Belong With Me) andıran bir şekilde camdan cama başlayan bu ilişkinin işleniş biçimi, hikayenin izleyici üzerinde yaratacağı etkinin tamamen ilişkinin tutku seviyesine bağlı olması sebebiyle büyük bir önem taşıyor ve bu noktada yönetmen Stella Meghie’nin aldığı kararlar devreye giriyor. Teknoloji yardımıyla inşa edilen bu ilişkiyi izleyiciye aktarırken Meghie, sadece yazılan mesajları ekrana getirmektense farklı bir yol tercih ediyor ve Olly’nin Maddy’nin dünyasına girişini öncelikle onu, Maddy’nin inşa ettiği dünyalara dahil ederek gösteriyor. Maddy’nin maketten dünyalarında kendisini özdeşleştirdiği astronotun da eşliğinde Maddy ve Olly yüz yüze konuşabiliyor ve bu sayede izleyici, aralarındaki diyaloğu izlerken yazıları takip ederek sıkılmıyor. Aksine, bu ilişkiyi benimseyip bu iki gencin arasındaki duyguların derinliğine inanmaya başlıyor. Aynı zamanda, Olly’nin Maddy’nin hayatına girişi, film boyunca Maddy’nin giydiği kıyafetlerin renklerindeki değişimlerle de destekleniyor ve izleyiciye fark ettiriliyor. Steril dünyasında daima baştan aşağı beyaz giyinen Maddy, Olly’nin dünyasına dahil olmaya başlamasıyla hayatına mor, çok görmek istediği okyanusun renkleri gibi mavi ve sarı gibi başka renkleri de dahil ediyor, hayatına renk geliyor. Maddy’nin Olly üzerindeki etkisi ise, daima siyah giyen gizemli ve karanlık çocuk Olly’nin siyah gömleğinde yer alan çiçeklerle destekleniyor ve bu iki birlikte olmaması gereken genç, birbirlerini değiştirip, birbirlerine karışmaya başlıyor. Stella Meghie’ye temas olmayan bu ilişkiye tutku, heyecan ve inandırıcılığı getirirken yardımcı olan önemli unsurlar arasında Amandla Stenberg ve Nick Robinson’ın başarılı ve seyirciye onların dışında var olan dünyayı unutturan derinlikteki oyunculuklarının etkisi de yer alıyor.

Bu hikayenin iyilik perisi, hemşire Carla (Ana de la Reguera)’nın araladığı kapıdan Maddy’nin mükemmel derecede kusursuz ve lekesiz hayatına sızan Olly, soruları ve kuralların yıkılabileceği gibi düşünceleri de beraberinde getiriyor. Bu noktada, kendisini iki genç arasındaki aşka tamamen kaptıramayan izleyiciler için 18 yıldır evinden hiç çıkmamış bir kızın nasıl bu kadar kolay kredi kartı alabileceği gibi gerçek hayatın mantığına ait sorular gelmeye başlıyor ve mantığını sinema salonunun dışında bırakmamış seyirciler için hikayeye inanmak zor bir hal almaya başlıyor. Hikayenin izleyici üzerindeki etkisini tehdit eden durumlar arasında yapılan bazı göndermelerin ve hikayede yer alan karakterlerin birçoğunun fazla derinliğinin olmaması. Cher ve Nicholas Cage’in başrollerini paylaştığı 1987 yılı yapımı Ay Çarpması filmine yapılan göndermeler, film tarafından detaylı işlenmiyor ve izleyicinin iki hikaye arasında kurulmak istenen bağı anlaması zorlaşıyor. Aynı durum, Küçük Prens’e yapılan gönderme için de geçerli, bu göndermeler hikayeyi besleyerek güçlendirebilecekken havada bırakılıyor. Maddy, bizlere bu hikayede eşlik eden başrolümüz ve hasta, ancak Olly’nin de karmaşık bir hayatı olduğu durumu izleyiciye gösterilse de, hiçbir zaman tam anlamıyla anlatılmıyor ve izleyici Olly hakkında daha fazla bilgiye aç bırakılıyor. Önemli karakterlerine çok fazla derinlik yüklemeyen film, aynı zamanda daha fazla karmaşa ve imkansızlık hissine ihtiyaç duyuyor. İzleyici, aşk hikayesine karşı duyduğu bağlılığın altını yaşanmışlıklar ve paylaşılan anılar ile destekleyemiyor. Kurulan ilişki, her ne kadar izleyiciyi yakalamayı başarsa da, Maddy ve Olly’nin birbirlerine sadece hikaye gereğince aşık olmak için aşık olduklarını hissettirmekten kaçamıyor. Karakterler üzerinde ölüm gibi çok büyük bir tehdit olmasına rağmen bu durum, genellikle mutlu zamanlara odaklanan film tarafından oldukça hafif bir şekilde işleniyor. Her ne kadar bu hareketiyle film, senaryoda yaşanacak ters köşenin gelişini hissettiriyor olsa da, umutsuzluk ve imkansızlık olguları üzerinden beslenmesi hedeflenen bu aşk hikayesinin izleyici üzerindeki etkisinin azalmasına sebep oluyor. Senaryoda yaşanan, bir anlamda 2009 yılı yapımı Köpek Dişi filmindeki aile yapısını anımsatan ters köşe ise filmi desteklemektense anne doktor Pauline Whittier (Anika Noni Rose) karakterine ve yaşadığı acılara gereken derinliğin verilmemesinden dolayı başrolümüzü değil belki ama filmin heyecanını öldürüyor.

Steril ve dışarıya kapalı, ancak çok kültürlü dünyasıyla Her Şey, mantığının sesini 96 dakika boyunca kısabilecek olanlar ve hedeflediği kitle için anlatılan aşk hikayesinde kendilerini kaybedebilecekleri bir film. Ancak, geriye kalanlar için, Maddy’nin saydığı olası başka versiyonlarının aksine destansı bir hal alabilecekken, izleyicisini tatmin eden bu versiyonu ile akıllarda izlenebilecek en yumuşak imkansız aşk hikayelerinden bir tanesi olarak kalıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi