Hep Yek fragmanları taciz ve cinsiyetçiliği meşrulaştıran duruşuyla pek çok insanı şaşırttı. Film vizyona girmeden önce, hepimizin bu konu üzerine biraz düşünmesi gerekiyor.

5 Şubat’ta Hep Yek isimli bir film vizyona girecek. Film bir bütün olarak neye benziyor şu an bilmesek de, fragmanlar bize çok tanıdık bir hikaye anlatıyor: Bu ülkede cinsiyetçiliğin ne boyutlarda olduğunun, kadınların nasıl düzenli olarak ayrımcılığa maruz bırakılıp aşağılandığının, tacizcilerin nasıl da şirinleştirildiğinin, kadınların hayatının düzenli olarak kabusa çevrilmesinin ne kadar komik bulunduğunun hikayesini.

Aşağıda yer alan teaserlar ve fragmanlar, filmin yapım şirketi Roll Caption‘ın youtube hesabından yüklenme sırasıyla alındılar. Ben de müsaadenizle yazının geri kalan kısmında “Filmloverss Yazarı” paltosunu üzerimden atıp, yapılan eylemin doğrudan muhatabı olarak, bir kadın olarak varlığımı göstereceğim.

Not: Yazı ve videolar küfür içermektedir. İçeriği anlamsızlaştırmamak adına sansür uygulamadık. Eğer bu durumdan rahatsızlık duyacaksanız yazının geri kalanını okumamanızı tavsiye ederiz.

https://www.youtube.com/watch?v=7b2rXQshUKs

Birinci teaserın ikinci saniyesinde yoldan geçen topuklu sarışın kadınlar, oğlanları keser. Bunlar ıslık çalar, kadınlar yola manken gibi yürüyerek devam ederler. Sonraki sahnede  kendilerinden yaşça büyük bir adamdan “hayvan eti yemişler” ve “kafanızı siktiklerim” dahil bir sürü laf yerler. Bir sonraki sahnede kafasına silah dayanan bir adam ve kahramanlarımızın ortasında otururken bayılan bir kadın görürürüz. Bir sonraki sahnede, iki seksi kadından bir tanesi göğüslerini arabaya dayayarak “sapık falan değilsiniz değil mi?” der (ve anlarız ki bu kadınlar, haddinden fazla yapaylıktaki seksi  kıyafetlerle otostop yapıyorlar). Derken kahramanlarımızı yerde oturup bir kadın donunu koklarken görürüz. “Kız donu” diye durumu iyice netleştirme gereksinimi de duyarlar üstelik. Fırat Tanış’ın karakteri kahramanlarımızı tehdit eder ve derken az önce otostop çeken kadınları, arabanın arka koltuğunda ayakta (!) giderken görürüz. Bir sonraki sahnede işler daha da ilginçleşir, bir araba yarışını başlatan mini elbiseli sarışın bir kadının bacaklarını görürüz. Filmin isminin gelmesiyle her şey nihayet bitti sanarken de Gürkan Uygun’u “O ibneleri kireç çukuruna gömün” derken görürüz, arkasındaki duvarda ise seksi kadın resimleri vardır.

Yalnızca ilk teaser’da sinirlerin hoplamaması ne mümkün. Öncelikle bu ülkede kadınlar, yolda hangi kıyafetle yürürlerse, yanlarından ne kadar yakışıklı bir adam geçerse geçsin, onları kesip özgüvenle yollarına devam etmezler, edemezler; ya sinirlenirler, ya korkarlar. Adımlar hızlanır ve kalabalık bir yere ulaşmaya çalışılır. Buradaki sahne, tacizci ve tecavüzcülerin polis ifadelerinde tasvir edilenlerden yola çıkarak hazırlanmış bir sahne olabilir ancak bir gerçekçiliği yok. Eğer ki seks işçisi değilseniz, ancak o zaman işler değişebilir. Bir seks işçisi de yan bakış atıp cat-walk yaparak yoluna devam etmez.

İkinci olarak Tuna Orhan’ın karakterinin hakaretleri, filme boyut atlatıyor. Feministlerin ve veganların sık sık referansını verdiği Carol Adams, Etin Cinsel Politikası adlı kitabında, kadınlara yapılan ayrımcılıklar ve hayvanların sömürüsünün birbiriyle ne kadar da iç içe geçmiş bir mesele olduğunu anlatır. Yazının ilerleyen kısmında bu durum başka örneklerle bir kez daha açığa çıkacak, fakat ilk örneğimiz bu “hayvan eti yemişler” cümlesi. Diğer küfürlü hakareti açıklamamıza gerek yok heralde. Bu teaserda kadınların yer almadığı sahnelerin hepsinde sözlü olarak kadınlara ve eşcinsellere ayrımcılık uygulamanın bir yolu bulunmuş durumda.

Bir sonraki sahnede neler olup bittiğini filmi izlemeden kestirmek zor olsa da, kadının gazozuna ilaç atılmamış olmasını ancak temenni edebiliyoruz. Sonraki sahnede, yani otostop sahnesinde ise işler kontrolden çıkıyor…

Nasıl olur da böyle bir sahne kurgulanır? Barış için gelinlikle dünya turuna çıkan Pippa Baccar, bu ülkede tecavüze uğrayıp boğularak öldürüldü. Bunun dışında bıçaklanan, tecavüze uğrayan, fiziksel şiddete maruz kalan, öldürülen veya hala kayıp olan yerli ve yabancı bir sürü kadın var. Tüm bunların ortasında, biri dolandırıcı bile olsa, sütyenini gösteren yırtık bir tişörtle, seksi pozlar vere vere otostop mu çeker sanıyorsunuz? Yine bir tacizci veya tecavüzcünün fantezisiyle karşı karşıyayız. Daha da absürtü, dolandırıldığını, daha doğrusu arabalarının çalındığını, o noktada anladığımız adamlardan birinin bir de tutup kadınlardan birinin çamaşırı olduğunu söyledikleri donu koklaması.

Bir sonraki sahnenin filmde ne kadar kilit bir noktada durup durmadığını izlemeden kestirmemiz zor olsa da, yarış sahnesinin teasera eklenmesinin esas işlevi mini elbiseli bir kadının bacaklarını göstermekmiş gibi duruyor. Ve elbette videonun sonuna geldiğimizde işin ucu nihayet ibnelere de değiyor. Kadınları yerden yere vurmuşken, eşcinselliği de bir aşağılama sıfatı olarak kullanmamak ne mümkün! Herkes yapmıyor mu zaten?

Gelelim ikinci teasera, yani internette filmin “popülerliğini” esas arttıran videoya:

https://www.youtube.com/watch?v=y4Y8hz0PMns

“Anasını sen al kızını da ben” çalan arabadan sarkan bir erkeğin ne kadar güzel seviştiğini anlatırken, yoldan yürüyen iki kadının, suratını asmak dışında bir şey yapmadığı, adamın mastürbasyon yapar gibi triplere girdiği bir sahne hadi diyelim bir filme dahil oldu. Nasıl bunu teaser olarak kullanıp da bir filmin tanıtımı için tacizden nemalanılır?

Videonun bir ay kadar önce paylaşılmış olduğu bir facebook sayfasından birkaç yorumu dokunmadan alıntılıyorum:

  • Adam cadırı dikmiş gezio:)))
  • Adam durust en azindan ?
  • Titirettin beni Titirettin sırf bu sahne için bile gidilir
  • Adam yürümekte resmen çağ atladı kırıldım gülmekten
  • bu filmden sonra titreyenlerden kaçın kızlar
  • hahahahha bizi sinemada oynatiyolar haberimiz yok
  • Bu replikleri alıp kızlara yapcam?
  • nolmus buna bizim icimizde biraktiklarimizi adam disari vurmus ne var yani
  • natasalara anca bu muamele gotunu basini acip sokaktalar
  • Araç bende olucak bu kızlar sonruftan içeri dalar film işte

Elbette yorumların arasında (ve internetin başka köşelerinde) teasera itiraz eden, yapılan şeye karşı çıkan bir sürü insan var. Ama yukarıdaki yorumları yapanlara filmin verdiği manevi destek, tacizcinin sırtının sıvazlanması korkunç bir durum. Bunun dışında yine yorumlarda seksi tacizden ayıramayan, kadının metalaştırılması ile “mini etek giymek” arasındaki sınırları çizemeyen bir sürü insan var. Hepsine ek olarak, zaten halihazırda evinin sokağında, üzerinde ne olursa olsun arabayla takip edilen kadınlarla da resmen dalga geçiliyor. Israrcıyım, bir kadın tacize pasif kalmaz. Belki ses çıkartmamaya karar verebilir çünkü malum “erkekliğe laf etmek” gibi absürt gerekçeler üzerinden ceza indirimi verilebilen bir ülkedeyiz. Özgecan’ın katili savunmasını buna güvenerek “Sinirli adamım. Hem o bayan bana ne söyledi biliyor mısınuz? Şerefsiz.” diye savunma yaptı. Sokakta yürüyen kadının surat ifadesinden böyle bir durumda gülünecek bir şey olmadığı anlaşılır. Kadınlar tacize uğradıklarında yalnızca hoşlanmadıkları geçici bir durum varmış gibi davranmazlar. Bedenlerine ve şahıslarına müdahalede bulunuluyordur ve bunu iliklerine kadar hissederler.

Ayrıca hatırlatalım, arabayla takip ve zorla araca bindirme girişimi bir cinsel saldırı suçudur ve yapan kişi komik bir insan namını kazanmak yerine, 3 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle yargılanma ihtimaliyle karşı karşıya kalır.

Üçüncü teaser, en masum teaser’ımız oluyor şu ana kadar değerlendirdiklerimiz arasında. Bu defa hakaretten rapçi Fuat aracılığıyla sadece eşekler nasibini alıyor. Filmin hedef kitlesine dair de iyice bir fikir sahibi oluyoruz

https://www.youtube.com/watch?v=-a2pxmInXsI

Gelelim fragmana:

https://www.youtube.com/watch?v=orxFvZTpyD4

Fragmanda öne çıkan ilk tema homofobi. “Kadın kıyafetleri” ile danseden birkaç erkeğin hemen ardından, Gürkan Uygun’un ilk teaserın sonunda gördüğümüz sahnesi yeniden karşımıza çıkıyor ki, eşcinsellere ve trans bireylere karşı nefret hepten pekişsin (ve güldürsün). Denise Capezza da bu fragmanda varlığını hepten belli eden bir karakter haline geliyor. Bu arada Tuna Orhan, seksist küfür arşivine ayrıca yad etmek istemediğimiz bir yenisini daha ekliyor. Ağırlıklı olarak teaserlarda gördüğümüz sahneleri bir araya getiren bu fragman, son sahnede unuttuğu ayrımcılık temalarından bir tanesini daha, sanki kendi ana kahramanıyla dalga geçermişcesine araya yedirmeyi unutmuyor: yabancı kadın rustur, rus kadın fahişedir.

Dördüncü teaser, bizim çizdiğimiz çerçevede en masum kaçan teaser. Yayınlanan beşinci teaser ise fragmanın sonunda geçen “rus” sahnesinin aynısı.

https://www.youtube.com/watch?v=8E-odeJ9cHo

Bundan sonra kötü bir şeyle daha karşılaşmamayı beklediğinizi biliyorum. Benim için de kota çoktan doldu. Fakat ikinci fragmanın açılışında öyle bir şey görüyoruz ki, Carol Adams’ın kitabı yazarken aklına gelmemiştir:

https://www.youtube.com/watch?v=Q-0s1LZ8tLY

Evet, öldürülmüş bir hayvanın poposuna gül koymuşlar ve insanların buna gülmesi bekleniyor. Mezbaha askısında asılı duran iki erkek ise, “dönüyor” oldukları için “ibne” olarak adlandırılıyorlar.

Son olarak, şu ana kadar Denise Capezza’nın karakterinin başına ters bir şey gelmemiş gibi duruyor olabilir fakat sinopsiste anlıyoruz ki, Capezza’nın canlandırdığı Camilla da filmde “kadınlık”tan nasibini almış:

Cevat, Türkiye’nin ünlü Kabadayılarından birinin şehvet ve şan düşkünü oğludur. Uluslararası alanda şöhrete sahip manken Camilla’yı tutkulu aşkı sonucunda kaçırmaya karar verir. Bu kaçırma operasyonunu Cevat adına Ziya Baba üstlenir. Ziya Camilla’yı kaçırır ve Camilla’yı bir paket içinde Cevat’a götürme görevini Şahin’e verir. Ancak Şahin, Cevat’a götürdüğü paketin içinde ne olduğunu bilmez. Şahin paketi İzmir’den, İstanbul’a getirirken Gürkan ve Altan adında iki belalı ile yolu kesişir, onlar yüzünden Cevat’a götüreceği paketi kaybeder. Bu sebeple Şahin hayatının en zor 48 saatini yaşamak zorunda kalır.

Fragmanlar boyunca açılmaması gereken bagajda olanın da, aşırı sevgiden kaçırılmış bir kadın olduğunu öğrendiğimize göre kapanışı yapabiliriz.

İlla “E böyle adamlar yok mu gerçekte? Küfredilmiyor mu?” diyenler çıkacaktır. Varlar, küfrediyorlar. Bunlara da gülüyorlar. Sadece küfredip gülmüyorlar. Öldürüyorlar, tecavüz ediyorlar, insanların vücut bütünlüğüne müdahalede bulunmaya çalışıyorlar. Komik değiller. Çok ciddi bir toplumsal krizin temsilcisiler. Kayıt altına alınabilen verilere göre, geçtiğimiz sene 289 kadın öldürüldü, 2016’nın başındaysa 11 kadın öldürüldü. Her dört saatte bir kadın tecavüze uğruyor. Eşcinsel ve trans bireyler için de durum çok farklı değil. Biz ölmeyi, cinsel, fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalmayı hak etmiyoruz. Tacizi ve şiddeti “komik” gösteren her şey, aynı zamanda bunları meşrulaştıyor. O yüzden de önemli olan böyle insanların varlığı değil, var olduklarından emin olacak kadar nefeslerini enselerimizde hissettiğimiz bu adamların artık her alanda korunmaması. Uyguladıkları şiddeti komik ve meşru görmemeleri.

  • İyi hoş tespitler lakin şunu da bir sorgulamakta fayda vardır diye düşünüyorum. Yapımcılar Türkiye’de ne yazık ki kültürsüz ve sanat değerlerinden yoksun, bir tüccar zihniyetine sahip. Sadece kazanacağı parayı umursar. Bu yüzden yapımcının halkın nabzını yoklamasından dolayı böyle bir filme (ki senelerdir bu tarz film yapılıyor) onay vermesi normaldir. Yalnız oynayan oyuncu kadrosuna da göz atmak lazım. Bu insanlar sözde normal yaşantılarında her türlü sol ve toplumsal harekette en öndeyken böyle bir senaryoya sahip bir filmin kadrosunda işleri ne? Her şey para mı? Parayı ve maddiyatı önemseyen sanatçıya sanatçı mı denir? Özellikle Füsun Demirel ve Fırat Tanış her ortamda toplumsal olaylara karşı belli başlı tutum sergilerken bu yapımlarda usul usul oynayıp paraları almaları biraz da yüzsüzlük değil mi? Aynı şeyi bir çok oyuncu için de söyleyebilirim. Dizilerde oldukça yüksek meblağlar karşılığında oynamaları ve kendi dizisinin set işçisinin yaşadığı zorluklara kulak asmayanlar vs. vs. yani kısacası her sorunla ilgili bir madde çıkabilirim size. Demek istediğim şu ki öncelikle Oyuncular, yönetmenler bunlara ses çıkarmıyorsa, yapımcılar gibi parayı basan düdüğü çalar anlayışı hep hakim olacaksa bu yazının da, yapılan serzenişin de pek bir yararı olmayacaktır.

  • Tahir A

    Tamam anladık, sex sell’s (Cinsellik Satar/Sattırır). Lakin ‘tecavüz, cinsel istismar veya cinsel taciz satar/sattırır diye bir kavram bildiğim kadar yok. Böyle bir kavramın ülkemizden çıkmasını görmek oldukça üzücü.

    Şimdi benim endişelenmeme sebep olan husus ise; kurtlar vadisi ilk çıktığı dönemlerde dizinin oynadığı saatlerde sokakta neredeyse 1 delikanlı göremezdiniz. Herkes eve, kahveye, nargile cafeye vs. yapışırdı ve KV’yi izlerdi. Dizi bittikten sonra ise daha kimisi ergenlikten çıkmamış gençler bile sokakta siyah paltolarla, babasının silahını beline takıp dolaşıp kabadayı kabadayı konuşma şekline girerlerdi. Özellikle istanbulun zengin semt çocuklarında neler gördüm neler.

    Umarım bu filmi olabildiğince az kişi izler de benzer özentilik durumları asgari seviyede kalır.

    Maalesef düşük eğitim ve kültür seviyesini başta TV Dizilerinden ve Belgesel kanalları aracılığı ile yükseltmeye çalışan insanların çoğunluk olduğu bir ülkede yaşıyoruz.

    Sonuç: Endişelendim

  • Ben izlediklerim içinde meşrulaştırılmış bir şey göremedim. Filmdeki karakterler iyi birer örnek teşkil edebildikleri gibi, kötü örnekleri de bize izletebilirler. Filmdeki sahnelerde kadına olan açlık bir komedi unsuru olarak kullanılmış. Kötü kullanılmış, mizahı yeterli olmamış gibi eleştiriler yapılabilir ama bir meşrulaştırma görmüyorum burada ben. Cem Yılmaz’ın AROG’daki “Kibar Gelin” sahnesinde maymunla ilişkinin meşrulaştırıldığını düşünüyorsanız bir şey diyemem tabi. Bu tarz filmlerin ticari amaçlı olduğunun farkındayız ve evet bu ülkede ne yazık ki birini aşağılamak için ona “İbne” demek güldürüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi