Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 14 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Romantik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/romantik/ ) )
He Liu
1997 - Tsai Ming Liang
115
Tayvan
Senaryo Ming-liang Tsai, Yi-chun Tsai, Pi-ying Yang
Oyuncular Tien Miao, Kang-sheng Lee, Yi-Ching Lu
Büşra Şavlı
Bu sinema anlayışı, tozlu raflarda gezinmeyi sevenler için bir şansken, sinema seyirciliği için de güzel bir ihtimale ışık yakar.

He Liu

Uzak Doğu ve uluslararası festivallerde güçlü sineması ile dikkat çeken, fakat görece küçük bir izleyici kitlesine sahip Tayvanlı yönetmen Tsai Ming – Liang’ın en bilinmeyen filmlerinden biri de He Liu – The River. 47. Berlin Uluslararası Film Festivalinde Özel Jüri Ödülü alan film, Qing shao nian nuo zha –Rebels of the Neon God (1992) ve Ai qing wan sui – Vive L’amour (1994)’dan sonra yönetmenin Taipei üçlemesinin son filmi olarak da görülebilir. Yine de Tsai Ming-Liang filmografisinin tümüyle organik bir yapıda olduğunu, birbiri ardına aynı yüzeyde, daha da büyüyen sancılara rağmen, yeni karşılaşma alanları ve ihtimaller aradığını söylemek daha doğru olur. Dong – The Hole (1998) Ni na bian ji dian – What Time is it There? (2001), Bu San – Goodbye, Dragon Inn (2003) ve Jiao You – Stray Dogs (2013) gibi filmleriyle, Uzak Doğu’da çok güçlü izler bırakan İkinci Yeni Dalga’nın en önemli temsilcilerinden biri olan Tsai’nin auteur duruşu da, diğer ihtimaller sinemacıları gibi öncelikle kamerasının yavaş gözleminden gelir. Yalnızlık, evsizlik, yabancılaşma, aidiyetsizlik, iletişimsizlik gibi modern sancıları, sadece çok az diyalog ve uzun planlara indirgeyemeyeceğimiz kamerası ile şehrin deliklerine, akıntılarına ve anlam arayışında anlamsız sekslere bakarak ele alır. Epik bir fantezi anlatısı değil, gerçeğin kendi trajik lirizminden beslenen bir sinema anlayışına sahip Tsai, sessizliğin satır aralarını anlamaya davet eder bizi sinemasıyla.

He Liu’da, birbirleriyle hiç iletişime geçmeyen anne (Lu Hsiao-ling) ve babasıyla (Miao Tien) ayrı ayrı da iletişimi çok kısıtlı olan Hsiao-Kang (Lee Kang-sheng), aynı evi paylaşan üç yalnız insan olarak çekirdek bir ‘aileyi’ oluştururlar. Bir restoranda asansör görevlisi olarak çalışan ve porno dağıtımcısı bir sevgilisi olan anne boş zamanlarında da odasında porno izlerken, baba ise odasının tavanından akan suyu durdurmaya çalıştığı ve hamburger yerken gördüğümüz zamanların dışında gay saunalarda isimsiz seks rutinini gerçekleştirir. Genel olarak motoruyla rüzgarlı şehrin sokaklarında salınan Hsiao-Kang ise eski bir arkadaşıyla karşılaşınca, kendini bir film setinde, kirli bir nehirde salınan bir cesedi canlandırırken bulur bu sefer. Hsiao-Kang’ı, ayrı ayrı da olsa annesi ve babasıyla gerçekten bir araya getirecek olay ise, çocuğun boynunda oluşan tarifsiz ağrı ve tutulma olur. Bir yandan odanın tavanı akmaya devam ederken, ağrının sebebini bulmak için türlü yollar denenir, fakat ikisinin de çözümü ancak akıntının gücüyle gelen bir boşalmanın sağlayabileceği duygusal bir karşılaşma ile mümkün olabilecektir.

He Liu: Sinemanın Tesiri En Güçlü İhtimallerinden

Tsai’nin anlatısı, bizi dönüp bir kez daha düşünmeye iten türdendir, anlayamayız kimin kim olduğunu içselleştirdiğimiz yapılar dahilinde düşünmeye devam ettikçe. Bu sayede sadece bu ‘ailenin’ arasındaki iletişimsizliği biraz olsun kavramak için harcanan enerji dahi, kurgusal karakterler ağının bağını dedektif misali çözdüğümüzü sandığımız ‘karışık’ filmlerden çok daha anlamlı olur bizim için. İlk iki filmde farklı çeşitlerde kendi gösteren ama aynı yoğun ihtiyaçla aidiyet arayışlarına şahit olduğumuz karakterlerin aksine, He Liu’da uzun süre karakterlerin ilişkisini kavrayamazken, tek gördüğümüz net bir aidiyetsizlik hissidir ve çok kuvvetli bir şekilde içimize işler. Otel odası, asansör ve gay saunalarının yanı sıra, ev dahi evsizlik hissini besler Tsai’nin temsilinde. Ancak sinematografinin gizliyi ve bölünmüşlüğü en güzel ifade biçimi olan karanlık ve kapalı kapılar arzuları ve duyguları işaret edebilirken, şehir bile insanlardan daha çok konuşuyor, daha çok yaşıyor gibidir. Henüz ilk sahnede bir karşılaşma anıyla, şehirdeki nadir bir araya gelme ihtimali olarak yürüyen merdivenin iki farklı yönünde sürüklenirken karşılaşan iki insan dahi filmin nerede geçtiğini göstermeye yeter de artar. Taipei’nin kentsel yapısı ve insanlar, birbirlerini değiştirerek geldikleri bu noktada bir bütün olmuş, birbirleri adına konuşabilir hale gelmiştir. Bu yüzden Tsai, insana odaklandığı kadar filmleri birer Taipei ya da daha genel olarak ‘şehir filmi’ olarak da görülmelidir.

Odanın tavanından akması güç bela engellenmeye çalışılan ve en sonunda ağırlığıyla örtüleri aşarak boşalan su, çoğu kez karşımıza çıktığı şekliyle bastırılmış arzuların temsilidir Tsai’nin sinemasında da. Önce nehir, sonra yağmurdur felaketleri getiren; su arındırıcıdan çok toksik olarak görülür bu sefer ilk bakışta. Fakat aksine, bana kalırsa Tsai’nin görmeye çalıştığı ihtimal bu görece felaketten geçebilmeyi gerektirir, neticede suyun kazandırdığı şey yine bir arınmadır. Boyunda ortaya çıkan ağrı da sadece iletişimsizlik değil, sadece aile değil ikisinin ve diğer her şeyin bir aradalığı gibidir daha çok. Tedaviler ise daha çok acıyı her defasında umudun arasına gizleyerek getirir. Başka kılıflar, sebepler, çözümler bulmak acıyı yok edeceğine daha da arttırır. Arzunun inkarı, yüzleşmekten kaçmaktır filmin ‘görünmez’ sorunu. Anne kapatılmaya çalışılan deliği ilk kez ancak taşmaya başladığında böyle şiddetli bir biçimde görmenin şokunu yaşarken, baba ve oğul da belki ilk kez – duygusal olarak da –bu kadar yakınlaşmış olurlar.

Belki komik gelebilir bazen Tsai’nin gözünden gördüklerimiz, ama bunu ne yönetmenin özellikle yaptığını ne de durumun gerçekten komik olduğunu söyleyebiliriz. Aslında gerçek bir karşılaşma anının yarattığı sinir bozucu tesirdir hissedilen. Annenin en büyük fedakarlığının, kendisi porno izlerken kullanmak yerine oğluna boynuna masaj yapsın diye vibratörü vermesi olarak gördüğümüzde bunun için kullanabileceğimiz tek kelime ‘absürt’ olur belki, ama bana kalırsa en doğrusu da bu. Absürde karşılık gelen gülme, güçlü bir temsilde yerini en doğru şekilde göz yaşına bırakabilir çünkü. Böylece asıl problemi işaret eder Tsai; annenin bu ‘fedakarlığın’ sonrasında oğlunun en çok acı çektiği anda dahi ona “seni yeterince iyi yaşatamadım mı?” diye sorması, iletişimsizliğe bir cevap niteliğinde olacağına sorunu büyütür ve onu ‘iyi olmaya’ davet ederken acının artmasına, suların daha da dolmasına sebep olur. Filmin ‘akıntılarla’ vurguladığı da budur aslında, çünkü boşalma anında birikip taşanların şokuyla sırılsıklam olan da, yüzleşme yerine ‘iyi olma’ uğruna görmezden gelmeyi tercih eden anne olur. Fakat belirttiğim gibi, Tsai’nin en karamsar filmlerinden biri olarak görünse de, bana kalırsa büyük bir umut barındırır He Liu, çünkü tokadı can acıtsa da en azından dokunmuş, yüzleştirmiş olur.

Hem Qing shao nian nuo zha’dan tanıdığımız ailenin bir parçası olan Hsiao-Kang’ı bir bakıma salgının başı olarak kabul edip hem de babanın tavanındaki deliği unutmazsak, He Liu’yu Dong’a da bağlamamız mümkün olur. Fakat Tsai Ming-Liang’ın filmleri sadece beraberken anlam kazanmaz, aksine ayrı ayrı sundukları güçlü toplum incelemeleri, olabildiğince doğal bir şekilde, bir gereklilik olarak bir araya gelir. Filme bir çekim sahnesi ile başlanması ve bunun bu kadar uzun tutulması Yeni Dalga estetiğinin bir parçasıdır fakat bana göre sonrasında Tsai’nin üstüne çok daha fazlasını eklediğini anlamamız için bir tutunma noktası gibidir daha çok. Tsai, seyircisini bazen sonsuz gibi gelen dakikalarla baş başa bırakarak gözlemeye ve anlamaya davet ederken tıpkı nehirde cansız duran çocuk gibi asılı kalmasını sağlar hislerin. Fakat bu zamansızlıktır belki de gizli kalanları görmek için ihtiyaç duyduğumuz. Bizi de karakterleriyle iletişim kurmakta güçlük çektirerek aynı noktaya taşır ve bizim için de bir ihtimal yaratmış olur bu karşılaşma ile. Minimalist sineması ve korkusuz kamerasıyla izlediği karşılaşmalar üzerinden alışık olmadığımız, belki olamadığımız, ama aslında tam da ihtiyacımız olanı verir bize nevi şahsına münhasır sinemasıyla Tsai. Bu sinema anlayışı, tozlu raflarda gezinmeyi sevenler için bir şansken, sinema seyirciliği için de güzel bir ihtimale ışık yakar.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol