Danimarkalı yönetmen Jonas Alexander Arnby’nin, dünya prömiyerini 67. Cannes Film Festivali’nde yapan ilk filmi When Animals Dream / Hayvan Düşü, ülkemizde ilk kez 15. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde seyircisiyle buluşmuştu.

Korku-Gerilim-Gizem türleri arasında gezinen film, 16 yaşındaki Marie’ye (Sonia Suhl) ve onun çevresindekilerle iletişimine odaklanıyor. Marie, ailesiyle birlikte küçük bir balıkçı kasabasında yaşamaktadır. Annesi hastadır ve babası, hem annesiyle ilgilenmekte hem de evi geçindirmeye çalışmaktadır. Marie, babasına destek olmak için balık fabrikasında çalışmaya başlar. Fakat bir anda çevrede gizemli ölümler yaşanır. Bu esnada Marie de vücudunda birtakım değişiklikler fark eder. Hikaye tam bu noktada filmin gizemli tarafını koruyacak şekilde fantastik ögelerle şekillenir. Ama Hayvan Düşü fantastik bir korku-gerilimden çok daha fazlası. Arnby, sosyal-gerçekçilik üzerinden feminist bir bakış açısını alt metin olarak filme yediriyor. Hayvan Düşü, her ne kadar canavar temalı bir duruş sergilese de alt metninde çok daha ciddi söylemler barındırıyor.

Marie büyüdükçe, kadınlığının filizlenmesiyle birlikte kasabadaki erkeklerin ilgisini çekmeye başlar. Annesinin karanlık geçmişi, onun da lanetine dönüşür. Ailesinin garip sırlarını gizlemeye çalışması ve annesinin mevcut durumu onu gittikçe daha zor bir duruma sokar. Göğsünde ortaya çıkan ilk belirti, hareketlerine yansıyan agresiflik ve yaşının getirdiği bunalım da hayatını iyice zorlaştırır. Ama pes etmez Marie, trajik hikâyesinin ardında güçlü bir kadın portresi çizer. Bu güç, Marie’nin bir tür canavara dönüşecek olmasından ve bu kimliğinden ziyade, erk’in baskısına başkaldıran bir kadın olmasından kaynaklanır. Tekerlekli sandalyeye bağlı annesinin sakin kalmasını sağlayan ilaçları getiren aile hekimi bu isyanın ilk kurbanı olur. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını içeren bu sahne, önyargı kavramını da annenin aniden ölümcül bir canavara dönüşmesiyle yıkar. Bu son vaka, hali hazırda aileyi yakın takibe alan kasabayı şüpheye düşürür. Ve özellikle Marie üzerindeki baskı artar. Baskının artması doğal olarak hikâyeyi tehlikeli bir girdaba sürükler.

Marie, babasının ikazlarına rağmen lanetinin doğuracağı sonuçları göz ardı ederek sınırları olmayan bir yaşama adar kendisini. O esnada, çalıştığı balıkçı fabrikasında ona bir pislik gibi davranan erkeklerin arasından sıyrılmış bir adamla, Daniel’la tanışır. Erkek arkadaşının varlığı, onun için yeni bir elemente dönüşür. Daniel’ın onun gerçek kimliğine rağmen yanında duruyor olması isyanını körükler, onu cesaretlendirir ve eylem gücünü arttırır. Film boyunca karanlık ilerleyen sinematografi, hikâyeye paralel olarak çıkış yakalayan bu sekansla filmin korku-gerilim yanını da beslemiş.

Canavar filmi klişelerini, Marie’nin çocukluktan yetişkinliğe geçerken kadınlığını keşfetmesiyle zenginleştiren senarist Rasmus Birch; cinsiyet, kadının toplumsal konumu, taşra kültüründeki önyargı tabusu ve bireyler arasındaki varoluşsal boşlukları akıcı bir şekilde işliyor. Tüm bu temaları bünyesinde birleştiren Hayvan Düşü, toplum ve oluşturduğu “canavarlar” metaforuyla –bu tasvirin erk baskısıyla çatışmayı temsil ettiğini düşünüyorum- birlikte kadınlığın karanlık ve melankolik bir masalını anlatmaya çalışarak, alternatif bir seyir vadediyor.

İyi Seyirler!

Danimarkalı yönetmen Jonas Alexander Arnby’nin, dünya prömiyerini 67. Cannes Film Festivali’nde yapan ilk filmi When Animals Dream / Hayvan Düşü, ülkemizde ilk kez 15. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nde seyircisiyle buluşmuştu. Korku-Gerilim-Gizem türleri arasında gezinen film, 16 yaşındaki Marie’ye (Sonia Suhl) ve onun çevresindekilerle iletişimine odaklanıyor. Marie, ailesiyle birlikte küçük bir balıkçı kasabasında yaşamaktadır. Annesi hastadır ve babası, hem annesiyle ilgilenmekte hem de evi geçindirmeye çalışmaktadır. Marie, babasına destek olmak için balık fabrikasında çalışmaya başlar. Fakat bir anda çevrede gizemli ölümler yaşanır. Bu esnada Marie de vücudunda birtakım değişiklikler fark eder. Hikaye tam bu noktada filmin gizemli tarafını koruyacak şekilde fantastik ögelerle şekillenir. Ama Hayvan Düşü fantastik bir korku-gerilimden çok daha fazlası. Arnby, sosyal-gerçekçilik üzerinden feminist bir bakış açısını alt metin olarak filme yediriyor. Hayvan Düşü, her ne kadar canavar temalı bir duruş sergilese de alt metninde çok daha ciddi söylemler barındırıyor. Marie büyüdükçe, kadınlığının filizlenmesiyle birlikte kasabadaki erkeklerin ilgisini çekmeye başlar. Annesinin karanlık geçmişi, onun da lanetine dönüşür. Ailesinin garip sırlarını gizlemeye çalışması ve annesinin mevcut durumu onu gittikçe daha zor bir duruma sokar. Göğsünde ortaya çıkan ilk belirti, hareketlerine yansıyan agresiflik ve yaşının getirdiği bunalım da hayatını iyice zorlaştırır. Ama pes etmez Marie, trajik hikâyesinin ardında güçlü bir kadın portresi çizer. Bu güç, Marie’nin bir tür canavara dönüşecek olmasından ve bu kimliğinden ziyade, erk'in baskısına başkaldıran bir kadın olmasından kaynaklanır. Tekerlekli sandalyeye bağlı annesinin sakin kalmasını sağlayan ilaçları getiren aile hekimi bu isyanın ilk kurbanı olur. Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını içeren bu sahne, önyargı kavramını da annenin aniden ölümcül bir canavara dönüşmesiyle yıkar. Bu son vaka, hali hazırda aileyi yakın takibe alan kasabayı şüpheye düşürür. Ve özellikle Marie üzerindeki baskı artar. Baskının artması doğal olarak hikâyeyi tehlikeli bir girdaba sürükler. Marie, babasının ikazlarına rağmen lanetinin doğuracağı sonuçları göz ardı ederek sınırları olmayan bir yaşama adar kendisini. O esnada, çalıştığı balıkçı fabrikasında ona bir pislik gibi davranan erkeklerin arasından sıyrılmış bir adamla, Daniel’la tanışır. Erkek arkadaşının varlığı, onun için yeni bir elemente dönüşür. Daniel’ın onun gerçek kimliğine rağmen yanında duruyor olması isyanını körükler, onu cesaretlendirir ve eylem gücünü arttırır. Film boyunca karanlık ilerleyen sinematografi, hikâyeye paralel olarak çıkış yakalayan bu sekansla filmin korku-gerilim yanını da beslemiş. Canavar filmi klişelerini, Marie’nin çocukluktan yetişkinliğe geçerken kadınlığını keşfetmesiyle zenginleştiren senarist Rasmus Birch; cinsiyet, kadının toplumsal konumu, taşra kültüründeki önyargı tabusu ve bireyler arasındaki varoluşsal boşlukları akıcı bir şekilde işliyor. Tüm bu temaları bünyesinde birleştiren Hayvan Düşü, toplum ve oluşturduğu “canavarlar” metaforuyla –bu tasvirin erk baskısıyla çatışmayı temsil ettiğini düşünüyorum- birlikte kadınlığın karanlık ve melankolik bir masalını anlatmaya çalışarak, alternatif bir seyir vadediyor. İyi Seyirler!

Yazar Puanı

Puan - 66%

66%

Hayvan Düşü, her ne kadar canavar temalı bir duruş sergilese de alt metninde çok daha ciddi söylemler barındırıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.7 ( 1 votes)
66
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi