2012 yılında vizyona giren Can Dostum (Intouchables) filminde başarılı bir iş çıkaran Eric Toledano ve Olivier Nakache’nin birlikte hem yönetmenlik hem de senaryo üzerinde çalıştıkları yeni filmleri Hayatımın Şansı – Samba, barındırdığı yoğunluklu acılara rağmen, dramatize etmenin çok da kolay olduğu göçmen sorununa komedi ve dram unsurlarını oldukça ölçülü bir şekilde beyazperdeye aktararak hem keyifli hem de dokunaklı bir anlatı elde etmişler denilebilir.

Avrupa’daki özellikle Fransa’da yaşayan göçmenlerin yaşadıkları temel zorluklara ana karakterimiz Samba’nın hayatı üzerinden değinen film, iki saatlik süresi boyunca samimi ve keyifli bir anlatı seyri vaat ediyor. 

Samba Fransa’da oturma izni alabilmiş amcasının yanında 10 yıldır yaşayan Senegalli bir göçmendir. Hayatında işleri iyice yoluna koyduğu bir noktada polis tarafından yakalanır ve Fransa’da oturma izni olmadan yaşadığı tespit edilir. Bu noktada, kendisini her şeyiyle işine veren ve bu yüzden ‘burn out’ olmuş/motoru yakmış ve sonucunda psikolojik tedavi görmüş olan Alice ile birbirlerinin hayatlarına dokunurlar. Filmin geneline bakıldığında, Alice karakterini Samba’dan bağımsız olarak gördüğümüz sekanslar bulunsa da, Samba ile olan ilişkisi ve ona anlattıkları dışında hayatından haberdar değiliz. Hayatımın Şansı’nın da  zaten Samba karakterine odaklandığını göz önüne alırsak, filmin izleyiciyi her şeyi bilen ve gören tanrı bakış açısına konumlandırmaması, izleyicinin film boyunca Samba ile özdeşim kurması ve onun yaşadığı zorluklara, mücadele sürecine ortak olmasını sağlıyor. 

Daha iyi şartlarda yaşamak ve ailesinin yanına bir kahraman gibi dönmek isteyen Samba, bu uğurda hakkında sınır dışı kararı verilmesine rağmen sahte kimliklerle Paris’te kalarak her şeyi göze alır. Her türlü işi yapmaya hazırdır. Bu aşamada ona sözde Brezilyalı arkadaşı yardımcı olacaktır. “Feleğin çemberinden” geçmiş gibi görünen Wilson aslında Cezayirlidir ancak, her yerde daha üstün muamele gördüklerine inandığı Brezilyalılardan biri gibi davranmaya ve Arap kimliğini saklamaya karar verir ve bu karar aslında izleyiciye ironik bir biçimde dışlanan göçmenlerin bile bir tutulmadığı ve ayrıca coğrafi bir ayrımcılığa da tabii olduklarını sahne sahne işleyerek gösterir. Bu sahnelerden biri de Samba’nın Wilson ile kimlik satın aldığı sahnedir. Kimliklerin fiyatlandırmalarında siyah ve sarı ırka ait kimlikler beyazlara ait kimliklerden yarı yarıya ucuzdur. Bu ucuzluk maalesef Avrupa’da yaşayan göçmenlerin hayatlarının ucuzluğunun bir kanıtı gibidir.

Samba tam bir özdeşim kurmak ve her şeyiyle hak verip acılarına üzülmemiz için şekillendirilmiş bir karakter değil. Samba her şeyden önce bir insan, kahraman değil. İzleyicinin gözündeki Samba imajına yakışmayan hatalar yapıyor ve bu hataları yaptıkça daha çok ete kemiğe bürünüyor aslında.

Oyunculukların oldukça başarılı olduğu filmde Omar Sy, Charlotte Gainsbourg’un Alice karakterinin soğuk Fransız tavrının yanında bir tık önde gibi görünüyor. 

“Aşırılığa evet” mottosuyla güdülenen karakterlerimiz yine yasaların izin verdiği çerçevenin sınırlarında yaşamak zorunda olup belli kalıplara sıkıştırılsalar da Samba özgürce adını haykırabileceği bir dünyaya belki de kavuşacaktır ama şimdilik herkes onun dans etmek istediğini düşünecek.

2012 yılında vizyona giren Can Dostum (Intouchables) filminde başarılı bir iş çıkaran Eric Toledano ve Olivier Nakache’nin birlikte hem yönetmenlik hem de senaryo üzerinde çalıştıkları yeni filmleri Hayatımın Şansı - Samba, barındırdığı yoğunluklu acılara rağmen, dramatize etmenin çok da kolay olduğu göçmen sorununa komedi ve dram unsurlarını oldukça ölçülü bir şekilde beyazperdeye aktararak hem keyifli hem de dokunaklı bir anlatı elde etmişler denilebilir. Avrupa'daki özellikle Fransa'da yaşayan göçmenlerin yaşadıkları temel zorluklara ana karakterimiz Samba'nın hayatı üzerinden değinen film, iki saatlik süresi boyunca samimi ve keyifli bir anlatı seyri vaat ediyor.  Samba Fransa'da oturma izni alabilmiş amcasının yanında 10 yıldır yaşayan Senegalli bir göçmendir. Hayatında işleri iyice yoluna koyduğu bir noktada polis tarafından yakalanır ve Fransa'da oturma izni olmadan yaşadığı tespit edilir. Bu noktada, kendisini her şeyiyle işine veren ve bu yüzden 'burn out' olmuş/motoru yakmış ve sonucunda psikolojik tedavi görmüş olan Alice ile birbirlerinin hayatlarına dokunurlar. Filmin geneline bakıldığında, Alice karakterini Samba'dan bağımsız olarak gördüğümüz sekanslar bulunsa da, Samba ile olan ilişkisi ve ona anlattıkları dışında hayatından haberdar değiliz. Hayatımın Şansı'nın da  zaten Samba karakterine odaklandığını göz önüne alırsak, filmin izleyiciyi her şeyi bilen ve gören tanrı bakış açısına konumlandırmaması, izleyicinin film boyunca Samba ile özdeşim kurması ve onun yaşadığı zorluklara, mücadele sürecine ortak olmasını sağlıyor.  Daha iyi şartlarda yaşamak ve ailesinin yanına bir kahraman gibi dönmek isteyen Samba, bu uğurda hakkında sınır dışı kararı verilmesine rağmen sahte kimliklerle Paris'te kalarak her şeyi göze alır. Her türlü işi yapmaya hazırdır. Bu aşamada ona sözde Brezilyalı arkadaşı yardımcı olacaktır. "Feleğin çemberinden" geçmiş gibi görünen Wilson aslında Cezayirlidir ancak, her yerde daha üstün muamele gördüklerine inandığı Brezilyalılardan biri gibi davranmaya ve Arap kimliğini saklamaya karar verir ve bu karar aslında izleyiciye ironik bir biçimde dışlanan göçmenlerin bile bir tutulmadığı ve ayrıca coğrafi bir ayrımcılığa da tabii olduklarını sahne sahne işleyerek gösterir. Bu sahnelerden biri de Samba'nın Wilson ile kimlik satın aldığı sahnedir. Kimliklerin fiyatlandırmalarında siyah ve sarı ırka ait kimlikler beyazlara ait kimliklerden yarı yarıya ucuzdur. Bu ucuzluk maalesef Avrupa'da yaşayan göçmenlerin hayatlarının ucuzluğunun bir kanıtı gibidir. Samba tam bir özdeşim kurmak ve her şeyiyle hak verip acılarına üzülmemiz için şekillendirilmiş bir karakter değil. Samba her şeyden önce bir insan, kahraman değil. İzleyicinin gözündeki Samba imajına yakışmayan hatalar yapıyor ve bu hataları yaptıkça daha çok ete kemiğe bürünüyor aslında. Oyunculukların oldukça başarılı olduğu filmde Omar Sy, Charlotte Gainsbourg'un Alice karakterinin soğuk Fransız tavrının yanında bir tık önde gibi görünüyor.  "Aşırılığa evet" mottosuyla güdülenen karakterlerimiz yine yasaların izin verdiği çerçevenin sınırlarında yaşamak zorunda olup belli kalıplara sıkıştırılsalar da Samba özgürce adını haykırabileceği bir dünyaya belki de kavuşacaktır ama şimdilik herkes onun dans etmek istediğini düşünecek.

Yazar Puanı

puan - 73%

73%

73

Avrupa'daki özellikle Fransa'da yaşayan göçmenlerin yaşadıkları temel zorluklara ana karakterimiz Samba'nın hayatı üzerinden değinen film, iki saatlik süresi boyunca samimi ve keyifli bir anlatı seyri vaat ediyor.

Kullanıcı Puanları: 3.55 ( 1 votes)
73
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi