2004 ve 2010 arasında İsveç ve Danimarka yapımı üç filme imza atarak adını duyuran Şili asıllı İsveçli yönetmen Daniel Espinosa, 2012’de Ryan Reynolds ve Denzel Washington’un başrollerini üstlendiği aksiyon filmi Safe House ile Hollywood’da adını duyurmuştu. 2015’te Tom Rob Smith’in romanından uyarlanan, Tom Hardy, Noomi Rapace, Gary Oldman ve Vincent Cassel gibi yıldız oyuncuların yer aldığı, Stalin döneminde geçen bir suç/polisiye filmi olan Child 44’e imza atan yönetmen, hem gişede büyük zarar etmiş -50 milyon dolar bütçeli film dünya çapında sadece 12 milyon dolar hasılat elde etmişti-  hem de olumsuz eleştirilerden nasibini almıştı. Ryan Reynolds, Jake Gyllenhaal ve Rebecca Ferguson’lu kadrosuyla öne çıkan, bilimkurgu ve gerilim türlerinin kodlarını klasik ama etkili bir şekilde birleştiren Life ise yönetmenin Hollywood’ta istediği çıkışı gerçekleştirdiği film olarak anılacaktır.

Usta yönetmen Ridley Scott’un 1979 tarihli bilimkurgu başyapıtı Alien’ın kendi devam filmleri de dahil olmak üzere türdeki birçok filme ilham kaynağı olduğu ya da türe yön verdiği tarihsel bir gerçek. Bir uzay gemisinde yer alan insanları teker teker öldürmeye başlayan saldırgan bir yabancı ve onunla taktiksel olarak savaşmaya başlayan kişiler hakkında kaç tane film yapılırsa yapılsın elbette ki Alien’la kıyaslanacak. Espinosa, zaten en başından beri Alien’ın mirasına duyduğu saygıyı belli ederek aynı klasik şablonu kullanıyor ve bunu Alfonso Cuaron’un Gravity’sini hatırlatan tercihlerle birleştiriyor.

Life: Alien ve Gravity Modeliyle Uzayda Ölüm Kalım Savaşı

Gravity’de uzayın uçsuz bucaksız derinliğinde geçen 17 dakikalık tek plan açılış sahnesini model olan bir sekansla açılıyor Life. Tahmini 5-6 dakika civarında süren, uzay aracının içinde geçen, aksiyona hazırlık sürecinde birer birer karakterleri tanıtan ve gerilimi adım adım tırmandıran bu açılış sekansı özellikle Atonement’taki tek plan sahnesiyle sinema tarihine adını yazdıran görüntü yönetmenlerinden Seamus McGarvey’nin imzasını taşıyor. Sinematografik vizyonunu ortaya koyan bu sekanstan sonra cansız ama kötücül bir yaprak parçasını andıran uzaylı hücresinin deney için gemide muhafaza edildiğini görüyoruz. Hücre canlanıyor, elbette çok masum gözüküyor, hatta kendisine mürettebat tarafından “Calvin” gibi tatlı bir isim koyuluyor. Tabii ki karakterler keşifleri için mutluyken, hatta içlerinden bazıları yavru hücreye bir baba şefkatiyle bağlanırken biz izleyici olarak olacakları öngörüp –siz bir de büyüyünce görün onu- demeye başlıyoruz bile. Tek hücreli, zararsız gözüken bir organizmanın hızla büyüyerek korkunç, sadece beslenmeyi amaçlayan Lovecraft-vari bir yaratığa dönüşmesi; buna rağmen doğumundan büyüdüğü ana kadar onu, beslemiş, büyütmüş bilim insanlarından bazılarının duygusal bağından ötürü onu öldürmemek için direnmesi artık alışılagelmiş ve tahmin edilebilir bir dramatik yapı. Neyse ki buradaki durum Morgan (2016)’daki gibi gülünç ya da Splice (2009)’daki gibi inandırıcılığı zorlayan hamlelerle sündürülmüyor, sadece bir karakter üzerinden kısa tutulmuş bir ikilem mevcut.

Life’ın senaryosu klasik şablon üzerinden iyi bir seyirlik amacıyla yola çıksa da içinde beklenmedik sürprizler barındırdığını söylemek mümkün. Özellikle bu tarz filmlerde aşina olduğumuz üzere, kapalı bir alanda birer birer ölmeye başlayan insan toplulukları içinde bu ölüm sırası genelde karakterlerin kıdem sırasına göre olur. En önemsiz yan karakterler ya da yıldız oyuncu kadrosu içerisinde daha az bilinen isimler önce ölür ve en son başrol kalacak şekilde bu sıralama devam eder. Life’ın sürprizi de tam olarak burada yer alıyor, zira Gyllenhaal, Ferguson ya da Reynolds’tan hangisinin başrol olduğunu ilk yarım saatte anlamıyoruz. Üç yıldız oyuncu arasında ortak bir ekran süresi paylaşıldığından, gemideki diğer dört karakterin önce öleceğini, bu üçlünün de en sona kalacağını zannediyoruz. Dolayısıyla daha ilk ölümde gerçekleşen beklenmedik durum seyirciyi iyice afallatıyor. Uzay aracının içerisinde oluşturulan klostrofobik atmosfer, görsel efektler ve teknolojik veriler bilimkurgu alanında, zeka savaşları üzerinden ilerleyen gerilimin izleyiciyi sürekli diken üzerinde tutması, Calvin’in korkutucu tasarımı ve hafızalara kazınacak finaliyle korku/gerilim türünde tatmin edici bir sonuca ulaşıyor.

Konusuyla Alien, çekimleriyle Gravity hissiyatı uyandırarak bu iki filmin modelini birleştiren Life, belki türe yeni bir şeyler katmıyor, bu tarz filmlerin klasik şablonunu bire bir kullanıyor ama hem iyi bir bilimkurgu hem de iyi bir gerilim filmi olarak anılmayı hak eden sahneleriyle baştan sona heyecanla izleniyor.

2004 ve 2010 arasında İsveç ve Danimarka yapımı üç filme imza atarak adını duyuran Şili asıllı İsveçli yönetmen Daniel Espinosa, 2012’de Ryan Reynolds ve Denzel Washington’un başrollerini üstlendiği aksiyon filmi Safe House ile Hollywood’da adını duyurmuştu. 2015’te Tom Rob Smith’in romanından uyarlanan, Tom Hardy, Noomi Rapace, Gary Oldman ve Vincent Cassel gibi yıldız oyuncuların yer aldığı, Stalin döneminde geçen bir suç/polisiye filmi olan Child 44’e imza atan yönetmen, hem gişede büyük zarar etmiş -50 milyon dolar bütçeli film dünya çapında sadece 12 milyon dolar hasılat elde etmişti-  hem de olumsuz eleştirilerden nasibini almıştı. Ryan Reynolds, Jake Gyllenhaal ve Rebecca Ferguson’lu kadrosuyla öne çıkan, bilimkurgu ve gerilim türlerinin kodlarını klasik ama etkili bir şekilde birleştiren Life ise yönetmenin Hollywood’ta istediği çıkışı gerçekleştirdiği film olarak anılacaktır. Usta yönetmen Ridley Scott’un 1979 tarihli bilimkurgu başyapıtı Alien’ın kendi devam filmleri de dahil olmak üzere türdeki birçok filme ilham kaynağı olduğu ya da türe yön verdiği tarihsel bir gerçek. Bir uzay gemisinde yer alan insanları teker teker öldürmeye başlayan saldırgan bir yabancı ve onunla taktiksel olarak savaşmaya başlayan kişiler hakkında kaç tane film yapılırsa yapılsın elbette ki Alien’la kıyaslanacak. Espinosa, zaten en başından beri Alien’ın mirasına duyduğu saygıyı belli ederek aynı klasik şablonu kullanıyor ve bunu Alfonso Cuaron’un Gravity’sini hatırlatan tercihlerle birleştiriyor. Life: Alien ve Gravity Modeliyle Uzayda Ölüm Kalım Savaşı Gravity’de uzayın uçsuz bucaksız derinliğinde geçen 17 dakikalık tek plan açılış sahnesini model olan bir sekansla açılıyor Life. Tahmini 5-6 dakika civarında süren, uzay aracının içinde geçen, aksiyona hazırlık sürecinde birer birer karakterleri tanıtan ve gerilimi adım adım tırmandıran bu açılış sekansı özellikle Atonement’taki tek plan sahnesiyle sinema tarihine adını yazdıran görüntü yönetmenlerinden Seamus McGarvey’nin imzasını taşıyor. Sinematografik vizyonunu ortaya koyan bu sekanstan sonra cansız ama kötücül bir yaprak parçasını andıran uzaylı hücresinin deney için gemide muhafaza edildiğini görüyoruz. Hücre canlanıyor, elbette çok masum gözüküyor, hatta kendisine mürettebat tarafından “Calvin” gibi tatlı bir isim koyuluyor. Tabii ki karakterler keşifleri için mutluyken, hatta içlerinden bazıları yavru hücreye bir baba şefkatiyle bağlanırken biz izleyici olarak olacakları öngörüp –siz bir de büyüyünce görün onu- demeye başlıyoruz bile. Tek hücreli, zararsız gözüken bir organizmanın hızla büyüyerek korkunç, sadece beslenmeyi amaçlayan Lovecraft-vari bir yaratığa dönüşmesi; buna rağmen doğumundan büyüdüğü ana kadar onu, beslemiş, büyütmüş bilim insanlarından bazılarının duygusal bağından ötürü onu öldürmemek için direnmesi artık alışılagelmiş ve tahmin edilebilir bir dramatik yapı. Neyse ki buradaki durum Morgan (2016)’daki gibi gülünç ya da Splice (2009)’daki gibi inandırıcılığı zorlayan hamlelerle sündürülmüyor, sadece bir karakter üzerinden kısa tutulmuş bir ikilem mevcut. Life’ın senaryosu klasik şablon üzerinden iyi bir seyirlik amacıyla yola çıksa da içinde beklenmedik sürprizler barındırdığını söylemek mümkün. Özellikle bu tarz filmlerde aşina olduğumuz üzere, kapalı bir alanda birer birer ölmeye başlayan insan toplulukları içinde bu ölüm sırası genelde karakterlerin kıdem sırasına göre olur. En önemsiz yan karakterler ya da yıldız oyuncu kadrosu içerisinde daha az bilinen isimler önce ölür ve en son başrol kalacak şekilde bu sıralama devam eder. Life’ın sürprizi de tam olarak burada yer alıyor, zira Gyllenhaal, Ferguson ya da Reynolds’tan hangisinin başrol olduğunu ilk yarım saatte anlamıyoruz.…

Yazar Puanı

Puan - 74%

74%

Konusuyla Alien, çekimleriyle Gravity hissiyatı uyandırarak bu iki filmin modelini birleştiren Life, belki türe yeni bir şeyler katmıyor, bu tarz filmlerin klasik şablonunu bire bir kullanıyor ama hem iyi bir bilimkurgu hem de iyi bir gerilim filmi olarak anılmayı hak eden sahneleriyle baştan sona heyecanla izleniyor.

Kullanıcı Puanları: 3.96 ( 8 votes)
74
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi