Sinema, yarattığı büyülü evrenlerle bizleri masallara inandıran en büyük ilham kaynaklarından biri. Küçükken okuduğumuz tüm o masalları ete kemiğe büründüren bir hayal fabrikası… Sahi, insan neden hep küçükken okur masalları? Ya da büyüyünce neden bozulur masalın büyüsü? Büyümek lanetli bir kavram mı acaba? Şu büyükler gerçekten de çok ilginçler, hayal kurmuyorlar falan. Muhtemelen hayal kurmayan bu büyükler sinemanın büyüsüne de inanmıyor. Oysa sinema bir hayal perdesi, tıpkı masallar gibi… Hayal kurmanın, hayalperestliğin zayıflık olarak addedildiği; sınırlandırıldığı, yasaklandığı ya da yok sayıldığı bir dünyaya direnmenin, başkaldırmanın bir başka yolu sinema.

Evrenin derinliklerine, başka dünyalara, bazen yıldızlara, bazense derin sulara doğru çıktığımız sine-masal yolculuklar, gündelik yaşamın keşmekeşi içinde bir kenara ittiğimiz hayal gücümüzü uyandırır ve kendimizi zihnimizin dehlizlerinde kaybederiz. Kaybolmak güzeldir bu masallarda; çünkü kendimizi bulmak için önce kaybolmamız gerekir. O halde, içinde önce kendimizi kaybedeceğimiz, sonra da ufacık bir güneş ışığı ya da bazen hafif bir esinti sayesinde yeniden çiçek açmamıza olanak tanıyarak hayal gücümüze ilham veren ve bize kendimizi bulduran, 2000 sonrasında çekilmiş 10 etkileyici filme hep birlikte bir göz atalım!

Hayal Gücümüze İlham Veren 10 Etkileyici Film

Spirited Away (2001)spirited-away-miyazaki-filmloverss

Kasabasından taşınmış on yaşında küçük bir kız olan Chihiro’nun hayatını ekrana taşıyan Spirited Away, 2003 yılında ‘En İyi Animasyon Filmi’ ödülüne de layık görülmüş bir Miyazaki başyapıtı. Oscar kazanan ilk anime olan Spirited Away’de Chihiro, anne babasının ardından ne kadar gönülsüz olsa da ilginç bir yapının içine girer ve büyülü bir yolculuğa atılır. Bu enteresan yapı bir tür ruhların dinlenme yeridir ve terk edilmiş bir yapı olarak gözüken bina, aslında geceleri canlanmaktadır. Sihirli yiyeceklerden yiyen anne babasını kurtarmaya çalışan Chihiro, hayaletlerin dünyasında kendisine yer edinmeye çalışırken fark edilmemeye çalışmaktadır. Bu binadan kaçmaya çabalayan ve domuza dönüşmüş ailesini kurtarmaya çabalayan Chihiro, Haku isimli bir ruhun yardımıyla kaçma planı içinde büyük bir maceranın içine girer. Spirited Away, Miyazaki’nin fantezi ve hayal gücü sınırlarında gezinen ve Japon mitlerine dek uzanan bir öyküye sahip anlatısıyla sinema tarihinin en başarılı anime filmlerinden biri olarak hem büyüklere hem de küçüklere ilham veren harika bir masala dönüşüyor.

Big Fish (2003)big-fish-filmloverss

Tim Burton’ın, Daniel Wallace’ın ‘Big Fish: A Novel of Mythic Proportions’ adlı romanından uyarlanan filmi Big Fish, gerçek hayatı fantastik bir dünyayla bütünleştirerek; adeta izleyiciye bir masal anlatır. Burton’ın “en kişisel filmim” diye nitelendirdiği Big Fish, ölmek üzere olan babası hakkında hikâyeler toplayan bir adamın öyküsünü anlatır. Gerçek dünya ile hayal alemi arasında gidip geldiğimiz filmde, Burton’ın dünyasına merhaba deriz. Will, çocukluğundan beri babasından hep aynı hikâyeyi dinlemiştir: Büyük bir balığı nişan yüzüğüyle yakalayan Edward’ın hikâyesi… Uzun zamandır görüşmediği ve ölmek üzere olan babasının yanına gelen Will yine Edward’ın hayat hikâyesini, yine kendi ağzından, abartılı ve fantastik bir masal gibi dinlemeye mecbur kalacaktır. Peki bu sadece bir masal mı yoksa gerçekten yaşanmış bir olay mıdır? Tim Burton’ın filmografisindeki en iyi yapımlardan biri kabul edilen Big Fish bizi, dünyayı bir masalcının gözünden görmeye davet ediyor. Baba-oğul arasındaki ilişkiden yola çıkarak izleyiciyi kısa süre içinde maceraya dahil eden film, hayatın aslında bir masaldan ibaret olduğunu ve hayallerin, hayatı ne kadar anlamlı kıldığını göstermeyi de başarıyor.

Jeux d’enfants (2003)jeux-d-enfants-filmloverss

Yann Samuell imzalı 2003 yapımı Jeux d’enfants duygusal yoğunluğun eksik olmadığı, gülerken ağlatan bir aşk filmi olmasının yanı sıra temel bir sorunun da cevabını arıyor: “Kavuşunca o büyük heyecan biter mi?” Cap ou pas cap? sözcükleri duyulduğunda akıllarda uyanan; çocukluk aşkı, güzel anılar, atlı karınca motifli bir teneke kutu… La vie en rose’un huzurla buluşturan melodisiyle buluştuğumuz Jeux d’enfants; Marion Cotillard ile Guillaume Canet’nin muazzam performansıyla hafızalarımıza kazınmıştı. Sofia ile Julien’in masal tadındaki zamanlara sığamayan aşkını ekrana taşıyan film, hem aşka hem de masallara dair hayal gücümüzün peşinden gitmemizi salık verirken bir gün bir yerlerde yaşayacağımız o tutkulu aşklar için bizlere de ilham kaynağı oluyor. Bir oyun kuralı etrafında geçip giden yıllar, vazgeçilemeyen alışkanlıklar ve çocukluktan kalma bir büyü. Annesi ölmek üzere olan Julien ile bir göçmen ailenin kızı olan Sofia’nın çocukluklarında başlattıkları bir cesaret oyunu gerçekten hayatı alt edebilir mi? Ve bazı aşklar neden bu kadar hiddetli?

2046 (2004)2046-filmloverss

Wong Kar-wai tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan film yönetmenin akıllara kazınmış ve aşkı en iyi anlatan sinema filmi In the Mood For Love’ın devam filmi niteliğinde olan filmi 2046 bilinmezlik ile beraber anıların gücündeki melankolik havayı ve atmosferi başarılı bir şekilde izleyiciye yansıtmaktadır. 2046 filminin oyuncu kadrosunda Ziyi Zhang, Gong Li, Tony Leung Chiu Wai, Maggie Cheung ve Chen Chang yer almaktadır. Filmde gelecek hakkında bir kitap yazmak isteyen yazarın, geçmişin anıları ile oynadığı bir kitabı yazmasına tanıklık eder izleyici. Romanda gizemli bir tren vardır ve bu tren yolcularını 2046 isimli bir durağa götürmektedir. Bu durağa varan yolcular dönmek istedikleri anılarına geri dönerler ve bu anılar içerisinde kendi atmosferlerini yaratırlar. Ancak insanlar 2046’ya inanmakta güçlük çeker çünkü oraya gidip dönen ve bu deneyimini anlatabilecek bir tanık yoktur; bir adam dışında.

The Fall (2006)the-fall-filmloverss

Yönetmenliğini Tarsem Singh’in üstlendiği ve sinematografisi Colin Watkinson’ın elinde gerçek bir şahesere dönüşen The Fall, sinema tarihinin en masalsı yolculuklarından biri. 1920’lerin Los Angeles kentinde geçen film aslında burayı yalnızca bir başlangıç tarihi ve mekânı olarak kullanıyor. Çünkü süre ilerledikçe filmin anlatısı yersiz yurtsuz ve zamansız bir masala açılıyor. Los Angeles’ta bir hastanede kolu kırıldığı için yatan Alexandria, hastaneye yeni getirilen ve düştüğü için artık belden aşağısı felç kalmış oyuncu Roy ile arkadaş olur. Ve filmin kırılma noktası Roy’un küçük kıza beş adam hakkında şiirsel ve metaforik bir hikâye anlatmaya girişmesi olur. Bu kırılma noktasında, hikâyenin başlamasında artık ne onlar ne de biz, 20’ler Amerikası’nda değilizdir. Bu masalın içinde izleyici de yerleşik olmaktan çıkar, bilinmedik topraklara yelken açar ve bu topraklarda hüküm süren zaman bildiğimiz zamandan öte daha yüce daha önemsiz bir şekle bürünür. Roy’un anlattığı karakterler küçük kızın çevresine bağlı olan hayal gücü ile birleşince ortaya büyülü bir masal çıkar. The Fall’u izlerken hayal gücünüzün ıssız ve derin sularında kürek çekmenin yaşattığı hazzı iliklerinize kadar hissedeceksiniz!

The Science of Sleep (2006)the-science-of-sleep-filmloverss

Rüyaların gerçeğe dönüştüğünü düşündüğünüz oldu mu hiç? Eternal Sunshine of the Spotless Mind ile akıllarımızı başımızdan alan Michel Gondry’nin en sıradışı filmlerinden biri olan The Science of Sleep’te filmin ana karakteri olan Stephane Miroux her daim bir rüyanın içerisinde yaşayan ve bu yüzden de hem gerçeklik algısını hem de ilişkilerini zor bir şekilde ayakta tutan bir bireydir. Gerçek hayatta sıkıcı bir işe sahip olan Miroux rüyalarında uyku bilimi üzerine açıklamalarda bulunduğu bir televizyon muhabiridir. Dairesinin karşısındaki evde oturan Stephanie ile bir ilişkiye başlayan Miroux zaman geçtikçe kadını da kendi hayal dünyasının içine almak ister ancak Stephanie gerçek dünyanın temsili olarak ondan uzaklaşır. Miroux, Stephanie’yi anlamak için onun rüyalarında gezinmeye başlar ve böylece ortaya tarifsiz bir masal anlatısı çıkar. Fakat bir noktadan sonra rüyalar ile gerçeklerin birbirine karışmaya başlamasıyla her şey altüst olur. Peki ya şimdi gerçek hangisidir ya da aslında gerçek diye bir şey var mıdır? Gondry’nin hayal gücünün sınırlarını zorladığı bu filminde kendi zihninizdeki masalların kapısını aralamaya ne dersiniz?

Pan’s Labyrinth (2006)pans-labyrinth-filmloverss

Bu yılın ödül sezonuna damga vuran ve En İyi Film Oscar’ını da evine götürmeyi başaran The Shape of Water ile dikkatleri üzerine çeken Guillermo del Toro’nun başyapıtı olarak kabul ettiğimiz Pan’s Labyrinth; fantastik ögeleri ağır basan ve 10 yaşındaki Ofelia’nın hikâyesine odaklanan sinemanın en sevilen filmlerinden biri ve büyülü gerçekçilik akımından etkilenen fantastik türde bir filmin, hayal gücümüzü kamçılayan filmlerin yer aldığı bu listede yer almamasına gönlümüz elvermezdi. Masalsı bir gerçeklik mi yoksa gerçekçi bir masal mı sunduğu konusunda kesin bir karara varamayacağımız Pan’s Labyrinth, tıpkı The Shape of Water gibi fantastik tür kalıplarını yerinden eden bir niteliğe de sahip. İşin özünde İspanya İç Savaşı’na yoğun göndermelerde bulunan film bu anlamda güçlü politik yapısıyla da büyük önem arz ediyor. 10 yaşındaki Ofelia yeni taşındığı evlerinin arka bahçesinde esrarengiz bir labirent keşfedip, bu labirentin içerisinde yaşayan Pan adındaki yaratık ile büyülü bir yolculuğa çıkıyor. Del Toro bizleri küçük bir kızın hayal dünyasının içine dahil ederek, onun kurduğu olağanüstü fantastik dünyanın penceresinden faşizmin yıkıcılığına bakarak türe yepyeni bir soluk da getiriyor.

Beasts of the Southern Wild (2012)beasts-of-the-southern-wild-filmloverss

Juicy and Delicious adlı tiyatro oyunundan beyazperdeye uyarlanan Beasts of the Southern Wild; altı yaşında olan Hushpuppy’nin dünyasını konu alır. New Orleans’ın kıyılarında fakir olsa da mutlu bir şekilde babasıyla birlikte yaşayan altı yaşındaki Hushpuppy’nin alkolik babası Wink günden güne iyileşirken gizemli bir hastalığa yakalanır. Eşi benzeri görülmeyen ve ne olduğuna dair tanı koyulamayan bu hastalık dünyanın işleyiş düzenini derinden sarsar ve bir nevi kıyameti tetikler. Tarih öncesinde yaşamış olan ‘Auroch’ isimli antik ordu mezarlarından çıkar ve dünyanın sonunu getirmek için savaşmaya başlar. Şimdi küçük Huspuppy yaşadığı topluluk olan Delta’yı terk ederek dünyanın diğer ucundaki annesini aramaya başlayacaktır… Hem babasını, hem sular altındaki evini kurtaracak tek kişi Hushpuppy’dir! Küçük bir çocuğun peşinde çıktığımız bu masalsı yolculukta bizler de Hushpuppy ile birlikte hayal gücümüzün sınırlarını zorluyoruz.

Life of Pi (2012)life-of-pi-filmloverss

Ailesi ile birlikte bindiği geminin batması ile sonsuz Pasifik Okyanusu’nda bir Bengal kaplanı ile bir salda mahsur kalan Pi’nin hikâyesini anlatır Life of Pi. Pi Patel’in yetişkin versiyonunun anlatıcılığını üstlendiği hikâyenin Big Fish ile benzerliği sadece muazzam sinematografisi değildir. İki filmde de anlatılan hikâyenin gerçekliği muğlakta bırakılır. Big Fish’te bu muğlaklık filmin sonunda çözüme kavuşurken Life of Pi’de Pi Patel’in anlattığı hikâyenin Pi’nin ailesinin ölümü üzerine bir kaçış olarak uydurduğu bir masal mı yoksa gerçekten Pi’nin başından geçenler mi olduğu ise izleyiciye bırakılır. Bu film ile En İyi Yönetmen Oscar’ına ikinci defa ulaşan Ang Lee’nin, yarattığı muhteşem görsel dünya ile bu ödülü sonuna dek hak ettiğini de söyleyebiliriz. Neredeyse tamamı yeşil perde önünde çekilen film “En İyi Sinematografi” dalında da Oscar kazanmış ve yine en başarılı 3-D filmlerden biri olarak lanse edilmiştir.

Arabian Nights: Volume 1-2-3 (2015)arabian-nights-filmloverss

Altı saatlik bir çalışmanın üçe bölünmüş parçaları ile bir üçleme yaratmış olan yönetmen Portekizli yönetmen Miguel Gomes’in  muazzam epik serisi akıllarımızı başımızdan alacak denli bir güzelliğe sahip. The Desolate One, The Restless One ve The Enchanted One isimli üç filmden oluşan bu proje, Doğu’nun en güçlü anlatılarından biri olan Binbir Gece Masalları’nın özgün bir uyarlaması olarak dikkatlerimizi çeken bir üçleme. Avrupa’nın ekonomik kriz içerisindeki ülkelerinden biri olan Portekiz bu epik hikâyenin mekanı olarak karşımıza çıkıyor. Hikâyede kendi sefil hayatından bir kaçış noktası üzerinden hikâye yaratmaya çabalayan film yapımcısı, güzel Scheherazade’yi terk ediyor. Aynı zamanda bu güzel kadın Kral’a ülkenin hüzünlü hikayelerini anlatıyor. Fakat projenin akışına uygun olarak kadın hikayelerini üç çatı altında topluyor ve hikayeler filmlerin sıfatları doğrultusunda ilerliyor. Modern zamanın içindeki kaosta bir peri masalı olduğu kadar modern bir kurgusal masala da dönüşen bu üçleme hayal gücümüzü de tetikliyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi