2008 yılında çektiği Entre Les Murs filmi ile hem Cannes’da Altın Palmiye’yi kazanan hem de Oscar’da En İyi Yabancı Film dalında aday gösterilen Laurent Cantet, bu kez yeni filmi Havana’ya Dönüş (Retour a Ithaque) ile karşımıza çıkıyor.

Havana’ya Dönüş açılışını akşamüstü bir terasta 50-60 yaşlarında dört arkadaşın dansıyla yapıyor. Kendi aralarında şakalaştıklarını ve içinde bulundukları durumdan keyif aldıklarını gördüğümüz karakterlerin film boyunca, (bir diğer arkadaşları Eddy’nin de aralarına katılmasıyla) geçmiş günlerden, Küba’daki siyasi ve sosyal durumlardan, gelecek günlerden konuşmalarına tek bir mekana sabitlenmiş ancak akıcı ve samimi bir şekilde ortak oluyoruz. Gün ışığının yarattığı boyunduruğun aksine, gecenin verdiği özgürlük filme yansıyor diyebiliriz. Gün boyunca her kırk yıllık beş arkadaşın yapacağı gibi geçmiş günlerden, anılarından bahsederek gülüp eğleniyorlar, ancak her şeyi örten gece çöktüğünde karakterlerin bir bir soyunuşunu izliyoruz. Elbette fiziksel bir soyunma değil bu, birbirlerinin karşısında her biri teker teker psikolojik olarak soyunuyor ve biz izleyici olarak bir grubun parçası adı altında değerlendirdiğimiz her bir karakterin hayatına yaklaşıyor ve onu grubun parçası olmaktan soyutlayıp bireyselleştiriyoruz.

Tania, grubun tek kadın bireyi ve çocuklarıyla kurduğu ilişkideki sorunlar onun temel problemi, nüktedan ama sorgulayıcı ve aniden parlayabilen bu karakter diğer hepsi gibi doğallığa önem verilerek kurgulanmış ve herhangi bir yapmacıklık hissetmeyeceğiniz bir yapıda. Eddy, filme sonradan dahil olan ve Tania tarafından ortamda bulunduğunda sürekli kendinden bahsetmesiyle, bulunmadığında da kendinden bahsettirmesiyle eleştirilen bir karakter. Temel problemi, iyi yaşamak uğruna kirli işlere bulaşmış oluşu ancak tüm bunlara rağmen bu kaliteli yaşamdan duyduğu tatminsizlik olarak özetlenebilir. Rafa, bir süredir resim çizemeyen, ilhamını kaybetmiş bir ressam. Amadeo, bir yazar ve filmin temel düğümünü yaratan asıl karakter. Onun Havana’ya dönüşü ve on altı yıl boyunca adeta sürgünde oluşu, neden dönmediği hatta neden gittiği film boyunca ayakta tutulan ve izleyiciye parça parça sunulan ana merak unsuru. Aldo da Tania gibi oğluyla ilgili problemler yaşıyor ve tüm bu sırların içtenlikle ortaya dökülüşü bazen mizahi bazense gergin bir şekilde gerçekleşiyor.

Altını çizmek gerekir ki film boyunca, bilinçli bir şekilde hikayeye serpiştirilen ancak sırıtmayan eş zamanlı bir devrim dönemi alt hikayesi de izliyoruz. Küba’da yaşanan bu dönemin, karakterlerin hayatlarına etkisi ve bu etkinin hala devam edişini gözlemleme fırsatı buluyoruz.

Espirili anlatı tarzı ve karakterlerin doğallığıyla keyifli bir film olan Havana’ya Dönüş, kullanılan haraketli çekimler ve genel olarak kameranın sabitlenmemesi ve elde tutulmasıyla izleyiciyi de ortama dahil eden, karakterlerin yanında duran bir koltuğa oturmuş bir Tania’yı bir Eddy’yi dinliyormuş hissi veren teknik detaylar olarak değerlendirilebilir.

Ancak söylemeliyim ki, Havana’ya Dönüş her izleyici profiline hitap etmeyecek bir film, keza bu durumu filmin ilk otuz dakikasından sonra onlarca izleyicinin salonu terk ettiğini belirterek kanıtlayabilirim. Otuz dakika boyunca bir şey olmadı, sonrasında da olmadı. Zaten olması da gerekmiyordu. Mühim olan süreçti, karakterlerin bir bir soyunmasıydı ve yönetmen Laurent Cantet bu durumu başarılı bir şekilde perdeye aktarıyor.

2008 yılında çektiği Entre Les Murs filmi ile hem Cannes’da Altın Palmiye’yi kazanan hem de Oscar’da En İyi Yabancı Film dalında aday gösterilen Laurent Cantet, bu kez yeni filmi Havana’ya Dönüş (Retour a Ithaque) ile karşımıza çıkıyor. Havana'ya Dönüş açılışını akşamüstü bir terasta 50-60 yaşlarında dört arkadaşın dansıyla yapıyor. Kendi aralarında şakalaştıklarını ve içinde bulundukları durumdan keyif aldıklarını gördüğümüz karakterlerin film boyunca, (bir diğer arkadaşları Eddy’nin de aralarına katılmasıyla) geçmiş günlerden, Küba’daki siyasi ve sosyal durumlardan, gelecek günlerden konuşmalarına tek bir mekana sabitlenmiş ancak akıcı ve samimi bir şekilde ortak oluyoruz. Gün ışığının yarattığı boyunduruğun aksine, gecenin verdiği özgürlük filme yansıyor diyebiliriz. Gün boyunca her kırk yıllık beş arkadaşın yapacağı gibi geçmiş günlerden, anılarından bahsederek gülüp eğleniyorlar, ancak her şeyi örten gece çöktüğünde karakterlerin bir bir soyunuşunu izliyoruz. Elbette fiziksel bir soyunma değil bu, birbirlerinin karşısında her biri teker teker psikolojik olarak soyunuyor ve biz izleyici olarak bir grubun parçası adı altında değerlendirdiğimiz her bir karakterin hayatına yaklaşıyor ve onu grubun parçası olmaktan soyutlayıp bireyselleştiriyoruz. Tania, grubun tek kadın bireyi ve çocuklarıyla kurduğu ilişkideki sorunlar onun temel problemi, nüktedan ama sorgulayıcı ve aniden parlayabilen bu karakter diğer hepsi gibi doğallığa önem verilerek kurgulanmış ve herhangi bir yapmacıklık hissetmeyeceğiniz bir yapıda. Eddy, filme sonradan dahil olan ve Tania tarafından ortamda bulunduğunda sürekli kendinden bahsetmesiyle, bulunmadığında da kendinden bahsettirmesiyle eleştirilen bir karakter. Temel problemi, iyi yaşamak uğruna kirli işlere bulaşmış oluşu ancak tüm bunlara rağmen bu kaliteli yaşamdan duyduğu tatminsizlik olarak özetlenebilir. Rafa, bir süredir resim çizemeyen, ilhamını kaybetmiş bir ressam. Amadeo, bir yazar ve filmin temel düğümünü yaratan asıl karakter. Onun Havana’ya dönüşü ve on altı yıl boyunca adeta sürgünde oluşu, neden dönmediği hatta neden gittiği film boyunca ayakta tutulan ve izleyiciye parça parça sunulan ana merak unsuru. Aldo da Tania gibi oğluyla ilgili problemler yaşıyor ve tüm bu sırların içtenlikle ortaya dökülüşü bazen mizahi bazense gergin bir şekilde gerçekleşiyor. Altını çizmek gerekir ki film boyunca, bilinçli bir şekilde hikayeye serpiştirilen ancak sırıtmayan eş zamanlı bir devrim dönemi alt hikayesi de izliyoruz. Küba’da yaşanan bu dönemin, karakterlerin hayatlarına etkisi ve bu etkinin hala devam edişini gözlemleme fırsatı buluyoruz. Espirili anlatı tarzı ve karakterlerin doğallığıyla keyifli bir film olan Havana’ya Dönüş, kullanılan haraketli çekimler ve genel olarak kameranın sabitlenmemesi ve elde tutulmasıyla izleyiciyi de ortama dahil eden, karakterlerin yanında duran bir koltuğa oturmuş bir Tania’yı bir Eddy’yi dinliyormuş hissi veren teknik detaylar olarak değerlendirilebilir. Ancak söylemeliyim ki, Havana’ya Dönüş her izleyici profiline hitap etmeyecek bir film, keza bu durumu filmin ilk otuz dakikasından sonra onlarca izleyicinin salonu terk ettiğini belirterek kanıtlayabilirim. Otuz dakika boyunca bir şey olmadı, sonrasında da olmadı. Zaten olması da gerekmiyordu. Mühim olan süreçti, karakterlerin bir bir soyunmasıydı ve yönetmen Laurent Cantet bu durumu başarılı bir şekilde perdeye aktarıyor.

Yazar Puanı

puan - 63%

63%

Mühim olan süreçti, karakterlerin bir bir soyunmasıydı ve yönetmen Laurent Cantet bu durumu başarılı bir şekilde perdeye aktarıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.4 ( 1 votes)
63
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi