J.K. Rowling’in yazdığı aynı isimli romanlardan uyarlanan devasa seri Harry Potter’ın politik bir altyapısı olduğu su götürmez bir gerçek. Kaija Siirala tarafından hazırlanan bir video, Harry Potter’ın bu tematik altyapısına odaklanıyor.

Geride bırakmamıza çok az kalan 2016 yılına şöyle bir geri dönüp bakıldığında son yıllardaki en kötü yıllardan birini geçirdiğimizi söylemek oldukça mümkün. Sadece ülkemizde değil bütün dünyada yaşanan olayların yanı sıra zaten devam eden problemler toplanınca artık güneşli günleri arar olduk. En önlerde ülkemiz olmak üzere dünya şu anda büyük bir sınavdan geçiyor ve şimdilik bu sınavda oldukça başarısız durumdayız. Bu durumun sebeplerine inildiğinde karşımıza ilk çıkan şey, insanların her açıdan kutuplaşması oluyor. Ülkeler arasında bir sıkıntı olmasa inançlarımız kutuplaşma sebebi olurken, cinsel tercihler ve ırkçılık bambaşka kutuplaşmalara sebep oluyor. Bunun ardındaki en büyük neden ise yine insanlar. Yakın zamanda sonuçlanan Amerika başkanlık seçimlerine ayrıntılı bakıldığında hem Donald Trupm hem de Hillary Clinton’ın nefret politikası yürüttüğü görülebilir. Bu ikilinin vaat ve görüşleri ayrıca Donald Trump’ın galibiyet ile ayrılması dünyanın özeti niteliğinde. Videonun konusu olan ünlü seri Harry Potter‘a dönersek eğer yine büyük bir nefret politikası ile karşılaşırız. Büyücülerin hem kendi aralarında hem de Mugglelar ile yaşadıkları ırk problemleri ve kültürel ayrımcılık serinin temelini oluşturuyor.

Harry Potter’daki Nefret Politikası, Faşizm ve Ayrımcılık

Harry Potter and the Deathly Hallows: Part II

Harry Potter serisi daha ilk başından itibaren ‘bulanık’ kelimesinin kullanımı ile birlikte ayrımcılığa başlıyor. Draco Malfoy‘un, Hermione Granger için kullandığı bu lakap ve Weasley ailesini dışlaması ile Potter evreni bizleri gelecek olan ayrımcılığa hazırlıyor. Ayrımcılık olayı alttan altta normalleşirken, çocuklar bile ayrımcılık ve dışlama duyularına kurban gidiyorlar. Seri ilerledikçe ve Voldemort güç kazandıkça, filmlerin tonu da kararmaya başlıyor. Harry Potter and the Prisoners of Azkaban ile başlayan bu karanlık ton, her filmde olabildiğince şiddetli hatta korkutucu hale geliyor. Elbette bu şiddetin arkasındaki asıl sebep olan ayrımcılık da bir o kadar güçlü hale geliyor. Voldemort tarafından kullanılan alegorik dil, ırkçılığı ve nefreti sürekli yansıtıyor. bu dili hareketlerine de yansıtan Lord Voldemort, bu düşünceleri korkuyla bağdaştırarak insanların üzerinde kalıcılaşmasını sağlıyor. Bu gücün ve korkunun etkisiyle Voldemort devlette bile büyük nüfuz ve etki sahibi oluyor. Elbette burada Cornelius Fudge‘ın umursamazlığı ve tehlikeyi görmemekte ki ısrarı gözden kaçırılmaması gereken başka bir durum. Sihir bakanlığını ele geçiren Voldemort’un korku ve ayrımcılığa dayanan faşist düzeni büyük güç topluyor. Doğu Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki  hali gibi birbirine casusluk yapan halk ve paralı askerler bu korku düzeninin ürünleri haline geliyor. Okullar gibi kamu kurumları ise devlet gözetiminden ayrılamaz hale geliyor. Ruh emiciler ile Hogwarts sakinlerine sunulan korku, düzenin kabulünü sağlıyor. Faşist düzeni kuran ve kendisine engel olabilecek sihir dünyasını etkisiz hale getiren Voldemort’un sıradaki hedefi ise Mugglelar oluyor. Bir bakıma kendi ”ülkesini” tek tip hale getiren Voldemort, bu sefer farklı ”ülkeleri” de kendisine bağlamayı hedefliyor. Peki suçlu sadece dışarıdan gelen baskı mı yoksa ayrımcılık içimizde olan bir şey mi?

voldemort-filmloverss

Serinin büyük çoğunluğunda dikkat çeken bir başka durum ise Harry Potter ile Lord Voldemort arasında fizikselden çok zihinsel bir savaş dönmesidir. Harry aslında Voldemort’un yanı sıra kendisiyle de savaşmaktadır. Aslında toplum içerisinde kararlar alınırken hepimiz içimizdeki duygular ile savaşmaz mıyız zaten? Hepimiz aynı şekilde düşünmeyiz çoğu durumda. Eğer aynı şekilde düşünseydik dünya yaşanmaz bir yer olurdu. Ancak önemli nokta her zaman kaçırılmaktadır burada, bizimle aynı şekilde düşünmeyen insanları dışlamak ne kadar doğrudur? Hatta ve hatta onlara zarar verecek ve öldürecek hale kadar ”düşmek” ne kadar mantıklıdır? Harry’nin,  Voldemort ile giriştiği mücadeleyi aslında herkes yaşamaktadır. İçimizdeki kötülüğü yenmek için mücadelenin verilmesi şarttır. Eğer kendi içimizdeki nefretin önüne geçemezsek, bulunduğumuz aileyi, çevreyi, toplumu, ülkeyi ve dünyayı nasıl değiştirebilir, daha iyi hale getirebiliriz? Harry, kötülük ve nefretin açık sembolü olan Voldemort’u sevgi ve arkadaşlığın gücüyle yener. Zihinsel olarak kendini arındıran Potter, etrafına güven aşılar ve dünyayı Voldemort’un kurmaya çok yaklaştığı düzenden kurtarır. Burada bir noktaya tekrardan dikkat çekmek istiyorum; Harry Potter dünyayı kurtarmadan önce kendi şeytanlarından arındı daha sonrasında ise topluluk ile bir araya gelerek kötülüğün üstesinden geldi. En sonunda da sevgi, (olması gerektiği gibi) nefretin önüne geçti.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi