İnsan için hayatta başa gelebilecek en kötü senaryo her zaman sonsuz bir bilinmezlik olan ölümdür. Ölümden korkar, ölüm ile korkutur, içimizde taşıdığımız ölüm korkusuyla hareket ederiz ve farkında olmadan en büyük korkumuzu en büyük şansımız olarak nitelediğimiz yaşantımızın büyük ve vazgeçilmez bir parçası haline getiririz. Gerçek hayatta daima uzağımızda olmasını istediğimiz, dayanamadığımız ölüm korkusunu ise sinema perdesinde izlemeyi çok sever, bundan heyecan duyarız. Gerilim, korku filmlerinin efsanevi yönetmenlerinden biri olan Alfred Hitchcock ise bu durumu seyirci olarak bizlerin her ne olursa olsun sinema perdesinde gördüklerimizin aslında gerçek olmadığının farkında oluşumuz, film bitince güvenli evlerimize döneceğimizin bilincinde oluşumuz ve yine film süresince olup bitenler dahil ne olursa olsun hiçbir şey için bedel ödeyenin biz olmayacağımızı bilmemiz gibi unsurlar ile açıklıyor.

1998 yılında Hideo Nakata’nın yönettiği Koji Suzuki’nin aynı isimli romanından sinemaya uyarlanan Japon yapımı Halka filmi bu algıyla oynayarak türünün diğer örnekleri arasından sıyrılarak hayatlarımıza giriş yaptı. Bildiğimiz gerilim hikayelerinin aksine Halka, oldukça yüksek hayal gücü gerektiren, gerçek hayatta çok fazla yeri olmayan canavarlarla korkutmaktansa hali hazırda çalışan bu durumun yanına başka bir yöntem daha ekleyerek gerçek hayatta, sıradan yaşadığımız hayatlarımızda da her an başımıza gelebilecek  yollarla bedel ödeyenin bizler de olabileceğimizi düşündürterek altımızdaki güvenlik ağını çekip bizleri irkiltmeyi hedefledi. 2002 yılında film yönetmeni Gore Verbinski’nin ellerinde Hollywood’a uyarlandı ve başarı basamaklarını başrolünü verdiği Naomi Watts ile birlikte tırmandı. Filmin başarısı devam filmlerini garantiledi ve böylece 2005 yılında Halka 2 izleyicinin beğenisine sunuldu. Ancak yönetmen koltuğunda oturan Hideo Nakata’ya rağmen, belki de kendisinden dolayı, alınan tepki beklentileri karşılamadı. Buna rağmen Paramount Pictures 2017 yılının Ekim ayında serinin üçüncü filminin vizyona gireceğini duyurdu ancak daha sonra bu tarih Şubat ayına ertelendi. F. Javier Gutierrez’in yönettiği Halka 3 ile 13 yıl sonra Samara bizleri bir kez daha, bu kez birden fazla  hikayeye yer vermesiyle edindiği film içerisinde film taktiği ile gerilim içerisinde gömüldüğümüz koltuklarımızda kıvrandırmayı hedefleyerek hayatlarımıza geri dönüyor ancak bunu yaparken bizleri bir hikayeye hapsederek yaşatacağı klostrofobi hissini arttırmak lüksünden vazgeçerek ilgimizi olayların sonuna dek elinde tutamayıp, tahmin yeteneğimizi hafife alması ve efsanevi bir gerilim filmi olma yolundan çıkıp destansı bir aşk hikayesi olma yoluna yaptığı dönüş ile 1998 ve 2002 yıllarında aynı hikaye ile yaşadığımız gerilim dolu anılarımızı canlandırıp, daha önce yaşadığımız maceralara bir yenisini eklemek yerine bizlere nostaljik anlar yaşatmaktan öteye geçemiyor.

Halka 3: “İzledikten sonra ölümüne sebep olan video bandını hiç duydun mu?”

Klostrofobi hissi ile kolayca bağdaştırılabilecek mekanlar listesinin başında gelen bir uçağın içinde gözlerimizi açtığımız film bu hareketi ve uçak içerisine hakim genel paniğin başarılı yansıtılışı ile bizlere hız vaat ediyor. Bu sözleri duyduğumuzda ise yaptığımız hızlı ve klostrofobik başlangıç mühürleniyor ve nerede olduğumuz, bizleri nelerin beklediği suratımıza sert bir tokat gibi çarpıyor, anında ensemizde ölesiye korktuğumuz saçları uzun küçük kızın nefesini hissetmeye başlıyoruz. Film, başlangıç sahnesinde yakaladığı ivmeyi bizleri hikayenin başka bir hayattaki izlerinin içine gökten fırlatarak  arttırıyor. Film başlarda edindiği bu ivmeyi sonuna kadar devam ettiremiyor ve ilk filmin aksine Samara’nın nefesini ensemizde her an daha güçlü bir şekilde hissetmemizi sağlayamıyor. Serinin bu filmi hikayeyi bir örnek üzerinden ele almak yerine birden fazla hikaye üzerinden gitmesi ile diğerlerinden ayrılıyor. Ancak bu tavrı ile yaşadığımız sıkışıklık ve klostrofobi hissinin azalmasına, rahatlık seviyemizin artmasına sebep oluyor.

Yaşadığımız sıkışıklık hissini azaltan bir başka öge de başlarda hak ettiği önem verilse ve her fırsatta gözümüzün önüne getirilse de sonlara doğru unutulmaya yüz tutan yedi sayısının rolü. Hikayenin can alıcı noktalarından ve gerilim kaynaklarından bir tanesi karakterlerin sonlarının ne zaman olduğunu bilmesi ve bu son için yaşadığımız uzun, gergin bekleyiş ancak başrolümüz Julia (Matilda Anna Ingrid Lutz), özellikle sonlara doğru kendisini Samara Morgan (Bonnie Morgan)’ın hayatına öylesine çok kaptırıyor ki kendi süresinin azalmasının verdiği baskı etkisini yitiriyor ve bizler seyirciler olarak başrolümüzün bu dertten kurtulması için canımızı dişimize takıp beklemekten vazgeçmeye başlıyoruz. Bunun yanı sıra başrolümüzün bu tavırları ve Samara ile arasında kurulan güçlü bağ bizleri her ne kadar filmin sonunda bu konu ile ilgili düşüncelerimizi sorgulatacak olsa da başrolümüze nasıl olsa bir şey olmayacak düşüncesi ile rahatlamaya itiyor. Hatta film süresince Samara ve hikayesine dair öğrendiğimiz yeni bilgiler ile serinin bir önceki filminde oldukça mutlu bir şekilde kuyuya hapsettiğimiz Samara ile biz bile bir tür bağ kurmaya başlıyoruz. Film süresince tahminlerimiz bununla sınırlı kalmıyor ve gerilim hissimizi arttıracak ani hareketleri ve gelecek olayları bile bir şekilde bekliyor hale geliyoruz. Bu durum her ne kadar filmin geneline hakim olan seyirciyi sadece korkunç son ile değil de ona giden uzun süreç ve bekleyiş ile germe taktiğinin bir destekçisi olarak gösterilebilecek nitelikte olsa da, gerilim seviyemizi azaltan unsurlar arasında da gösterilebilir. The Big Bang Theory dizisi ile Hollywood bilim dünyasının çalışkan ineği lakabını taşıyan Johnny Galecki’yi ise bir bilim profesörü rolünde izlemek rolün iyi ve kötü karışık doğasına rağmen seyirci için oldukça beklenen ve sıradan bir olay.

Merdivenler, çarpık açılar, hızlı montaj teknikleri, acı ve yüksek tonda ses efektleri, ani hareketler, uzun sessizlikler, klostrofobik ve karanlık mekanlar gibi türünün vazgeçilmezlerini içeren Halka 3, irkilmemizi sağlamayı başarsa da eskisi gibi daima tetikte olmamızı ve ölesiye korktuğumuz uzun siyah saçlı küçük kızın nefesini daima ensemizde hissetmemizi daha önce başardığı gibi başaramıyor. Buna karşılık serinin geneline hakim olan “merak kediyi öldürür” fikrinin hakkını vermeyi başarıyor. Özellikle teknolojinin hayatımızın çok büyük bir parçasını oluşturduğu şu günlerde teknolojiden ve onun ürünlerinden korkma fikrinin parlaklığının yanında Halka 3, ne yazık ki sönük kalıyor. Film, yeniden doğuş fikrine önem verse de seri içerisinde kendisine böyle bir yer edinemiyor hatta bizleri hikayenin son kullanma tarihi hakkında düşünmeye itiyor.

İnsan için hayatta başa gelebilecek en kötü senaryo her zaman sonsuz bir bilinmezlik olan ölümdür. Ölümden korkar, ölüm ile korkutur, içimizde taşıdığımız ölüm korkusuyla hareket ederiz ve farkında olmadan en büyük korkumuzu en büyük şansımız olarak nitelediğimiz yaşantımızın büyük ve vazgeçilmez bir parçası haline getiririz. Gerçek hayatta daima uzağımızda olmasını istediğimiz, dayanamadığımız ölüm korkusunu ise sinema perdesinde izlemeyi çok sever, bundan heyecan duyarız. Gerilim, korku filmlerinin efsanevi yönetmenlerinden biri olan Alfred Hitchcock ise bu durumu seyirci olarak bizlerin her ne olursa olsun sinema perdesinde gördüklerimizin aslında gerçek olmadığının farkında oluşumuz, film bitince güvenli evlerimize döneceğimizin bilincinde oluşumuz ve yine film süresince olup bitenler dahil ne olursa olsun hiçbir şey için bedel ödeyenin biz olmayacağımızı bilmemiz gibi unsurlar ile açıklıyor. 1998 yılında Hideo Nakata’nın yönettiği Koji Suzuki’nin aynı isimli romanından sinemaya uyarlanan Japon yapımı Halka filmi bu algıyla oynayarak türünün diğer örnekleri arasından sıyrılarak hayatlarımıza giriş yaptı. Bildiğimiz gerilim hikayelerinin aksine Halka, oldukça yüksek hayal gücü gerektiren, gerçek hayatta çok fazla yeri olmayan canavarlarla korkutmaktansa hali hazırda çalışan bu durumun yanına başka bir yöntem daha ekleyerek gerçek hayatta, sıradan yaşadığımız hayatlarımızda da her an başımıza gelebilecek  yollarla bedel ödeyenin bizler de olabileceğimizi düşündürterek altımızdaki güvenlik ağını çekip bizleri irkiltmeyi hedefledi. 2002 yılında film yönetmeni Gore Verbinski’nin ellerinde Hollywood’a uyarlandı ve başarı basamaklarını başrolünü verdiği Naomi Watts ile birlikte tırmandı. Filmin başarısı devam filmlerini garantiledi ve böylece 2005 yılında Halka 2 izleyicinin beğenisine sunuldu. Ancak yönetmen koltuğunda oturan Hideo Nakata’ya rağmen, belki de kendisinden dolayı, alınan tepki beklentileri karşılamadı. Buna rağmen Paramount Pictures 2017 yılının Ekim ayında serinin üçüncü filminin vizyona gireceğini duyurdu ancak daha sonra bu tarih Şubat ayına ertelendi. F. Javier Gutierrez’in yönettiği Halka 3 ile 13 yıl sonra Samara bizleri bir kez daha, bu kez birden fazla  hikayeye yer vermesiyle edindiği film içerisinde film taktiği ile gerilim içerisinde gömüldüğümüz koltuklarımızda kıvrandırmayı hedefleyerek hayatlarımıza geri dönüyor ancak bunu yaparken bizleri bir hikayeye hapsederek yaşatacağı klostrofobi hissini arttırmak lüksünden vazgeçerek ilgimizi olayların sonuna dek elinde tutamayıp, tahmin yeteneğimizi hafife alması ve efsanevi bir gerilim filmi olma yolundan çıkıp destansı bir aşk hikayesi olma yoluna yaptığı dönüş ile 1998 ve 2002 yıllarında aynı hikaye ile yaşadığımız gerilim dolu anılarımızı canlandırıp, daha önce yaşadığımız maceralara bir yenisini eklemek yerine bizlere nostaljik anlar yaşatmaktan öteye geçemiyor. Halka 3: “İzledikten sonra ölümüne sebep olan video bandını hiç duydun mu?” Klostrofobi hissi ile kolayca bağdaştırılabilecek mekanlar listesinin başında gelen bir uçağın içinde gözlerimizi açtığımız film bu hareketi ve uçak içerisine hakim genel paniğin başarılı yansıtılışı ile bizlere hız vaat ediyor. Bu sözleri duyduğumuzda ise yaptığımız hızlı ve klostrofobik başlangıç mühürleniyor ve nerede olduğumuz, bizleri nelerin beklediği suratımıza sert bir tokat gibi çarpıyor, anında ensemizde ölesiye korktuğumuz saçları uzun küçük kızın nefesini hissetmeye başlıyoruz. Film, başlangıç sahnesinde yakaladığı ivmeyi bizleri hikayenin başka bir hayattaki izlerinin içine gökten fırlatarak  arttırıyor. Film başlarda edindiği bu ivmeyi sonuna kadar devam ettiremiyor ve ilk filmin aksine Samara’nın nefesini ensemizde her an daha güçlü bir şekilde hissetmemizi sağlayamıyor. Serinin bu filmi hikayeyi bir örnek üzerinden ele almak yerine birden fazla hikaye üzerinden…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Halka 3, gerilim filmi olma yolundan çıkıp destansı bir aşk hikayesi olma yoluna yaptığı dönüş ile 1998 ve 2002 yıllarında aynı hikaye ile yaşadığımız gerilim dolu anılarımızı canlandırıp, daha önce yaşadığımız maceralara bir yenisini eklemek yerine bizlere nostaljik anlar yaşatmaktan öteye geçemiyor.

Kullanıcı Puanları: 4.68 ( 3 votes)
50
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi