34. İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilen, Dünya Festivallerinden kategorisindeki Hal ve Gidiş – Conducta Kübalı yönetmen Ernesto Daranas’ın her ne kadar üçüncü filmi olsa da birçok açıdan kendisini uluslararası arenada gösterdiği ilk filmi. Aslında filmin hikayesi ve sinemasal değerinden çok işlediği hikaye özellikle belirli tartışmalara oldukça gebe. O yüzden filmle ilgili tartışmaların yer yer ideolojik meselelere saplandığını üzülerek de olsa söylemek zorundayım. İşin kötü yanı filmin değerini görmezden gelen bu tartışmalardan sıyrıldığımızda da aslında karşımıza çıkan öyle pek ahım şahım bir şey yok.

Hal ve Gidiş kulağa artık biraz garip gelse de tam bir toplumsal gerçekçi filmi. Buna paralel olarak da birçok karakter ve yan hikaye var ama genel tema belirgin bir sistem eleştirisi. Fakat burada şöyle bir sıkıntı var; film ne üçüncü sinema manifestosunun kuramsal zenginliğine uzanıyor ne de zaten toplumsal gerçekçi sinemanın terk edilmesine sebep olan didaktiklik meselesini çözebilmek için bir hamle yapıyor. Haliyle Hal ve Gidiş’i izlerken sanki elli altmış yıl önceki melodramları izliyormuşuz gibi bir havaya bürünüyor insan. Mesela bugün Sezercik’i izlediğimizde hala beğeniriz, çünkü tüm söylemsel sıkıntılarına rağmen dönemi itibariyle ortak duygulara hitap eder. Ama aynı Sezercik’i bugün çeksek ortaya çıkan şey hiç kimseyi memnun etmez, işte Hal ve Gidiş’in durumu tam olarak bu.

Chala isminde, uyuşturucu bağımlısı bir annesi olan çocuk, idealist yaşlı öğretmen, öğretmene mutlak saygı duyan eski öğrencisi, hırslı (ve doğal olarak kötü!) memur vb. gibi daha bir sürü doğrudan filmin niyeti ortaya koyan karakterlere ek olarak filmin hikayesi de bahsettiğimiz toplumsal gerçekçi yaklaşımdan ötürü oldukça sıkıntılı. Ama bu sıkıntı başta da söylediğimiz şekilde ideolojik alana zaman zaman kayabiliyor. En nihayetinde sistem eleştirisi yapılan yer Küba olunca bazıları için bu durum biraz yıkıcı hale geliyor ister istemez. Fakat ideolojik dar bakış açılarından kurtularak olaya baktığımızda aslında gördüğümüz şey şu; hangi ekonomik ya da toplumsal sistem olursa olsun, bir yerde otorite varsa orada her zaman problem vardır. Bu açıdan filmdeki sistem eleştirisi birçok yerde, Sovyetler Birliği döneminde sansür yiyen filmlerle fazlasıyla ortak noktalar taşıyor; dinin baskıyla yok edilmesi, yer değiştirme ve mülk edinme haklarının yok sayılması vs.

Özellikle filmin bir sahnesinde Küba rejiminin otoriterliğine yapılan bir eleştiri var ki bir açıdan çok önemli, dahası filmin ortaya çıkış sürecini deşifre etmemize yarayacak türden. Bu sahnede görece yeni kabul edilebilecek rejimin bürokratik olarak yozlaşmasına vurgu yapılıyor. Haliyle bu, tam da toplumsal gerçekçi sinemanın doğuşunda temel etken olarak kendini gösteren bir durum. Bu açıdan Hal ve Gidiş, sistem olarak oldukça genç olan Küba’nın zamanla diğer ülkelerin sıkıntılarına yaklaşmasına bir örnek olarak, sinemanın elli altmış yıl önceki haline, içinde bulunduğu mevcut durum çerçevesinde ulaşmış oluyor.

Küba Sineması dendiğinde aklımıza gelen birbirinden başarılı filmleri göz önüne aldığımızda Hal ve Gidiş açıkçası pek de söz edilmeye değecek bir yapım değil. Ama bu tamamen yönetmenin yaklaşımından kaynaklanıyor. Yoksa filmin mekanları ve oyunculuklar öylesine büyük potansiyel taşıyorlar ve zaten birçok yerde filmin önüne geçiyorlar ki kaçıp giden fırsata üzülmemek elde değil.

Küba’nın en önemli festivali olan Havana Film Festivali’nde en iyi film ödülü alan filmin, ülkede dillendirilmeye başlanan muhalif düşüncelere önayak olması olumlu bir özellik olarak düşünülse de, sinemasal değeri göz önüne alındığında beklentileri karşılaması çok da mümkün olmayan bir eser.

34. İstanbul Film Festivali’nin açılış filmi olarak gösterilen, Dünya Festivallerinden kategorisindeki Hal ve Gidiş - Conducta Kübalı yönetmen Ernesto Daranas’ın her ne kadar üçüncü filmi olsa da birçok açıdan kendisini uluslararası arenada gösterdiği ilk filmi. Aslında filmin hikayesi ve sinemasal değerinden çok işlediği hikaye özellikle belirli tartışmalara oldukça gebe. O yüzden filmle ilgili tartışmaların yer yer ideolojik meselelere saplandığını üzülerek de olsa söylemek zorundayım. İşin kötü yanı filmin değerini görmezden gelen bu tartışmalardan sıyrıldığımızda da aslında karşımıza çıkan öyle pek ahım şahım bir şey yok. Hal ve Gidiş kulağa artık biraz garip gelse de tam bir toplumsal gerçekçi filmi. Buna paralel olarak da birçok karakter ve yan hikaye var ama genel tema belirgin bir sistem eleştirisi. Fakat burada şöyle bir sıkıntı var; film ne üçüncü sinema manifestosunun kuramsal zenginliğine uzanıyor ne de zaten toplumsal gerçekçi sinemanın terk edilmesine sebep olan didaktiklik meselesini çözebilmek için bir hamle yapıyor. Haliyle Hal ve Gidiş’i izlerken sanki elli altmış yıl önceki melodramları izliyormuşuz gibi bir havaya bürünüyor insan. Mesela bugün Sezercik’i izlediğimizde hala beğeniriz, çünkü tüm söylemsel sıkıntılarına rağmen dönemi itibariyle ortak duygulara hitap eder. Ama aynı Sezercik’i bugün çeksek ortaya çıkan şey hiç kimseyi memnun etmez, işte Hal ve Gidiş’in durumu tam olarak bu. Chala isminde, uyuşturucu bağımlısı bir annesi olan çocuk, idealist yaşlı öğretmen, öğretmene mutlak saygı duyan eski öğrencisi, hırslı (ve doğal olarak kötü!) memur vb. gibi daha bir sürü doğrudan filmin niyeti ortaya koyan karakterlere ek olarak filmin hikayesi de bahsettiğimiz toplumsal gerçekçi yaklaşımdan ötürü oldukça sıkıntılı. Ama bu sıkıntı başta da söylediğimiz şekilde ideolojik alana zaman zaman kayabiliyor. En nihayetinde sistem eleştirisi yapılan yer Küba olunca bazıları için bu durum biraz yıkıcı hale geliyor ister istemez. Fakat ideolojik dar bakış açılarından kurtularak olaya baktığımızda aslında gördüğümüz şey şu; hangi ekonomik ya da toplumsal sistem olursa olsun, bir yerde otorite varsa orada her zaman problem vardır. Bu açıdan filmdeki sistem eleştirisi birçok yerde, Sovyetler Birliği döneminde sansür yiyen filmlerle fazlasıyla ortak noktalar taşıyor; dinin baskıyla yok edilmesi, yer değiştirme ve mülk edinme haklarının yok sayılması vs. Özellikle filmin bir sahnesinde Küba rejiminin otoriterliğine yapılan bir eleştiri var ki bir açıdan çok önemli, dahası filmin ortaya çıkış sürecini deşifre etmemize yarayacak türden. Bu sahnede görece yeni kabul edilebilecek rejimin bürokratik olarak yozlaşmasına vurgu yapılıyor. Haliyle bu, tam da toplumsal gerçekçi sinemanın doğuşunda temel etken olarak kendini gösteren bir durum. Bu açıdan Hal ve Gidiş, sistem olarak oldukça genç olan Küba’nın zamanla diğer ülkelerin sıkıntılarına yaklaşmasına bir örnek olarak, sinemanın elli altmış yıl önceki haline, içinde bulunduğu mevcut durum çerçevesinde ulaşmış oluyor. Küba Sineması dendiğinde aklımıza gelen birbirinden başarılı filmleri göz önüne aldığımızda Hal ve Gidiş açıkçası pek de söz edilmeye değecek bir yapım değil. Ama bu tamamen yönetmenin yaklaşımından kaynaklanıyor. Yoksa filmin mekanları ve oyunculuklar öylesine büyük potansiyel taşıyorlar ve zaten birçok yerde filmin önüne geçiyorlar ki kaçıp giden fırsata üzülmemek elde değil. Küba’nın en önemli festivali olan Havana Film Festivali’nde en iyi film ödülü alan filmin, ülkede dillendirilmeye başlanan muhalif düşüncelere önayak olması olumlu bir özellik olarak düşünülse de, sinemasal değeri…

Yazar Puanı

Puan - 47%

47%

Muhalif düşüncelere önayak olması olumlu bir özellik olarak düşünülse de, sinemasal değeri göz önüne alındığında beklentileri karşılaması çok da mümkün olmayan bir eser.

Kullanıcı Puanları: 3.68 ( 2 votes)
47
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi