Bir kitap düşünün, bir filmi olsun. 1977’de yazılmış, 1983’te çekilmiş olsun. Film çekildiği yıllarda yasak olsun. Ferit Edgü, Genco Erkal ve Erden Kıral’ı buluştursun ve anlattığı hikaye 2015’te hala gerçek olsun.

Ferit Edgü, bizim bugün yaşadıklarımıza bakınca tahayyül etmekte bile zorlanacağımız yıllarda, 80 darbesinin hemen öncesinde Türkiye’nin bir başka köşesinde bir başka hayatın ve bir başka dilin varlığını anlatan bir roman yazmıştı. Her şey o kadar başkaydı ki, sonradan Hakkari’de Bir Mevsim olarak bilinmeye başlanan romanın orijinal adı “O”ydu. Ana karakterimiz kendisine yabancılaşmış, kendisine “O” diye seslenen, hiç tanımadığı birine dönüşen, tanımadığı insanları değiştiren ve okuyucuyu da tüm bu değişimlerin bir parçası haline getiren bir kahramandı. Kürtçe bilmeyen bir adam ve Türkçe bilmeyen çocukların buluşması 1977’den bizlere bir şeyler söylüyordu. Bir ortak yaşam kurgusu sunuyordu. Sadece Kürtler değil, kahramanımızın şehre gittiğinde karşılaştığı Süryani kitapçı, artık pek de orada olmayan Süryanilere dair de bir söz söylüyordu. Ferit Edgü her zaman kullandığı minimalist üslubuyla geçmişte kaybedilenleri ve gelecekte kazanılabilecekleri, bu toprağın halklarını anlatıyordu bir yandan. Bir yandan kitapçının “eski yazı” göndermesi; hayatı boyunca bildiklerine Hakkari’de kaldığı süre içerisinde yabancılaşmış olan kahramanımızın Osmanlıca bilmediğini, yani henüz yabancılaşmaya tabi olmayan halinin bile aslında kendi tarihine yabancılaşmış olduğunu anlatıyordu.

Kitabın film haline gelmesi ise darbe sonrasındaydı ve 1984’te filmin gösterimi yasaklandı. Gerek Genco Erkal‘ın oyunculuğu, gerekse filmin sinematografik başarısı bu yasağın arkasında biraz kayboldu, çünkü yerli seyirciyle buluşması birkaç sene ertelendi. Filmin savaştığı en büyük düşman olan etnik faşizmin yumruğuyla hem de. Bugün eğer film hakkında bilgi almak için IMDB‘ye girerseniz, karşınıza çıkan başlık bile filmin Almanca ismi olan Eine Saison in Hakkari olacaktır. 1983 yılında Berlin’de ödülleri toplayan film; Türkiye’de ancak 1988 yılında, sansürlenmiş versiyonuyla vizyona girebildi. Filmin bu versiyonunda Kürtçe tek bir sözcük bile yoktu, ama Türkçe bilmeyen çocukları anlatıyordu.

38 Yıl Sonra Hakkari’de Mevsimler Hala Aynı

Kitabın üzerinden otuz sekiz, filmin üzerinden otuz iki yıl geçmiş. Bu yazıyı okuyanların çoğunun o kadar yaşı yoktur herhalde. Kitabın ve filmin en büyük vurgularından biri hala aynen gerçek ama: memleketin doğusunda ölümle güne başlamaya alışmış, ölümle her gün yüzleşen, bu yüzden de ölümü normalleştirmiş çocuklar var.

Hakkari’de dün gece sokağa çıkma yasağı vardı. Hakkari’nin komşusu Şırnak’ın ilçesi olan Cizre’de zaten yasak bir haftadır devam ediyor. Bir yandan bölgede görev yapan asker ve polislerden, bir yandan sivil halktan ölüm haberleri gelip duruyor. Ülkenin batısında ise, çoğu bir kere bile oraya gitmemiş insanlar hassasiyetini “operasyon değil katliam” isteyerek dile getiriyor. Askerde ölenlerin yarısının da Kürt olduğunu unutuyor, Kürtlerin dükkanlarını yakıyor, Kürtçe konuşanı bıçaklıyorlar. Bu akıl almaz çılgınlığın ortasında, ölülerin hangisine üzüldüğüne göre insanları ayrıştırıp, “ama” içermeyen cümleler kuramıyorlar. Cumhurbaşkanı ise; çocukları askerlik yaparken babaların hangisinin karakterli, hangisinin karaktersiz olduğunu, oğullarını feda etmeye ne kadar gönüllü olduklarına göre karar veriyor.

Huzurlu Olma Hakkımız Yok

Askerler ölüyor, polisler ölüyor. Sivil halk ölüyor. Ama en korkuncu çocuklar ölüyor. Ve cumhurbaşkanının açıklamaları yetmezmiş gibi ülkenin başbakanı, sivil halkın ölmediğini iddia ediyor. 10 yaşında çocukların, 35 günlük bebeğin öldüğü bir yerde sivilin ölmediğini söylemek, ölen çocukların da terörist olduğu manasına gelir. Halkın seçtiği vekillerin, şehre alınmayışı ise, o şehirde devletin, ülkenin geri kalanından başka türlü bir varlığının olduğunun kanıtıdır.

Sanmayın ki bunlar ilk kez oluyor.  1993 yılında bunlar Diyarbakır, Lice’de de yaşandı. Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın’ın ölümüyle beraber, Lice’ye düzenlenen operasyonlarda sivil kıyım yaşanmıştı. Kerem Cantürk diye bir baba o zaman 3 çocuğunu kaybetmişti biri 2, biri 4, biri de 11 yaşındaydı. O zaman ölenlerin terörist olduğu ima edilmiyor, doğrudan söyleniyordu bu üstelik. Resmi gazetelerde üç çocuk, terörist olarak geçtiler. İçlerinde o zaman CHP Genel Başkanı olan Deniz Baykal’ın da yer aldığı millletvekilleri ve gazetecilerden oluşan bir grup şehre alınmadı. Bu konu üzerine bir şeyler izlemek isteyenler Veysi Polat‘ın Hawara Lice / Lice’nin Feryadı belgeseline bir göz atabilirler.

Hakkari’de Bir Mevsim‘de Süryani kitapçının öğretmene hatırlattığı şeyi, şu an kendimize hatırlatmazsak, on yıl sonra başka bir iktidarın pençesinde aynı şeyler yeniden yaşanacak. Geçmişi hatırlamak, ondan dersler almak durumundayız. Yoksa asker, polis ve halk ölecek. Çocuklar yıllarca tanışmamaları gereken ölümü, her gün sırtlarında taşıyacaklar. Gazeteler istediklerini, daha doğrusu o an iktidardaki kimse onun istediğini yazacak, ölümlerin yaşandığı yerden çok uzaklarda başka insanlar, hiç bilmedikleri bir yere dair kendilerini söz sahibi ilan edip, hem halkın hem de güvenlik güçlerinin ölümünü sağlayacak koşulların oluşmasını yeniden meşrulaştıracaklar. Bugüne dönersek, babası yaralıyken onu kurtarmak istediği için sokağa çıkıp, keskin nişancının kurşunuyla ölen 10 yaşında bir çocuk varken memleketin bir ucunda, başka yerde yaşayanların huzurlu olma hakkımız da yok.

Hakkari’de Bir Mevsim’den bir alıntıyla bitirelim:

“Tanrı’ya inansa, sabahtan akşama, akşamdan sabaha oturup yakaracak : ölmesin bebeler… Koru onları tanrım! Tanrı’ya inanmadığına, inanamadığına yakınıyor.
Tanrım, var olmayan tanrım, kime yakaracağım?”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi