Bazı yapımları o kadar seviyoruz ki; bir arkadaşımız, eşimiz dostumuz, eleştirmenler o film – dizi hakkında olumsuz ya da yeteri kadar güzel bir yorum yapmadığında çıldırabiliyoruz. Çoğumuz için bu durum geçerli. Dünya tarihindeki ilk yapımdan beri yapımlara gerekli değerin verilip verilmediği tartışması döner. Yaygın tabirle bir yapımın ‘’Overrated’’ mı ‘’Underrated’’ mı olduğunun tartışması.

Community ile başladığımız serimizde yine bir diziye fakat bu sefer bir dramaya yer vermek istiyorum. Yeri gelmişken tekrar belirtmek istiyorum ‘’Hak Ettiği Değeri Görmediğine İnandığım Yapımlar’’. Bu seride yazacağım tüm yapımlar herhangi bir nesnel ölçümleme olmadan benim hissiyatımla belirlediğim yapımlar olacak. Kiminiz zaten daha önce bu yapımları duymuş olabilirsiniz, kiminiz ‘’Buna gayet hak ettiği değer verilmişti.’’ diye düşünebilirsiniz ama bana göre yazacağım yapımlar hak ettiği değeri görmediği için birçok insan belki de daha önce bu yapımları duymamış olabilir. Az biraz insana bu güzel yapımları izletebilirsem ne mutlu bana. İzlememe ihtimali olanlar için çok fazla spoiler vermemeye çalışacağım ama yine de bazı yerlerde spoiler verebilirim, şimdiden özür dilerim. O zaman bir drama diziyle devam ediyoruz. Televizyon tarihinin en ilginç ve insanı atmosferiyle kendine bağlayan dizisi: Carnivàle.

carnivale 2 - filmloverss

Modern Çağın Son Masalı: Carnivàle

”Başlangıçtan önce cennet ve cehennem arasındaki büyük savaştan sonra, Tanrı dünyayı yarattı. İnsan adını verdiği yetenekli maymunlara hüküm sürmeyi bahşetti. Her nesilde, ışığın yaratığı ve karanlığın bir yaratığı doğuyordu. Dev orduları geceleri, iyi ve kötünün ebedi savaşında çarpıştılar. O zamanlar sihir vardı, asalet ve hayal edilemeyecek, zulüm böyleydi. Trinity üzerinde sahte bir güneşin patladığı güne dek, insan sonsuza dek mucizeyi mantıkla takas etmiş oldu.”

Karnavalımızın müdürü cüce Samson’ın bu sözleriyle başlıyor masalımız. Burdaki Trinity kavramı atom bombasının New Nexico’da yapılan ilk denemesine verilen isimden geliyor. Trinity Testi. 16 temmuz 1945 saat 5.30’da gerçekleştirilen testteki bomba sonradan Hiroşima ve  Nagazaki’ye atılacak olanlarla aynı tiptedir. Bu test atom çağının başlangıcı olarak kabul edilir.

Eylül 2003 – Mart 2005 arasında 2 sezondan toplamda 24 bölümden oluşan ve HBO’da yayınlanan Carnivàle, yukarıdaki sözlerle başlıyor. HBO’nun zirve yıllarında, The Wire, Six Feet Under, The Sopranos ve Deadwood’la aynı zamanlarda, Rome’dan hemen önce yayınlanan Carnivàle alegori, referans, gizem ve mitoloji yumağıydı.

Amerikan dizilerinin/filmlerinin genel kurgusu iyi ile kötünün savaşıdır. Bu savaş ana eksende birkaç farklı şekilde tasarlanabilir. Carnivàle, bu kurguyu dönemindeki dizilerin ve hatta sonradan çıkan yüksek ratingli dizilerin de birkaç kat yukarı kalitesine taşıdı. Hala kendi janrında onun kalitesine ulaşabilecek bir yapımı görmediğimi gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.Hikaye, 1930’lu yıllar boyunca tüm dünyada sürmüş olan ekonomik buhran ve büyük kuraklık dönemlerinde geçmektedir. 1934 yılında başlayan hikayemiz, gezici bir karnaval çalışanı Ben Hawkins ile California’da rahiplik yapan Justin Crow’un hikayesini anlatan iki ayrı konu barındırır. Bu iki karakter, birbirine benzer, gizemli ve şifreli rüyalar görmektedirler. Buradan anlaşılacağı üzere, iki karakterin kaderleri kesişecektir.

Dizi, Amerika’nın taşra kasabalarında geçmektedir. Büyük kuraklık dolayısıyla ekinlerden verim alamayan halk, üstüne ekonomik buhran da eklenince sefalet içinde yaşamaktadır. Esrarengiz hayatları hikayemize konu olan ve içinde çeşit çeşit görünümde ya da yetenekteki ucube yaratığı/insanı barındıran gezici karnaval da bu durumdan nasibini almaktadır. İşler eskisine göre nispeten kesat gitse de karnavalın oldukça batıl inançlı üyeleri şehir şehir gezerek, gösterilerini sürdürmeye devam etmektedir. Sahneye çıkanından, çadır kuran işçisine kadar kocaman bir aile gibidir karnaval ekibi. Böyle zor zamanlarda daha da kenetlenip, birbirlerinin arkasını kollamayı alışkanlık edinmişlerdir. Ekibe yeni katılan Ben Hawkins isimli ve kimsenin farkında olmadığı özel bir yeteneği olan genç ise olaylar ilerledikçe gizeme gizem katacak bir unsur olarak hikayenin ortasına yerleşir.

Büyük Buhran döneminde bir yerden sonra Amerika’da pamuk ekilemiyor. Tarlalar tamamen toz haline geliyor. Ülkeye inanılmaz bir sefillik ve toz hakim. Amiyane tabirle her yer ”sarı” toz bulut. Carnivàle, o dönemin, kum fırtınalarıyla çöl iklimi şeklinde geçen kurak atmosferini sinematografik olarak çok güzel bir şekilde aktarıyor. Benim dizide en çok hoşuma giden şeyler her şeyin ayarında olması oldu. Cinsellik, şiddet, diyaloglar, tempo… Ayrıca bugünün ”zayıf” güzellik tasvirinin aksine, kilolu kadınların dizinin en çekici kadınları olarak tasvir edilmesi de değişen estetik algıları anlayabilmek açısından ilginç bir anektod.

Daha fazla spoiler vermek istemiyorum çünkü bu tavsiye yazısını yazarken bir kere daha Carnivàle’ın ne kadar inanılmaz bir dizi olduğunu ve derin bir incelemeyi hakettiğine karar verdim. Ama bu diziyi izlerken bazı kavramları bilmeniz gerekiyor:

”Öncelikle dizinin özünü oluşturan Avatar olgusu işe başlayalım. Biz iki sezon boyunca Avatar hanedanının sonunu izliyoruz. İsa, Vaftizci Yahya gibilerin de için de olduğu bir ırk, tanrı ve şeytanın elçileri. İki ev mevcut; Karanlık evi ve Işık evi. her evin ise bir peygamberi ve her peygamberin de varisi konumundaki prensi var. Temsilciler bazı güçlere sahipler. Aslında her iki ev de aynı güçten besleniyorlar. Sadece doğaları gereği farklı şekillerde kullanıyorlar güçlerini.

ayrıca bir ev’in peygamber’i diğer ev’in peygamber’ini yenebilirse hem ondan nimetini(bu vasıta ile onun tüm bilgisini, gücünü de kendine aktarmış oluyor) alıyor hem de evi zafer kazanmış oluyor, lakin bunu Dünya’nın yaratılışından beri tam olarak becerebilen bir Avatar mevcut değil.  Bizim hikayemizde son beş Avatar’a odaklanıyor.”

Dizi insanları yalnızca bu iyi – kötü savaşıyla değil diğer karnaval karakterlerinin derinlikleriyle ve muazzam yan hikayelerle de kendine bağımlı hale getiriyor. Dizinin yaratıcısı Daniel Knauf yarım kalsa da ortaya çok iyi bir iş çıkarıyor, ama aldığı destekler de yadsınamaz. Bunların başta dizinin bazı bölümlerinde yönetmenlik koltuğuna oturan Rodrigo Garcia geliyor. Rodrigo Garcia Büyük Buhran dönemini layıkıyla yansıtan en önemli eserlerden biri olan Yüzyıllık Yalnızlık yazarı Gabriel Garcia Marquez’in oğlu. Babasının yarattığı ”Büyülü Gerçeklik” akımının görüldüğü belki de tek ve en kaliteli dizi Garcia’nın çektiği Carnivàle.

Peki bu dizi bana göre neden hakettiği değeri görmedi. Emmy ödülleri almasına ve fena rating olmamasına rağmen, hatta ve hatta iptal edildiğinde HBO’ya yüzbinlerce şikayet mektubu gitmesine rağmen Carnivàle hakettiği değeri görmedi. Çünkü dizi, 2. sezon bittiğinde planlara göre henüz 4 sezon daha varken HBO tarafından iptal edildi. HBO Rome dizisini çekebilmek için, düşen reytinglerin de etkisiyle yüksek maliyetleri neden göstererek Carnivàle’i iptal etti. Ne yazık ki HBO diziye hakettiği değeri vermedi ve Modern çağın son masalı Carnivale’ı yayından kaldırdı. Eğer Carnivale’ı izlemediyseniz, hemen diziyi açın ve masalsı atmosferine girip kendinizi serbest bırakın. Pişman olmayacaksınız. Alttaki muazzam introsunu izleyince bile etkileneceksiniz.  İyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi