Bu haftanın kısa filmi köşesinde Albüm filmiyle Cannes Film Festivali’nin Semaine de la Critique (Eleştirmenlerin Haftası) adlı bölümünde Yılın En Yenilikçi Yönetmeni Ödülü’nü kazanan Mehmet Can Mertoğlu’nun ilk kısa filmi Yokuş yer alıyor.

Hayatın inişler ve çıkışlar ile dolu olduğu bir zihnin hayat ile karşılaşmadan duyduğu ilk sözlerden biridir. Bu söz hayatın içerisinden geçmiş kişiler tarafından yeni kişilere aktarılır ve bu aktarımla beraber hayatın içine karışacak olan yeni insanlar neler ile karşılacağını ve nelere karşı savaş vereceğini bilirler. Ama her zaman bu savaş ön görülen bir rotada ilerlemez. İnişlerin ve çıkışların her daim bir başarı ile geleceği söylenir. İnsan hayatının bir döneminde başarıyla beraber bir çıkış yakalasa da bunun bir inişi olacağı insanın zihninin bir yerine yerleştirilir ve bu yerleştirilmiş düşünce bizi Gölge olarak benliğimizin farklı bir penceresinde bizi takip eder. Bu inişin her zaman korkutucu olacağı ve bizi beklemediğimiz bir sona götüreceği söylenir. Ama hayatın her zaman aynı şekilde yazılmadığı bilindiği gibi bu durum da zihinler tarafından bilinir ve öğreti kırılmaya başlar. Her zaman çıkış ve iniş bir hayat bütünü, başarı ilerleyişi ve iyi ile kötünün ayrımı olmaz. Bazen bir yokuşun inilişi ve çıkılışı sadece hayattır ve akıp giden zamansallık içerisinde var olan kuklalardır.

Hayatın Karanlığında Anlamsız İnişler ve Çıkışlar: Yokuş

yokuş-filmloverss

Bu yıl Cannes Film Festivali’nde aldığı büyük başarıyla Türkiye Sineması’nda kendinden söz ettiren Mehmet Can Mertoğlu’nun ilk kısa metraj filmi Yokuş bizi hayatın anlam veremediğimiz, vermek zorunda olmadığımız bir sirkülasyonun içine atıyor ve orada bırakıyor. Hayatın soğuk ve anlamsız rotasında siyah beyaz dünya içerisinde bir adam ile gözlerimizi açıyoruz filmde. Filmde adamın bir yokuşu tırmanarak işine gitmesini görüyoruz. Bu yolculuk hayatın tüm sıradanlığına ve duraksamalarına sahipken adamın hastanedeki işi de tam anlamıyla hayat ile özdeşleşiyor. Hayatın anlamsızlığı hastanedeki hastalık ve ölüm ile beraber birleşince anlamsızlık boyutunun ötesinde bir yerde konumlanıyor ve anlamsızlık artık bir beden olarak kendi manifestosunu ana karakter üzerinden tekrar yaratıyor. Ölümün bir yokuşta taşındığı ve cansız bedeninin bu yokuş sonucu bir mağaraya kapatılıyor olması aslında yokuşu da, hayattaki çıkışı da, yaşamı da anlamsızlaştırıyor, silikleştiriyor. Özellikle filmin sonunda adamın tekrar çıktığı yokuştan vurdumduymaz bir şekilde hayatına geri dönmesi tam da filmin ana noktasını ve yolun ve varılan yerin önemsiz olduğunu gözler önüne seriyor. Bunlarla beraber Yokuş inişin ve çıkışın ritüeli içinde anlam yüklenmemesi gereken hayatın büyük, tedirgin edici bir manifestosu olarak yaratılmış; insanı insanlık için büyük bir tedirginliğe düşüren haftanın kısa filmi olarak bize karşı çıktığı noktadan başka bir ders veriyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi