Alexander Christenson tarafından yazılmış ve yönetilmiş dram türündeki kısa film This Always Happens birkaç dakika içerisinde izleyiciyi gerçeklikten koparıp insanın ruhuna, ilişkilerin dinamiklerine ve yalnızlıkların çığlıklarına götürüyor. Sonunda kısa filmin tek yaptığı ise gerçekleri ortaya çıkarmak oluyor.

İlişkilerin  inişleri ve çıkışları içerisinde insan dinamikleri her zaman temsil alanı içerisinde kendine yer bulmuş bir bilmecedir. Bir insanın kendi alanı içerisinde yaşadığı ve uğraştığı dünyevi bütün olgular ilişki içerisinde daha da karmaşıklaşır çünkü bir de karşı taraftaki insanın kendi alanı içerisindeki rüzgarlar kişisel olgulara karışır. Bu birliktelik çoğu zaman ruha iyi gelen bir anti-madde etkisi yaratsa da hamurunda karmaşa olan bir ruhun diğer ruh ile bir araya gelmesi genel de kaotiktir. Tüm bu bilmecelerin ve bilinmezliklerin başlangıç noktası ise karşılaşma anıdır. En az iki bedenin ve ruhun karşılaşmasıyla beraber bu döngüler başlar ancak bu karşılaşma bir çeşit aroma gibidir de. Karşılaşmanın rengi tüm birleşmeyi etkiler ve onun tadını oluşturmak için kendi varlığındakileri feda eder. Bu haftanın kısa filmi This Always Happens tam da bu kaotik birleşme öncesi meydana gelen karşılaşmaya izleyicisini götürüyor ve bu karşılaşma içerisinde meydana gelen fırtına ve bu fırtınanın yol açtığı berraklığı gözler önüne seriyor.

Fırtına İçerisinde Kendini İfşa Eden Ruh: This Always Happens

this-always-happens-filmloverss-1

Alexander Christenson tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan kısa film This Always Happens’ın başrollerinde Kyle Leibovitch ve Kristen Brody yer alıyor. Film bir çiftin öpüşme sahnesi ile açılıyor. Ancak bu öpüşme ileride olacak fırtınanın önceden bedeni esir alan uyuşturucusu olarak kendini gösteriyor. Bu öpüşme sırasında izleyicinin kendinden iz bulacağı bir kırılma yaşanıyor ve öpüşen çiftten bir taraf karşı tarafın doğum gününü soruyor ve aldığı cevap ile burçlar üzerinden bir yorum yapıyor. İzleyicinin kendinden iz bulduğu olarak değindiğim nokta ise buradan sonra başlıyor ve zihinleri ele geçirip büyük bir sinir ile ızdırap oluşturuyor. Kadının bu yorumu üzerine erkek olan burçların birer saçmalık olduğunu söylüyor ve farklı görüşlerin tartışması başlıyor. İlk başta bu tartışma ‘klasik’ bir döngü içerisinde ilerlerken kadın adamın bütün savlarını çürütüyor ve adamın ‘bu başıma hep geliyor’ diye tanımaladığı döngüde karşıyı değil kendisini suçlaması gerektiğini söylüyor. Bu bir anlık yüze vurulan gerçeklik ve ayna ile artık adamın ruhunda taşıdığı yalnızlığı görüyoruz. Hepimizin içimizden haykırdığı ‘herkeste işe yarayan bu mutluluklar ve beraberlikler neden bende işe yaramıyor’ gün yüzüne çıkıyor ve toz pembe bir film klişesinden ziyade terk ediliş ile sorular izleyicinin ruhuna işliyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi