Haftanın kısa filmi Eoin Duffy tarafından yaratılmış, yazılmış ve yönetilmiş olan ve Star Trek serilerinden tanıdığımız George Takei tarafından seslendirilen renkli bir kabus olan The Missing Scarf.

Hayatın koşturmacası içerisinde bireyin zihni her zaman kendine bir uğraş bulmuştur çünkü yaşamanın tek sırrı bu uğraşlar içerisinde yer almaktan geçmektedir. Birey zihni hiçbir zaman özgür olmadığı için, yaşamın bir gün biteceğinin bilincinde her daim büyük bir korku ile yaşar. Ancak zihin ölümüm tahayyül edemediği ve insanın asla deneyimleyip bir bilgi sahibi olamayacağı bir alan olduğu için ölümün alanı zihin bunun üzerini kapatmaya çabalar. Ölümün ve ölümle beraber gelecek olan hiçliğin korkusunu içerisinde taşıyan zihin her daim insanı başka şeylerin kölesi haline getirir. Ölümden korkmak ama aynı zamanda ölümü de anlamlandıramamak çıkmazında nefes almaya çabalayan zihin ölüm fikrini engellemek için başka yollar arar ve bu arayış içerisinde başka nedenler, korkular, kaçışlar bulur. Ölümün maskelendiği bu korkular aslında her daim korkulması gereken ve korkulan ölümün ötelenme amaçlarıdır. Zihin tüm bu korkuları yaratırken bedeni bir oyuncak gibi kullanır ve bu oyun içerisinde ona nefes almak için çok küçük bir alan bırakır. Bu küçük alanı küçük bir dünya yaratarak anlatan haftanın kısa filmi The Missing Scarf, izleyicisine renkli bir dünyada büyük bir kabusu ve onun yansımalarını anlatıyor.

Sakin Dünyanın Belirsiz Hortlakları: The Missing Scarf

the-missing-scarf-filmloverss-1

Star Trek serilerinde izleyici karşısına çıkmış ve uzun yıllar boyunca bu dünya içerisinde izleyici ile bütünleşmiş olan George Takei tarafından seslendirilen kısa filmde Takei hem karakterlerin dış sesi olarak karşımıza çıkıyor hem de bir dış ses anlatıcısı olarak. Kısa film bir sincap ile başlıyor hikayesine. Albert isimli bu sincap gün her zamanki gibi başlarken bir anda karşısında duran boşluğu fark eder. Bu boşluk zamanın ve mekansallığın içerisinde izleyici için bir anlam ifade etmese de Albert’ın atkısının durması gereken yeri işaret etmektedir. Bu boşluk ile karşılaşan sincap kaybolmuş atkısını aramak için bir yolculuğa başlar. Bu yolculuk içerisinde karanlıktan korkan bir baykuş ile ördüğü duvarın yıkılmasından korkan bir kunduz ve yalnız kalmaktan korkan bir tilki ile karşılaşır Albert. Hiçbirine kendi atkısını sorama çünkü onların kendi problemleri vardır. Bu problemler zihnin ölümün üzerine çizdiği çizgiler ve tanıdık korkular olduğu için Albert da bu sorunları içerisine dahil eder kendini ve onlara çözüm aramaya girer. Ancak bu yolculuk Albert’ı bir ayı ile karşılaştırır ve bu ayının en büyük korkusu ölümdür. Ancak zihin yine bir oyun oynar ve ölümü epiksel bir şekilde yaratır. Bu epiksellik ne kadar korkutucu olsa da epiktir ve uzaktır. Bu uzaklık ile Albert da ölümü kucaklar ve ayının korkusunu alıp onu alt üst eder. Ölümün geleceğini ama yaşamın da bir yandan devam edip kendini yeniden yaratacağını söyler. Albert için ölüm ile böyle bir oyun oynamak ve onu ele almak bir şeyleri kaybetme korkusunu da yener çünkü o korkuda bir çeşit ölümün temsilidir. Albert ölümü kucaklayınca kaybolmayı bırakır ve atkısını aramayı bırakır, çünkü zaten bahat gelmektedir. Ancak haftanın kısa filmi sizi tam bu noktada hem rahatlatırken hem büyük belirsiz ama tanıdık bir hortlak ile sizi baş başa bırakır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi