Haftanın Kısa Filmi bölümümüzde bu hafta biraz eskilere gittik ve 2011 yapımı tamamı plan-sekans olan, David Higgs’in yönetmenliğini üstlendiği The Last Ten filmini sizler için seçtik.

Alfred Hitchcock, “Korku, masanın altında bir bombanın aniden patlamasıdır. Gerilim ise masanın altında bir bomba olduğunu bilmektir.” der. Hitchcock, filmlerinde başarılı bir şekilde yansıttığı gerilim duygusunu daha iyi özetleyemezdi sanırım. Günlük hayatımızı da bu duruma katarsak gerilimin, bildiğiniz bir gerçeğin ne zaman ortaya çıkacağını, yani bir an sonrasına nasıl etki edeceğini bilememekle oluşan bir duygu olduğunu da söyleyebiliriz. David Higgs’in 2011 yapımı The Last Ten filmi, işte bu gerilim duygusunu yansıtmakta gerçekten çok başarılı.

The Last Ten: İzleyiciyi Her An Diken Üstünde Tutan Klostrofobik Atmosfer

The Last Ten filminin hikâyesine bakarsak çok farklı bir şey anlattığını söyleyemeyiz. Bir adam, evine her zamankinden erken gelir. Dairesine girdiğinde ise karısını başka bir adamla yakalar ve ardından suç işler. Fakat David Higgs, bilinen ve çok fazla işlenen bu hikâyeyi, temelinde yatan gerilim duygusunu çok daha iyi ortaya çıkaracak bir anlatımla filmin merkezine oturtuyor. Tüm olayların yaşandığı apartman boşluğunu tanrısal bakış açısıyla gösteren film, hikâyenin geriliminin yanında klostrofobik bir sinematografiye sahip. Tamamı plan-sekans olan filmin sahip olduğu durağan ritim, izleyiciye gerilim dolu bu anları da başarılı bir şekilde aktarıyor.

Film hakkında daha fazla konuşmadan David Higgs’in bu anlatısını deneyimlemeniz için sizleri The Last Ten filmi ile baş başa bırakıyorum. İyi seyirler.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi