Haftanın kısa filmi Obituaries bize yaşadığımız bu kanlı günleri başka bir perspektiften anlatıyor. Bir anlatıcı dış ses olarak ve üçüncü bir göz olarak karşılaştığımız James Franco ile altı insanın ölümüne yaklaşıyoruz. Üzülüyoruz, ağlıyoruz ama kanalı değiştiriyoruz! Karşınızda ölüme yabancılaşan biz mutlu insanların mide bulandırıcı portresi.

Ryan Moody imzalı kısa film Obituaries bizi bir cinayet ile karşılıyor. Sınıfındaki dört sınıf arkadaşını ve sınıftaki öğretmeni öldüren bir çocuğun dünyasına açılıyor gözlerimiz. Dış ses olarak anlatıcı ve tanrısal bakış açısı olan bir ses var kısa filme. James Franco’nun sesi. O bize cinayeti işleyen çocuğu anlatıyor. Ailesinde asla konuşulmayan bu çocuğun arkadaşı olmadığını, müzik dinlemediğini, televizyon izlemediğini, şiddet içeren bilgisayar oyunları oynamadığını, sevilmediğini söylüyor; o çocuk sadece bir insan. Ancak bir gün çocuk okula geliyor ve sınıfındaki herkesi öldürüyor. Tam da bu noktada pişmanlık başlıyor. Can sıkıntısı gibi nereden geldiği belli olmayan bu duygu, nasıl uzaklaştırılır o da bilinmiyor. Ancak bu çocuk silahı ağzına sokarak pişmanlığı daha da büyütüyor ve daha da büyüterek aslında yok ediyor ve kendi yok olmasının tetiğini çekiyor. Bu ölümlerle beraber tanrısal anlatıcı ölen diğer beş kişinin hayatına girmeye başlıyor. Her bir ölüm ile gelen hayat hikayesi ruhun özgürlüğü için anlatılmaya başlanıyor.

Obituaries: Her Ölümün Kendi Hikayesi Ve Ruhsuzlaşan İnsan

obituaries-filmloverss-poster

Filmin ismi ölüm ilanları anlamına geliyor. Dış ses James Franco evinde televizyondan ölüm haberlerini gören bir insan. Aynı zamanda da tanrının sesi. Her ölümün ardında kalan hayatı anlatıyor bize. Kalan ümitleri, yıkımları, boş vermişlikleri, hayal kırıklığı ve daha bitmemişti diye bağıran sessiz çığlıkları bu dış ses bize her ölü beden üzerinden aktarıyor. Bu her anlatımla beraber izleyici göğüs kafesimiz yeterince geniş değil diye yakarıyor çünkü yüreğin sıkışması başlıyor. Franco’nun anlatışıyla beraber hayata üçüncü bir gözle yaklaşıyoruz. Ölen ile kalan, öldürülen ile ölen veya yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgide duruyoruz ve bu çizgiden bakınca her detayı net bir şekilde görüyoruz ve bu öznelere ve durumlara tarafsız gözümüzü takınıyoruz. Ancak kısa filmde büyük bir kırılma yaşıyoruz. Bu kırılmada Franco dış ses olmaktan çıkıyor ve etli kanlı bir insan olarak karşımıza çıkıyor. Üzüntüsünü dile getiriyor. Ancak daha sonra bu kara günlerde belki de hepimizin yaptığı gibi üzüntüsünü birkaç saniye yaşayıp kanalı değiştiriyor. Tam da bu noktada ince çizgiyi terk ediyoruz ve tarafsız bakışımızı kaybediyoruz. Çığlıklar atmak istiyoruz bu duyarsız kanal değiştirmeye ama sonra durup önümüze gelen çatlak aynaya bakıyoruz. Daha dün sen de aynısını yapmadın mı?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi