Brandon Zuck imzalı haftanın kısa filmi Goodbye Blue Sky ‘dünyanın sonu’ zamansallığında bir karşılaşmayı ekrana taşıyor. Beş gencin kıyamet sonrası bir çölde karşılaşmasıyla başlayan kısa film, yaşamın gerçekliğini gerçek dışı an ile resmediyor.

Dördüncü kısa filmi ile kendi sinema dilini seyircisine tam anlamıyla geçirmeyi başaran genç yönetmen Brandon Zuck, son filmi Goodbye Blue Sky ile kıyamet senaryosu üzerinden ilerleyen temsillere çok farklı bir noktadan yaklaşıyor. Zuck’ın yazıp yönettiği Goodbye Blue Sky bir karşılaşma anı ile izleyicini gerçek dışı olan zamansallıktan koparıp realitenin merkezine bırakıyor. Bunu yaparken de izleyiciyi filmin içerisindeki sorunsallarla mükemmel bir ışık ahengi ile baş başa bırakıyor. Zamansızlığın içerisindeki filmde çevreden gelen işaretler dünyanın bir apokaliptik zaman içerisinden geçtiğini gösteriyor. Bu tahmin edilemez zaman içerisinde ikiz kardeşler Max ve Liam bir yolda Lila, Jagger ve Bobby ile karşılaşıyor. Bu tekinsiz ve bir o kadar da ihtiyaç duyulan karşılaşma beş gencin renksiz hayatını bir anda neon ışıklar ile çevrili ‘normalleşmiş’ düzene dönüştürüyor. Bu beş yabancının karşılaşması ile beraber film kendini nasıl bir alanda yarattığını izleyiciye gösteriyor ve yaratacağı tesir alanını bir şiir gibi oluşturmaya başlıyor. Yönetmen Zuck ilk başta kıyamet sonrası klişe alanı ile izleyiciyi kandırıp filmini günümüz hisleri ile başarılı bir şekilde ilmek ilmek örüyor.

Goodbye Blue Sky: Gençliğin Ambivalans Manifestosu

goodbye-blue-sky-poster-filmloverss

Aynı anda iki zıt duyguyu içinde barındırma anlamı taşıyan ambivalans üzerinden bir düşünce ile yola çıkacak olursak haftanın kısa filmi Goodbye Blue Sky ikiz kardeşler üzerinden büyük bir gençlik manifestosu yazıyor diyebiliriz. İkiz kardeşlerin benzer bedenler üzerinde farklı duygular taşıyor olması ile beraber gençliğin hayat karşısında çizdiği yollar ve yaptığı seçimler, filmi gösterdiğinin ötesine çekiyor. Kıyamet sonrası bir mekansallıkta ve zamansallıkta kısa film, gençlik üzerine bir resim çiziyor. Günümüz gençliğinin benlik arayışı ile beraber cinsellik, aile, varlık ve beden kavramlarını sorgulaması üzerine farklı bir pratikle ve farklı bir hikaye ile yaklaşan Goodbye Blue Sky sonsuz olan bir arayışı ortaya koyuyor. Tahayyül edilemez bir zaman anında bile gençliğin içinde bulunduğu arayış ve yol seçimini benzer noktalar kesişiminde günümüz zamansallığına paralel hale getiren Zuck, kısa filmi ile beraber aynaları benliklere çevirmeyi başarıyor. Neon ışıkların altında yapılan seçimlerle beraber önemli olanın ‘sen kim olmak istiyorsun?’ sorusu olduğunu gösteren kısa film; gençliğin nefes alamadığı zorbalığı muazzam bir şekilde temsil ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi