Haftanın kısa filmi Stephen Martin imzalı destansı bir aşk ve ölüm hikayesi. Dead Hearts isimli bu kısa film bir çocuğun ölüm haberi ile izleyiciyi karşılarken, hepimizin öleceğini ekleyip ölümün bir son olmadığını söylüyor. Bu söylem ile beraber de kısa film size tarifsiz gotik bir hikaye anlatıyor.

Bir anlatıcının derinden gelen sesi ile başlayan ve ilerleyen kısa film Dead Hearts bize Milton isimli bir çocuğu tanıtıyor. Milton ölüm ile içli dışlı olan ve ölümün ruhu ile beraber yaşamaya mahkum edilmiş bir çocuktur. Anlatıcı olan dış sesin söylediği ise Milton’ın öleceğidir. Ama hemen bu ifadeden sonra anlatıcı hepimizin öleceğini aslında abartılacak bir şey olmadığını söyler. Ama bu hikayede ölüm bir son değildir. Milton çevresindeki çocuklardan hemen ayrılan bir yapıya sahiptir. Bir cenaze evinde yaşamakta ve orada çalışmaktadır tıpkı babası ve büyükbabası gibi. Milton ölüm ile aynı evi paylaşırken bir yandan da içi doldurulmuş olan ölü köpeği ve en yakın arkadaşı ile de ölümün bir başka yüzünü, dostane karşılayan yüzünü içine almıştır. Bu hayat içerisinde Milton diğer çocuklardan ayrılırken aşkı bulacak kadar şanslı olanlar kısmına girerek de kendini çoğu insandan ayırmıştır. Kör, Kung-Fu seven ve Taksidermi ile içli dışlı olan Lola’yı Milton gördüğü anda aşık olur ancak Lola’ya aşık olan bir başka çocuk daha vardır; sınıfın kabadayısı olan Harold. Bir çocuğun aşkı bulması, ayrılığı tatması ve aşkını kaybeden bir bire olarak kalbinin ölmesi kısa filmi hüzünlü bir melodrama sürüklerken; kısa film izleyicisi için büyük bir korku tünelini henüz inşa etmeye başlamamıştır.

Aşkın Karanlığı İçerisindeki Kan ve Ölüm: Dead Hearts

dead-hearts-filmloverss-1

2010 yılı yapımı Richard Ayoade imzalı Submarine ile bir paralellik içerisinde ilerleyen kısa film bir anda büyük bir kitleyi kendi peşinde sürükleyen ve ruhunda derin katmanlar yaratan televizyon dizisi Six Feet Under ruhuna girerek izleyicisini büyüler. Bir çocuk üzerinden ölümün, aşkın, ayrılığın ve yaşamın sınırlarını ve sınırsızlıklarını anlatan kısa film tüm bunları yaparken hem görsel hem de işitsel bir haz bulutu yaratır. Ancak tam bir şeyleri bitiyor derken kısa film sizi ters köşe yapar ve filmin ruhunun içerisinde aniden Tim Burton ve Wes Anderson tınıları dahil olur. Bu kısa filmin ikinci kısmı ile beraber artık Milton bir çocuk değildir. Hala öleceğinin kesinliği içerisinde yaşayan yaşlı bir cenaze evi yöneticisidir. Ancak bu kesinlik ve belirsizlik ikililiğine Milton ölüm ile bir başka ilişkiye girmiştir. Milton ölümü beklemek yerine ona koşmayı tercih eder, ne de olsa aşkın kaybı ile ölen ama hala çarpan bir kalbin esiridir. Milton son gülüşü ve yaşama inadı olarak esiri olduğu kalbi kendinden koparır ve başkasına aktarılması için imzasını atar. Bu ölüm ile gelen filmin dramatikliği bir anda anlatıcının ölümün sonu olmadığını hatırlatması ile bambaşka bir rotaya girer. Sizi bir anda kahkahaya boğacak bir yaşama dönüş sahnesi ile film tesadüflüğün melodramlığında ve karşılaşmaların ışığında sizi büyülerken, size aşkın ölünecek bir şey olduğunu fısıldar. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi