Ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgi…

Bir müzik terimi olarak coda, şarkının bitiş bölümüdür. Şarkıyı yeniden dinleme isteği uyandıran bu bölüm, genellikle damakta naif bir tat bırakır.  Nitekim, her sanatçının şarkıyı bitirme tarzı farklıdır; Chopin, eserini daha dramatik bir şekilde bitirirken, Çaykovski daha dinamik bir şekilde sonlandırmayı tercih eder. İrlandalı yönetmen Alan Holly, Miyazaki filmlerini andıran Coda ile bir sanat eserinin değil, hayatın sonunu ve dolayısıyla hayatın kendisini irdeliyor.

Coda: Ölümden Kaçabilir Miyiz?

SXSW olmak üzere birçok festivalden ödülle dönen Coda, ana renklerden oluşan renk paleti, inişli-çıkışlı müziğiyle son derece çarpıcı bir kısa film. Fakat, bana kalırsa Coda etkileyiciliğini renk paletinden veya çizimlerinden değil hayata olan gerçekçi bakış açısından alıyor.

“Hayatın gözümüzün önünden film şeridi gibi geçmesi” çokça kullanılan bir tabirdir. Ölümden dönenler veya döndüğünü iddia edenlerin çoğunlukla kullandığı bu tabir, birçok filmde de kendine yer bulmuştur. Bu noktada sormak gerekiyor, neden ölüm anında hayatımızla ilgili dönüm noktalarını tekrardan görme isteği duyarız? Bu soruya birçok cevabı var Coda’nın, dolayısıyla Alan Holly’nin. Alan, bize bir yandan hayatın sıradanlığını anlatmaya çalışırken bir yandan da insanoğlunun ölümü erteleyebilmek için gösterdiği çabanın ne kadar anlamsız olduğu fikrini aşılıyor. İnsanı hayata getiren anne figürünün Azrail üzerinden temsil edilerek aynı zamanda can alan bir varlığa dönüştürülmüş olması son derece yenilikçi bir tercihken, yaratılan döngü ile de yönetmen reenkarnasyonu işaret ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi