Biyoljik yapısı hayvan olan insanın, hayvanlardan ayrıldığı en kritik noktalardandır sosyalleşme zorunluluğu. Konuşarak, kendini anlatarak rahatlayan insan, son yıllarda yoğunlaşan bireysel yalnızlaşmayla birlikte çeşitli sorunlar, sıkıntılar yaşamaya başlar. Bu psikolojik gitgeller insanı profesyonel yardım almak zorunda bırakır. Ya da bu yardımı alıyormuş gibi yapmak başka birilerinin rahatlamasına sebep olur. 

Bir psikolog ve hastası arasında geçen diyaloglardan oluşan Aklından Bir Sayı Tut,insanın günlük hayatındaki sıkıntılarını, güven problemlerini, samimiyetini ve hayatı anlanlandırma arayışını sorgulayan bir kısa film. İşini bilen birinin elinden çıkması ve derinlikli yapısıyla ülkemiz kısa filmleri içinden sıyrılmayı başarıyor. 

ismet-akgün-kisa-film-1

Filmin yönemeni İsmet Akgün ile gerçekleştirdiğimiz röportaj, filme dair farklı düşünce kapılarını aralamanıza imkan verebilir.

  • Biraz kendinizden bahsedebilir misiniz? Akdeniz Üniversitesi GSF, Grafik Bölümü’nden mezunsunuz. Fakat sinema hep daha ön plandaydı sanırım?

Tam anlamıyla ön plandaydı diyemem. 2008 yılında üniversiteye girişimden birkaç yıl öncesinde sanat disiplinlerinden bir kaçıyla uygulamalı olarak ilgilenmeye başladım. Devamında mesleki olarak da devam ettirebileceğimi düşünerek Grafik Tasarım bölümüne girdim. O zamanlarda sinema benim için iyi filmi bulup izlemekten çok da ileride bir yerde değildi işin açıkçası. Özellikle, ilk yıllarımda plastik sanatlara çok daha fazla ilgiliydim denebilir. Sonra üniversitede bir karma sergide, üzerine kendimce uzun zaman harcayarak yaptığım bir çalışmanın sonucunda ortaya çıkan ürünün beni zihnen çok da tatmin edemediğini fark ettim. Aynı zamanlarda arkadaşlarımızla beraber yaptığımız “Domates” isimli kısa filmin üretim aşamasında yaşadığım heyecan, başından beri üzerine kafa patlattığım disiplinler arası ince çizgiyi sinema ile daha da inceltebileceğime ve bunu yaparken de yoğunluğunu arttırabileceğime karar verdirtti. O andan itibaren benim için içeriğini doldurabileceğime inandığım disiplinin sinema olduğunu söylemek en doğrusu olacaktır.

  • Sadece sinema değil, genel olarak bir sanat sevdalısı olduğunuzu biliyorum. Üniversitedeyken çeşitli sanat oluşumları içinde yer alıp çeşitli etkinlikler gerçekleştirdiniz. O etkinliklerden ve sanata genel yaklaşımınızdan bahsedebilir misiniz?

Zihnin bilinçli veya bilinçdışı üretim sürecine büyük bir tutku taşıyorum aslında. Sanat ise bir şekilde bir isim, belli bir değer mekanizması oluşturmak için bin yıllardır üretilmiş formlardan sadece biri ama önemli olmasının sebebi , birey kavramının kronolojisi toplumla sonuçlandığından, sanat bir şekilde toplumun yani özünde bireyin en net incelenebilesi, en samimi belki de sonucunda değerlerin dengesini değiştirebilecek bir güce sahip olmasının korkutuculuğunun yanında gerçek olana en net ulaşabilmenin yolu gibi geliyor. 

Üniversitedeyken de bu gücün kullanılabilmesi için elimizden geleni yapmaya çalıştık, bir noktada başarılı olduk da denebilir. Ancak kolektif bir oluşumun devamlılığı bile kendi özümüzle ilgili sorunları çözebilmemize yetmedi. Ben bu yolu çözümleme kısmını, sert ve irrite olana ilgi duyarak devam ettirmeyi seçtim. Hatta bu yolun arkasında durmakla ilgili ciddi bir sorumluluk taşıyorum. Çünkü değerlerimiz, bildiklerimizle sabit ilerliyor ve bu da günümüz hızında büyük değişkenler oluştururken içlerini doldurabilecek vaktimiz olmuyor. Kendi adıma bu duruma gösterebileceğim tepki şu an için sert olan. Tabi bunu fiziksel bir sonuca bağlamakla ilgili bir derdim yok.

  • Aklından Bir Sayı Tut’tan önce de çektiğiniz kısa filmler mevcut. Fakat bu film için ilk ciddi emek ve para harcanan işiniz olduğunu söyleyebiliriz. Sizi bu filmi yapmaya yönlendiren itici güç neydi?

Hissiyat olarak önceki çektiğim kısa filmlerden çok farklı değil “Aklından Bir Sayı Tut”. Ancak bu sefer yarattığım hikayenin isteklerini kısıtlamadım diyebilirim. Hatta hikayeyle bir süre baş başa kavga ettik. Ben ona neleri yapamayacağımı söyledim o ise nelerden vazgeçemeyeceğimi. Tabi biraz şiirsel oldu bu durum ama sonuç olarak bütçesini ben belirlemedim. Daha net bir açıklama yapmak gerekirse bir şekilde bütçesiz film çekmek mümkün ama ortaya koymak istediğin hikayenin bütçen olmadığı için farkında olmadan çok mühim bir noktasını değiştirmiş olmak durumuna katlanamıyorum. Bunun da sebebi henüz gerçekten hangi planın, bütünü tam anlamıyla ne kadar etkileyebileceği konusunda ciddi tecrübelere sahip olmamam. Bir de filmi yönetirken aslında etrafımdaki gelişen tüm olaylara ne kadar hakim olduğumu da görmek istedim.

ismet-akgün-kisa-film

  • Filminiz tek mekanda geçiyor ve diyaloglar üzerinden ilerliyor. Oldukça zor ve riskli bir yol tercih etmişsiniz. Senaryonun oluşma sürecinden biraz bahsedebilir misiniz? Kafanızdakinin ne kadarını yansıtabildiğinizi düşünüyorsunuz filme?

Gün içerisinde yaşadığım çok basit, gözle görülmeyen veya tam tersi beni derinden etkileyen olaylar örgüsünün farklı bir mekanda, farklı karakterlerle kurgulanmış hali diyebilirim. Genellikle yazdığım hikayelerde bu yolu tercih ediyorum. Aklından Bir Sayı Tut’un hikayesi, beni bir şekilde tek mekanda olması gerektiğine ikna etti. Diyalogların yoğunluğu da tek bir çatı altında olabilecek sertliği kendi bildiğim yolla yukarı çıkarabileceğim bir araç oldu. Ne kadar yansıtabildiğim konusunda da filmin anlamıyla ilgili bir sorun yaşamadım ama anlatımında daha önce tecrübe etmediğim teknik sorunlarla karşılaştım.

  • İnce göndermeler ve ilk anda yanlış anlaşılmaya müsait söylemler bulunuyor filmde. Bu sertliği, keskinliği bir tepki, tavır veya bir şeylere kızgınlık olarak değerlendirebilir miyiz?

Hikayenin benden çıkıyor olması benim tepkilerim olduğu anlamını taşımamalı. Bu çok öznel ve sıkıcı olurdu. O zaman üretmiş olduğun şey sadece söyleyemediklerin, yapamadıkların olacaksa veya ukde ettiklerin, bu üreten kişinin mastürbasyonundan ibaret olurdu gibi geliyor bana. Filmin içerisinde olan her şey onlara ait. Gerçekten yaşamış, gerçekten bunu yapabilen insanlar olmasına gerek yok, eğer böyle bir gerçeklik arıyorsak film yapmaya lüzum yok. O zaman ne karaktere, ne mekana ne de filmi oluşturan diğer unsurlara bildiğimizden farklı bir dil oluşturma şansımız kalmıyor. Tabi kızgınlık olarak değerlendirebilir miyiz ? Evet, Erhan’ın kızgınlığı. Hem de çok yoğun bir kızgınlık.

  • Teknik olarak, her gün karşımıza çıkan yerli kısalar arasında üst bir noktada duruyor film. Kaliteli ekipman ve onları kullanabilecek teknik beceriye sahipseniz ortaya güzel bir sonuç çıkıyor ki sizin filminizde çok net hissediliyor bu durum. Sinema, “Ben film çekeceğim ya” olayından çok daha fazlası diye düşünüyorum. Katılır mısınız?

Böyle düşündüğün için teşekkür ederim. Tabi ki teknik imkanların olması filmin seyir hazzını arttırıyor, estetik bir değer katıyor ama filmin estetiğinden ziyade formu için daha fazla emek harcanıyorsa bu bana daha doğru geliyor. Çok yukardan, üstten konuşuyormuşum gibi oluyor ama şimdiye kadar edindiğim ufak tefek tecrübeler sonucunda film çekeceğim diyen birinin, filmi çekmesi kadar güzel bir şey yok ama bu o işin film olduğu anlamını taşımayacaktır.

ismet-akgün-kisa-film-2

  •  Kurgu konusunda düz bir anlatım tercih etmemişsiniz. İlk anda aksama, hata olarak algılanan durumların ilerleyen dakikalarda bilinçli dokunuşlar olduğu ortaya çıkıyor ve hem seyirciyi filme bağlıyor hem de seyir zevkini arttırıyor. Kurgu sürecinden bahsedebilir misiniz?

Kurgu için, sinemanın geriye kalan disiplinlerden ayrılan en mühim noktası olduğu söylenebilir. Film için seçilen her bir yol diğerinden çok farklı anlamlara, hissiyatlara varıyor. Ben kendi yolumu seçerken baya bir zaman harcadım. Geçen yıl eylül ayında çektim Aklından Bir Sayı Tut’u ve son olarak geçtiğimiz ay bitirebildim. Tabi çektiğim ilk anda kafamda gitmek istediğim yol belliydi ama sonrasında farklı zamanlarda toplamda üç versiyon oldu. Kafamda geçen olay örgüsünü kendi kusursuzluğunda yaratmak gibi bir amaç edinmiştim kendime, teknik sorunlar ve filmi çekerken ki kontrol eksikliğimi tam anlamıyla fark etmemle geçtiğimiz ay filmin son halini, ortaya daha rahat bir kafayla çıkarttım.

  • Yoğun diyalog üzerine kurulu olan filmlerin en önemli gücü oyunculuklardır. Filminizin bütün içinde sırıtan tek tarafı oyunculukların teatral bir yapıda olması. Bu durum, izleyenin kendini filmin akışına kaptırmasına engel olmuş. Sizin de oyunculuktan beklediğiniz performansın bu olmadığını düşünüyorum. Haksız mıyım?

Şimdi bu soruya nasıl bir cevap vermem gerektiğini tam olarak bilemiyorum ama haksızda sayılmazsınız. Film zaten diyalog ve vücut dilinden ibaret bir noktada. Hatta oyunu, çok beğendiğim Robert Bresson sinemasından vereceğim diye kendimi günler öncesinden hazırladım. Üzerine oyuncu seçimi ve yönetimi konusunda neredeyse hiç sıkıntı yaşayacağımı da düşünmüyordum. Bir şekilde kısa film olduğundan dolayı çekim öncesinde çok kaale alınmadık, sonrasında da biraz kopukluklar olmasına rağmen ellerinden geleni yaptılar ama sonuç olarak isteklerime çok da yaklaşılamadı. Bu da bana bazı şeylerin sadece istemekle ilgili oladığını anlatan önemli bir ders oldu.

  • Ülkemizdeki kısa filmcilerin genelinde popüler işleri taklit gibi bir yönelim mevcut. Minimalist sinema yapayım derken, minik işlere imza atmaktan kendilerini kurtaramıyorlar. Kendi sinema dillerini yaratma konusunda ciddi sıkıntı içindeler. Bu durumu nasıl aşabiliriz. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir?

Bizim son yıllarda daha fazla konuşmaya, göstermeye, duymaya, duygularımızı tavan yaptıracak, bizi bireysel ve toplumsal geçmişimizle karşı karşıya getirecek bir dile ihtiyacımız var bence. Keşke ne yapacağımıza karar verebilsek, odak noktamızı tam anlamıyla belirleyebilsek ki bu çok zor.

Her şey hızlı, devamlı değişen tavırlar içerisinde büyüyoruz, beş yıl önce punk’tık şimdi hipster oluyoruz. Hiper kimliklerle donandık, nasıl başlıyorsa hemen devam ettiriyoruz. Bu da bir şekilde sinemamızı etkileyemiyor tabi ki. Çünkü sinema veya diğer bütün disiplinler yaşlı, kadim ve köklüler. Senin içinde olamadığın, hissedemediğin, üzerine onlar kadar bilebildiğini ispatlayamadığın hiçbir düşünceyi, harekete geçirmeyeceklerdir. Sadece doğru filmi yapalım. İlla ki birileri bizim bunu nasıl yaptığımızla ilgili bir şeyler diyecektir.

  • Şu an çeşitli klip ve reklam projelerinde görev alıyorsunuz fakat sinema kariyeriniz içinde Aklından Bir Sayı Tut’tan sonra vites yükseltiyorsunuz. Bir uzun metraj hazırlığı içinde olduğunuzu biliyorum. O projenin detaylarından ve geleceğe dair planlarınızdan bahseder misiniz?

Önümüzde ki zamanda kısa film denemelerim devam edecek ama artık bütçeli kısalardan biraz uzaklaşmayı, daha deneysel, odaklandığım hikayelerin ufak kesitlerini uygulayabileceğim kısa filmler yapmayı hedefliyorum. Uzun metraj için elimde bir projem var ve bu yola tam anlamıyla girdim denebilir. Henüz çok büyük bir ilerleme içerisinde değiliz ama bu aşamaların yavaş ilerlemesi bizimde işimize geliyor. Kasım ayının ortalarında bir terslik olmazsa ilk teaser’ı yayınlamayı umut ediyoruz. Sonrasında ise filmi çekebilecek bütçemi toparlamayı ve bu çılgınlığın içerisinde çıldırmayı planlıyorum.

Son olarak, sana ve Filmloverss ekibine çok teşekkür ediyorum. Yeni projelerde görüşmek üzere…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi