2014 yılında Force Majeure ile bireysel eylemsizliğe yönelik kurguladığı anlatı aracılığıyla gönüllerimizi fetheden Ruben Östlund, bu başarısını daha da taçlandırarak bireysel eylemsizliği toplumsal duyarsızlığa dönüştürdüğü The Square filmine imza attı. Bu yıl Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ile ödüllendirilen ve İsveç’in Oscar aday adayı olarak açıklanan The Square kesinlikle beyazperdede deneyimlenmesi gereken satirik bir şaheser. Modern sanat galerisi yöneticiliği yapan Christian karakterinin cüzdanını ve telefonunu hiç beklemediği bir anda çaldırmasının ardından eşyalarının peşine düşmesini izleyici olarak takip ederken kendimizi toplumun ve bireyin dinamiklerini sorgulayan ve yaşadığımız yüzleşmelere kahkahalarla gülebilen bir konumda buluyoruz. Tüm bu sıraladıklarım sizi ikna etmediyse bu hafta sinemada The Square izlemek için duymak isteyebileceğiniz 10 sebebe birlikte göz atalım.

Bu Hafta Sinemada The Square İzlemek İçin 10 Sebep!

Ruben Östlund

ruben-ostlund-the-square-filmloverss

2014 yapımı Force Majeure filmiyle dikkatleri üzerine çeken İsveçli yönetmen Ruben Östlund, bireye ve aile kurumuna yönelik söyleyecek çok fazla sözünün olduğunu göstermişti. Force Majeure ile Cannes Film Festivali, Altın Küre ve BAFTA gibi ödül törenlerinde adından sıkça söz ettiren Ruben Östlund, ideal sayılabilecek 3 yıllık bir aranın ardından The Square gibi bir şaheserle geri döndü ve döndüğü gibi de Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazandı. Hırslı bir müze yöneticisinin yeni açılacak sergiyle büyük bir etki yaratma çabasına odaklan ve oyuncu kadrosunda Elisabeth Moss, Claes Bang, Dominic West ve Terry Notary gibi isimlerin bulunduğu The Square, Ruben Östlund’un Avrupa sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri olmak üzere kariyerinde emin adımlarla ilerlediğinin en önemli kanıtı.

Altın Palmiye Ödülü

cannes-the-square-filmloverss

The Killing of a Sacred DeerHappy EndThe Beguiled ve Wonderstruck gibi Altın Palmiye’nin favorisi filmlerin arasında sıyrılarak ödülü kazanan The Square‘in, Pedro Almodóvar başkanlığındaki festival jürisi tarafından ödüllendirilmesinin sürpriz olacağı söylense de The Square, hakettiği şekilde Altın Palmiye ödülünü kucakladı. Altın Palmiye’nin ardından İsveç’in Oscar aday adayı olarak da açıklanan The Square’in Oscar şansı ise yeni gündem konumuz olacak gibi görünüyor.

Modern Çağ Eleştirisi

the-square-06-filmloverss

Contemporary Art sergileri son dönemlerde belki de önceden hiç olmadığı kadar ilgi görüyor. Artık nerede yeni bir sergi olduğunu arkadaşlarımızın Instagram postlarından takip edebiliyoruz ya da sıra arkadaşlara gelmeden önce o farklı ve sanatsal fotoğrafları biz çoktan paylaşmış oluyoruz. Bu noktada çuvaldızı kendimize batırmamız gerekiyor. Bu çuvaldız da tam olarak The Square filminin kendisi. Modern sanatı ve modern bireyin sanata bakışını öyle vurucu ve keskin gözlemlerle yansıtıyor ki, izleyiciyi olarak üzerine “ama” ekleyebileceğiniz herhangi bir argüman kalmıyor elimizde. Çakıltaşlarından oluşturulmuş tepeciklerin karşısında yazan “You have nothing” cümlesine üç saniye bakıp geçen insanlar ya da çakıltaşlarını temizlik yaparken süpüren temizlikçi tüm eleştirinin bir noktada belkemiğini oluşturuyor.

Oleg Sekansı

the-square-poster

Oleg Kulik, bir Rus görsel sanatçı. Filmde de ismi kullanılan Oleg, The Square’de temsil edilene benzer bir performansla İsveç’te bir köpeği canlandırmıştı. Bu performansta katılımcıların bacaklarını ısıracak kadar ileri giden Oleg’den ilham alan Ruben Östlund, bir Terry Notary’den Olek Kulik performansına benzer biçimde bir goril canlandırmasını istemiş. Tamamen gerçekeğ dayalı bir performanstan ortaya çıkan bu ikonik sahne, bireyin güvensizliğinden tehlike anında gösterdiği reflekslere ve geliştirilen linç kültürüne dek topluma ve bireye dair çok fazla kilit noktayı gözler önüne seriyor.

Elisabeth Moss ve Claes Bang

the-square-elisabeth-moss-filmloverss

Elisabeth Moss’un harika oyunculuğuyla filme bambaşka bir tat kattığını söyleyebiliriz. Karakterler ise ikilinin uyumlu olup olmadığını söyleyebileceğimiz kadar uzun vakit geçirmiyor. Elisabeth Moss ve Claes Bang’in performansları üzerinden daha ziyade modern toplumda kadın ve erkek olmak, değişen ilişki pratikleri üzerine konuşmak daha doğru olacaktır. Bir röportaj için Christian’la görüşen Anne, alışılmışın dışında tavırlarıyla dikkat çeken bir karakter olarak karşımıza çıkar. Ne istediği konusunda daha net davranıp, ne istediğini bilir gibi görünse de filmin en az diğer karakterleri kadar kafasının karışık olduğunu söyleyebiliriz.

Keskin ve Satirik Bir Anlatı Yapısına Sahip Olması

The-Square-izlemek-icin-10-sebep-filmlovers

Bunca eleştiriden, tespitten bahsetmişken Ruben Östlund’un The Square’i boğucu bir film olarak anlaşılmasın. Aksine birçok komedi filminden daha fazla kahkaha attırabilecek bir potansiyele sahip. Kendine gülebilen, kendiyle ve toplumla yüzleşebilen herkesin müthiş keyif alacağından emin olduğum bir anlatı yapısına sahip The Square. İkiyüzlülüklerimiz, çifte standartlarımız, endişelerimiz, gösterişlerimiz karikatürize etmeden adeta bir ayna doğallığında karşımıza geliyor. Bize de yalnızca o aynadan gözlerimizi kaçırmamak kalıyor.

Güvenli Bölge Yoksunluğunun Başarılı Bir Temsili

square-filmloverss

Filme ismini veren Kare, aslında bir enstalasyon. İnsanların gelip geçtiği yoldan bağımsız olmayacak şekilde belirlenen bir alanın etrafının çizilmesiyle oluşturulan bu kare alan, yardıma ihtiyacı olan bir bireyin içine girip yardım istemesini hedefliyor. Karenin içinde yardım isteyen birine de herkesin yardım edeceğini varsayan bu çalışma, karenin dışında yardımlaşmanın nasıl şekillendiğini de sorgulamayı ihmal etmiyor. Karenin birkaç adım dışında “hayat kurtarmak ister misiniz?” sorusuna en ufak bir duraksama göstermeden cevabını vermiş olan toplum, esirgenen bu yardımı sunmak için neden kareye ihtiyaç duyar? Bu noktada güven duygusu ön plana çıkıyor. Toplumsal bir refleks olarak bu söylemlere adeta duygusuz bir tonda yanıt veriyor olmamız, karşımızdakinin gerçekten ihtiyacı olduğuna inanmıyor oluşumuzdan kaynaklanıyor. Peki o kişiyi bir karenin içine yerleştirdiğimizde onu güvenilir kılan nedir?

Bireysel Eylemsizliğin Sonucu Toplumsal Eylemsizlik

The Square-ruben-ostlund-filmloverss

Ruben Östlund, Force Majeure (Turist) filminde de ayrıntılı bir biçimde eylemsizliğe değiniyor. Force Majeure’da bir aile üzerinden bireysel eylemsizliği irdelerken The Square’e geçtiğimizde aynı eylemsizlik halinin toplumsal boyutlarıyla yüzleşiyoruz. Peki bu eylemsizlik hali, bireyden topluma yayılan bir eylemsizlik mi yoksa toplumdan öğrenilen bir güdülenememe durumu mu? Açıkçası, The Square’i izlediğimde ben kendimden çok farklı temsil edilmiş bireyler görmedim. Aksine her biri herhangi bir durumda gayet ben davrandığım/davranacağım şekillerde hareket ediyordu. Yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyen bir insana bugün İstanbul’da kaçımız durup yardım ediyoruz? Yardım çağrıları bir noktadan sonra zihnimizde suistimal edilmeyle eşdeğer biçimlerde algılanır duruma geliyor. Bu da bizi kendine dönük eylemsiz bireyler olmaya dolayısıyla da toplumsal bir eylemsizliğe sürüklüyor.

Otobiyografik Esintiler Taşıması

ruben-ostlund-vandolorum-filmloverss

Ruben Östlund’un günümüzü bu denli ayrıntılı bir değerlendirmeye tabi tutmuş ve kendinden başlayarak birçok kesimi eleştirmiş olması aslında, Ruben Östlund’un topluma bu eleştirileri getirirken kendi deneyimlerinden yola çıkmasıyla birlikte apayrı bir anlam kazanıyor. 2015 yılında Vandalorum müzesinde filmde geçen “Kare” çalışmasının aynısını Kalle Boman ile birlikte gerçekleştiren Östlund, filmde o dönemki sergiden kalma görselleri kullanmayı da ihmal etmemiş. Yanı sıra yardım çığlıkları eşliğinde cüzdan çalma taktiği de Östlund’un yakın bir arkadaşının bizzat başına gelmiş olaylar. Bu sebeple, Östlund filmde otobiyografik ögelere de sıklıkla yer vererek The Square filmini daha gerçekçi kılmayı başarıyor.

Merakınızı Daha da Artıracak Fragman

“Stockholm’deki saygın bir çağdaş sanat müzesinin küratörü olan uzun boylu, yakışıklı, zengin, dışarıdan kusursuz bir görünüme sahip olan Christian (Claes Bang), ayrıcalıklı sınıfa dair örnek bir imaj. Peki, kişilerin iç yüzünü tanıdığımızda, kibir, bencillik, güvensizlik, hoşgörüsüzlük, ego ortaya çıktığında bu imaj ne kadar lekelenir? İçinde barındırdığı herkesin eşit statüde olmasını temsil eden ‘Kare’ adlı yeni bir sanat eserinin kampanyasını yapmaya çalışan Christian öncülüğündeki empatiden yoksun bu ekibin ‘eşitliği’ anlatabilmesi mümkün müdür?”


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi