Bağımlı Amerikan sinemasının can damarlarından olan aksiyon filmleri, genel konu itibariyle ya intikam ya da bir tehlikeyi engellenme çabaları üzerinden ilerler. Son Mohikan, Köstebek, Halk Düşmanları gibi popüler filmler yönetmiş olan Michael Mann’ın son filmi Hacker-Blackhat de bu doğrultuda bir film. İnce detaylarla belli başlı klişelerin önüne geçilse de türü içinde dahi unutulmaz bir film olmayacağı çok belli.

Çin’deki bir nükleer santralde, orta halli bir patlama meydana gelir. Amerikan borsasındaki soya fiyatları da çok kısa süre içinde beklenmedik bir yükseliş gösterir. Bütün bu gelişmeler bir bilgisayar korsanının kafasındaki büyük planı uygulamak için gerçekleştirdiği hazırlıklardır. Çin ve ABD yetkilileri bu işi çözmek için beraber çalışmaya karar verirler fakat bilgileri ve yapabilecekleri kısıtlıdır. Çare; internet üzerinden çeşitli kredi kartı dolandırıcılıkları yaptığı için hapishanede olan, hacker Nicholas Hathaway’i operasyona dahil etmektir. Hathaway, operasyonu başardığı takdirde cezasında indirime gidilmesi koşuluyla teklifi kabul eder. Başta bilgisayarlar üzerinden ilerleyen mücadele, daha sonrasında silahların konuştuğu yüz yüze çatışmalara dönüşecektir.

Blackhat, başka insanların yapılmasının sakıncalı olduğunu söylediği şeyleri yapmak için dizayn edilmiş zararlı kodları bilinçli olarak yazan hackerlara verilen isim. Bu insanlar zayıf noktaları buluyor ve orayı resmen işgal ediyorlar” diye konuşmuştu Michael Mann, filmin adına açıklık getirirken. Los Angeles’dan, Hong Kong’a oradan Jakarta’ya sıçrayan film, 135 dakikalık süresiyle olayları aceleye getirmeden sindire sindire göstermesiyle öne çıkıyor. Filmi izlerken Hollywood’un sinemayı formülize edişini, olayın matematiğini nasıl çözdüğünü bir kez daha anlıyorsunuz. Orta hızda bir girişle sizi içine çeken film, konu öznelindeki şık ve yaratıcı sahneyle sizi hemen içine almayı başarıyor. Klavyeden çıkan kodların, kablolardan, çiplerden geçip ulaştıkları yerde sebep oldukları olayları görmek oldukça hoştu. Böyle bir girişin ardından ortadaki sorunu çözmek için ekip kurma zamanı gelir ve işinin en iyisi olan insanlar bir araya gelir. Biraz tanıdık, öyle değil mi? Yeni kurulan ekip yolun başında küçük başarılar elde eder ve bu bir motivasyon sağlar, hem ekip üyeleri üzerinde hem de seyircide. Olmazsa olmaz seks sahneleri ve filmin genelinde devam edecek romantizm de tam bu noktada devreye girer. Hacker-Blackhat, büyük çatışma sahnesini filmin sonunda değil de ortasında kullanmayı tercih etmiş. Olay; yazılımlar, kodlar üzerinden ilerleyen ve kişisel diyalogların daha ön planda olduğu bir durum olunca bu tercihin oldukça yerinde olduğu söylenebilir. Olayların çözülmeye çok yaklaştığı, finale gelmek üzere olduğumuz bölümde ise, dramatizasyon başlar ve yakınlık kurmaya başladığımız, sempati hissetmeye başladığımız karakterler ölür. Sürpriz bozan vermek istemiyorum ama beklenmedik anda başlayan bir çatışma sahnesi vardı ki, seyirci tam anlamıyla ters köşe oluyor. Hafif gerilim ve hafif çatışmanın ardından klasik Hollywood finali, iyiler günü kurtarır ve cast akar.

Filmde rahatsız edici noktalardan bazıları, ana karakterler gibi önemli görevleri olan kişilerin gereksiz çatışmaların içine girmeleri, ölüm tehlikesi olan noktalara girip materyal almalarıydı. Sen bilgisayar konusundaki yeteneklerin için oradasın, suçluya ateş etmek ya da patlamış ve radyasyon sızıntısı olan bir santralden hard disk almak için değil. Bu bölümler tamamen görsel boyutta filmi daha izlenilir kılmak için eklenmiş. Filmin takdir edilmesi gereken noktalarından biri ise finaldeki son çatışmaya giderken ana karakterimizin yaptığı hazırlıkların gösterilmesi, kendisini korumak için vücudunun çeşitli bölgelerine çeşitli materyaller yerleştirmesiydi. Elini kolunu sallayarak onlarca adamın arasına giren ve burnu bile kanamadan oradan çıkan, ya da yediği onlarca mermiye rağmen hayatta kalabilen ana karakterli filmlerden sonra Michael Mann’ın bu detayı filme koyması sevindirici. Aynı şekilde çatışmadan önce herhangi bir negatifliğe karşı tıbbı malzemelerin alındığını ve çatışmadan hemen sonra bunların kullanımı göstermek de karakterin herhangi bir insan kadar insan olduğunu vurgulamak için tercih edilen başka bir yöntemdi.

Son dönemde Thor karakteriyle Hollywood’un süper kahramanlarından biri olan Chris Hemsworth’u hacker olarak görmek ilginç bir deneyimdi. Michael Mann, ürettiği projelere uzun süre hazırlanmasıyla tanınan bir yönetmen ve Hacker-Blackhat için de bir hayli çalıştığı ortada. Yaratıcı olmayan ama kendi içinde iyi bir senaryoya sahip film en azından bir kere görülmeyi hak ediyor.

Bağımlı Amerikan sinemasının can damarlarından olan aksiyon filmleri, genel konu itibariyle ya intikam ya da bir tehlikeyi engellenme çabaları üzerinden ilerler. Son Mohikan, Köstebek, Halk Düşmanları gibi popüler filmler yönetmiş olan Michael Mann’ın son filmi Hacker-Blackhat de bu doğrultuda bir film. İnce detaylarla belli başlı klişelerin önüne geçilse de türü içinde dahi unutulmaz bir film olmayacağı çok belli. Çin’deki bir nükleer santralde, orta halli bir patlama meydana gelir. Amerikan borsasındaki soya fiyatları da çok kısa süre içinde beklenmedik bir yükseliş gösterir. Bütün bu gelişmeler bir bilgisayar korsanının kafasındaki büyük planı uygulamak için gerçekleştirdiği hazırlıklardır. Çin ve ABD yetkilileri bu işi çözmek için beraber çalışmaya karar verirler fakat bilgileri ve yapabilecekleri kısıtlıdır. Çare; internet üzerinden çeşitli kredi kartı dolandırıcılıkları yaptığı için hapishanede olan, hacker Nicholas Hathaway’i operasyona dahil etmektir. Hathaway, operasyonu başardığı takdirde cezasında indirime gidilmesi koşuluyla teklifi kabul eder. Başta bilgisayarlar üzerinden ilerleyen mücadele, daha sonrasında silahların konuştuğu yüz yüze çatışmalara dönüşecektir. “Blackhat, başka insanların yapılmasının sakıncalı olduğunu söylediği şeyleri yapmak için dizayn edilmiş zararlı kodları bilinçli olarak yazan hackerlara verilen isim. Bu insanlar zayıf noktaları buluyor ve orayı resmen işgal ediyorlar” diye konuşmuştu Michael Mann, filmin adına açıklık getirirken. Los Angeles’dan, Hong Kong’a oradan Jakarta’ya sıçrayan film, 135 dakikalık süresiyle olayları aceleye getirmeden sindire sindire göstermesiyle öne çıkıyor. Filmi izlerken Hollywood’un sinemayı formülize edişini, olayın matematiğini nasıl çözdüğünü bir kez daha anlıyorsunuz. Orta hızda bir girişle sizi içine çeken film, konu öznelindeki şık ve yaratıcı sahneyle sizi hemen içine almayı başarıyor. Klavyeden çıkan kodların, kablolardan, çiplerden geçip ulaştıkları yerde sebep oldukları olayları görmek oldukça hoştu. Böyle bir girişin ardından ortadaki sorunu çözmek için ekip kurma zamanı gelir ve işinin en iyisi olan insanlar bir araya gelir. Biraz tanıdık, öyle değil mi? Yeni kurulan ekip yolun başında küçük başarılar elde eder ve bu bir motivasyon sağlar, hem ekip üyeleri üzerinde hem de seyircide. Olmazsa olmaz seks sahneleri ve filmin genelinde devam edecek romantizm de tam bu noktada devreye girer. Hacker-Blackhat, büyük çatışma sahnesini filmin sonunda değil de ortasında kullanmayı tercih etmiş. Olay; yazılımlar, kodlar üzerinden ilerleyen ve kişisel diyalogların daha ön planda olduğu bir durum olunca bu tercihin oldukça yerinde olduğu söylenebilir. Olayların çözülmeye çok yaklaştığı, finale gelmek üzere olduğumuz bölümde ise, dramatizasyon başlar ve yakınlık kurmaya başladığımız, sempati hissetmeye başladığımız karakterler ölür. Sürpriz bozan vermek istemiyorum ama beklenmedik anda başlayan bir çatışma sahnesi vardı ki, seyirci tam anlamıyla ters köşe oluyor. Hafif gerilim ve hafif çatışmanın ardından klasik Hollywood finali, iyiler günü kurtarır ve cast akar. Filmde rahatsız edici noktalardan bazıları, ana karakterler gibi önemli görevleri olan kişilerin gereksiz çatışmaların içine girmeleri, ölüm tehlikesi olan noktalara girip materyal almalarıydı. Sen bilgisayar konusundaki yeteneklerin için oradasın, suçluya ateş etmek ya da patlamış ve radyasyon sızıntısı olan bir santralden hard disk almak için değil. Bu bölümler tamamen görsel boyutta filmi daha izlenilir kılmak için eklenmiş. Filmin takdir edilmesi gereken noktalarından biri ise finaldeki son çatışmaya giderken ana karakterimizin yaptığı hazırlıkların gösterilmesi, kendisini korumak için vücudunun çeşitli bölgelerine çeşitli materyaller yerleştirmesiydi. Elini kolunu sallayarak onlarca adamın arasına giren ve burnu bile kanamadan…

Yazar Puanı

Puan - 69%

69%

Yaratıcı olmayan ama kendi içinde iyi bir senaryoya sahip film en azından bir kere görülmeyi hak ediyor.

Kullanıcı Puanları: 1.48 ( 4 votes)
69
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi