Dünyada İncil’den sonra en çok okunan -ya da bilinen- eserlerin başında, Homeros’un İlyada ve Odysseia destanları gelir. Bu destanların, sinema eğitimi veren birçok okulda öğrencilere önerilen ilk kitaplardan olması pek şaşırtıcı değildir. Çünkü kendisi de bir mitolojiye dönüşen sinema; özellikle de Hollywood ve Avrupa sineması, batı mitolojisinin kahramanlarının ve öykülerinin izini sürer. Hikaye anlatımı, karakter yaratımı ve görev-motivasyon belirlemede mitolojik hikayeler, efsaneler ve destanlar başat bir rol oynarlar. Filmler, bu kaynağı çok farklı biçimlerde kullanabilirler. Direkt mitolojik bir öykü anlatan filmlerin yanı sıra ondan yola çıkarak belirli bir tarihi ya da günümüzde geçen bir konuyu anlatan filmlere de rastlayabiliriz. Örneğin; Coen Kardeşler’in Neredesin Be Birader (O Brother, Where Art Thou?) ve Sen Şarkılarını Söyle (Inside Llewyn Davis) filmleri Odysseus’un hikayesinden izler taşır. Matrix’in Morpheus’u, aslında Yunan mitolojisinde düşler tanrısıdır…

Rania Attieh ve Daniel Garcia’nın üçüncü ortak yönetmenlik denemesi olan H., bu mitolojik bağlantıları saklamayan filmlerden. Hatta saklamamak ne kelime; adeta onları görünür kılmak için elinden geleni yapıyor. Bu bağlantının temelinde ise oldukça popüler bir mitolojik efsane olan Truva yer alıyor. Genellikle Truva Savaşı’nın çıkma nedeni olarak gösterilen Truvalı Helen’in adını iki başkarakterine bahşeden film, kendisine mekan olarak ise adı yine Truva’dan gelen, New York’a bağlı Troy şehrini seçiyor.

Filmde Troy’da yaşayan Helen isimli iki kadının öyküleri, epizodik bir anlatımla veriliyor. Helenler’den yaşlı olanı, kocası Roy ile birlikte hayatını sürdüren ve “yeni doğan” adı verilen oyuncak bebeğinde huzuru bulan bir kadın. Diğeri ise kocası ile modern sanat çalışmalarında bulunan, ilk çocuğuna hamile bir anne adayı. İki kadının öyküsü, New York’a çarpan bir meteor sonucu bambaşka bir hal alıyor. Şehirde yaşanmaya başlayan garip olaylar, çiftlerin hayatına sirayet etmeye başladıkça hikaye de başladığı noktadan çok uzaklara yöneliyor.

H.’taki meteor, doğal olarak akıllara yeni bir “dünyanın sonu” hikayesini getiriyor. Bugüne kadar düşmek üzere olan meteorların patlatılmasından, uzaydan gelen küçük yeşil adamlarla kıran kırana savaşa girilmesine kadar, beyazperdede büyük badireler atlatan dünyamızın bu sefer neyle karşı karşıya kaldığı pek belli değil. Çünkü birkaç gösterge dışında film daha çok olayın psikolojik boyutuna yöneliyor. İki Helen de henüz gerçek bir çocuğa sahip olmasalar da birer anne figürü. Mitolojide Sparta Kraliçesi Leda ile Tanrı Zeus’un ilişkisinden doğan Helen, bir kuğu yumurtasından çıkar. Filmde de bu yumurta figürü sık sık kullanılıyor. Yumurtadan çıkan bu bebeğin ileride Truva Savaşı’na neden olması ise şüphesiz akıllara dokuz katmandan oluşan Truva’yı getiriyor.

Yaşadığı her yıkımdan sonra yeniden ayağa kalkmayı başaran Truva’nın modern karşılığı olan Troy kenti, filmde bir meteor çarpması sonucu yıkıma uğruyor. Fakat bu yıkım fiziksel değil, tamamen zihinsel. Filmde özellikle, kitle iletişim araçları üzerinden yayılan sinyaller aracılığı ile yaşanan rüya benzeri tuhaflıkların, efsanenin modern bir karşılığının sonucu olduğu düşünülebilir. Truva’ya binlerce gemi ile saldıran Yunan filosuna karşılık modern dünyadaki “düşman”ın sınırı tam olarak çizilebilmiş değil. Filmde birkaç kez görünen siyah at figürü akıllara Truva atını getirse de tüm bu mitolojik referansların, senaryoda karşılığını göremediğimi söyleyebilirim.

Epizodik anlatım ile karakterlerini paralel biçimde ele alan filmin bu tercihi de hikayeyi herhangi bir noktaya taşımıyor. “H.”, her ne kadar bir “süreç” filmi olarak algılanmak istese de izleyiciye o kadar mesafeli ki belli bir noktadan sonra o çok güvendiği “merak duygumuzu” bile kaybetmemize neden oluyor. Zaman zaman simgesel anlatıma dayalı filmleri birden fazla kez izleyip başkalarıyla da konuşarak kafanızdaki soru işaretlerini yok etmek istersiniz. H. ise tam tersine, geri dönmek istemeyeceğiniz filmlerden biri, çünkü düşük bütçesi ile kotardığı minimal ve başarılı mizanseni –Blonde Redhead’den tanıdığımız Kazu Makino’nun, Alex Weston ile yarattığı yaylı çalgılara dayalı melodilerinin de hakkını teslim edelim-, çok gösterişli ama sıkı sıkıya bağlı bir pakette sunma hatasına düşüyor. Robin Bartlett ve Rebecca Dayan’ın Helen rollerindeki performansları ise her şeye rağmen izleyiciyle gerçek anlamda duygusal bağ kurabilen tek unsurlar olarak karşımıza çıkıyor.

H.’ın, Sundance Film Festivali’nde coşkuyla karşılanması anlaşılır bir durum çünkü yeniden bir Altın Çağ’a giren bilimkurgu sinemasında bağımsız örneklerin sayısının artması heyecan verici. Fakat beklentilere karşın H., süresi biraz uzatılmış bir Alacakaranlık Kuşağı bölümünden fazlası olamıyor.

Dünyada İncil'den sonra en çok okunan -ya da bilinen- eserlerin başında, Homeros'un İlyada ve Odysseia destanları gelir. Bu destanların, sinema eğitimi veren birçok okulda öğrencilere önerilen ilk kitaplardan olması pek şaşırtıcı değildir. Çünkü kendisi de bir mitolojiye dönüşen sinema; özellikle de Hollywood ve Avrupa sineması, batı mitolojisinin kahramanlarının ve öykülerinin izini sürer. Hikaye anlatımı, karakter yaratımı ve görev-motivasyon belirlemede mitolojik hikayeler, efsaneler ve destanlar başat bir rol oynarlar. Filmler, bu kaynağı çok farklı biçimlerde kullanabilirler. Direkt mitolojik bir öykü anlatan filmlerin yanı sıra ondan yola çıkarak belirli bir tarihi ya da günümüzde geçen bir konuyu anlatan filmlere de rastlayabiliriz. Örneğin; Coen Kardeşler’in Neredesin Be Birader (O Brother, Where Art Thou?) ve Sen Şarkılarını Söyle (Inside Llewyn Davis) filmleri Odysseus’un hikayesinden izler taşır. Matrix’in Morpheus’u, aslında Yunan mitolojisinde düşler tanrısıdır… Rania Attieh ve Daniel Garcia’nın üçüncü ortak yönetmenlik denemesi olan H., bu mitolojik bağlantıları saklamayan filmlerden. Hatta saklamamak ne kelime; adeta onları görünür kılmak için elinden geleni yapıyor. Bu bağlantının temelinde ise oldukça popüler bir mitolojik efsane olan Truva yer alıyor. Genellikle Truva Savaşı’nın çıkma nedeni olarak gösterilen Truvalı Helen’in adını iki başkarakterine bahşeden film, kendisine mekan olarak ise adı yine Truva’dan gelen, New York’a bağlı Troy şehrini seçiyor. Filmde Troy’da yaşayan Helen isimli iki kadının öyküleri, epizodik bir anlatımla veriliyor. Helenler’den yaşlı olanı, kocası Roy ile birlikte hayatını sürdüren ve “yeni doğan” adı verilen oyuncak bebeğinde huzuru bulan bir kadın. Diğeri ise kocası ile modern sanat çalışmalarında bulunan, ilk çocuğuna hamile bir anne adayı. İki kadının öyküsü, New York’a çarpan bir meteor sonucu bambaşka bir hal alıyor. Şehirde yaşanmaya başlayan garip olaylar, çiftlerin hayatına sirayet etmeye başladıkça hikaye de başladığı noktadan çok uzaklara yöneliyor. H.’taki meteor, doğal olarak akıllara yeni bir “dünyanın sonu” hikayesini getiriyor. Bugüne kadar düşmek üzere olan meteorların patlatılmasından, uzaydan gelen küçük yeşil adamlarla kıran kırana savaşa girilmesine kadar, beyazperdede büyük badireler atlatan dünyamızın bu sefer neyle karşı karşıya kaldığı pek belli değil. Çünkü birkaç gösterge dışında film daha çok olayın psikolojik boyutuna yöneliyor. İki Helen de henüz gerçek bir çocuğa sahip olmasalar da birer anne figürü. Mitolojide Sparta Kraliçesi Leda ile Tanrı Zeus’un ilişkisinden doğan Helen, bir kuğu yumurtasından çıkar. Filmde de bu yumurta figürü sık sık kullanılıyor. Yumurtadan çıkan bu bebeğin ileride Truva Savaşı’na neden olması ise şüphesiz akıllara dokuz katmandan oluşan Truva’yı getiriyor. Yaşadığı her yıkımdan sonra yeniden ayağa kalkmayı başaran Truva’nın modern karşılığı olan Troy kenti, filmde bir meteor çarpması sonucu yıkıma uğruyor. Fakat bu yıkım fiziksel değil, tamamen zihinsel. Filmde özellikle, kitle iletişim araçları üzerinden yayılan sinyaller aracılığı ile yaşanan rüya benzeri tuhaflıkların, efsanenin modern bir karşılığının sonucu olduğu düşünülebilir. Truva’ya binlerce gemi ile saldıran Yunan filosuna karşılık modern dünyadaki “düşman”ın sınırı tam olarak çizilebilmiş değil. Filmde birkaç kez görünen siyah at figürü akıllara Truva atını getirse de tüm bu mitolojik referansların, senaryoda karşılığını göremediğimi söyleyebilirim. Epizodik anlatım ile karakterlerini paralel biçimde ele alan filmin bu tercihi de hikayeyi herhangi bir noktaya taşımıyor. “H.”, her ne kadar bir “süreç” filmi olarak algılanmak istese de izleyiciye o kadar mesafeli ki belli bir noktadan sonra…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

H., süresi biraz uzatılmış bir Alacakaranlık Kuşağı bölümünden fazlası olamıyor.

Kullanıcı Puanları: 0.2 ( 2 votes)
50
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi