E. L. James tarafından yazılan Grinin Elli Tonu, 2011 yılının mayıs ayında yayınlandığı günden itibaren dünya çapında oldukça ses getiren, 37 ülkede 70 milyonun üzerinde satan bir kitap oldu. Serinin ilk kitabı olan Grinin Elli Tonu’nu Karanlığın Elli Tonu ve Özgürlüğün Elli Tonu devam kitapları takip etti ve serinin ilk kitabının beyaz perdeye uyarlanmasına karar verildi. Filmin yönetmenliğini üstlenen Sam Taylor Johnson, Nowhere Boy (2009) filmiyle John Lennon’ın hayatına değinmiş, öncesinde de erotizme kısa filmle giriş yapmış bir yönetmen ve bir kadının kaleminden çıkan romanı, bir kadının vizöründen izleyecek olmak, cinselliği kadın bakışıyla tanımlayabilmemiz açısından önemli bir şans olarak görülebilir.

Dakota Johnson filmde hazır cevaplılığı, muzipliğinin yanı sıra masumiyeti ve şaşkınlığı bir arada barındıran kitabın anlatıcısı Anastasia Steele’i canlandırıyor. Jamie Dornan ise, Ana’yı yepyeni bir dünyayla tanıştıracak olan zengin ve yakışıklı iş adamı Christian Grey rolünde. Filmin beyaz perdeye aktarılacağının açıklanmasından itibaren bu erotik romanı okuyan okuyucuların kafasında canlanan ilk soru kitabın sınırlarda gezinen erotizmi beyaz perdeye ne kadar aktarılacaktı? Kitaba ne kadar sadık kalınacaktı ve, uyarlamaların genel olarak maruz kaldığı gibi, okunması daha mı zevkli olarak kalacaktı?

Başarılı bir Uyarlama mı?

Öncelikle Grinin Elli Tonu, bir kitap olarak değerlendirildiğinde, ses getirmesinin tek sebebi barındırdığı bdsm tabanlı erotizmdir denilebilir çünkü kitap edebi açıdan yetersiz, zayıf cümleler ve basit kurgularla dolu. Kitap başlı başına yetersiz olduğu için, film bir uyarlama olarak kitabı yakalamakta zorlanmamış hatta bazı noktalarda üzerine bile çıkmış. Kesinlikle belirtmek gerekir ki, Grinin Elli Tonu, ana karakterler ve olay örgüsü baz alındığında, senaryolaştırılırken uyarlandığı kitaba en çok sadık kalan filmlerden biri. Dikkatli izleyiciler, kitaptaki gibi altı çizilmese de Ana’nın kıyafetlerinden siyah babetlerine kadar filmin kitabı takip ettiğini görecektir. Ancak yan karakterler konusunda aynı sonuca varmak mümkün değil. Özellikle Ana’nın ev arkadaşı Kate ve Christian’ın kardeşi Eliott’ın oluşturduğu yan hikaye açısından fazlaca zayıf kalmış belki de umursanmamış. Kitapta bu ilişkinin bulunmasının en temel nedeni Ana’ya aslında ne istediğini hatırlatmasıydı. Kate, Ana’yı koruma iç güdüsüyle Christian’a mütemadiyen kötü davranan bir karakterken, filmde bu  durumdan eser yok. En önemlisi de kitaba oranla değerlendirildiğinde, olay örgüsünün en büyük eksikliği Ana’nın temel çatışmalarından biri olan Christian’ın hediyeleri karşısında hissettiği duyguların noksanlığıydı denilebilir. Ana’nın temel çatışmalarından biri olan “seninle sevişiyorum ve sen bana hediyeler alıyorsun, bu bir nevi  fahişelik”  çıkarımının filme hiçbir şekilde yansımamış olması ve Ana’nın bu zenginlikten memnun tavrı filmin geneline bakıldığında oldukça bilinçli bir seçim olarak karşımıza çıkıyor. Senaryoda yapılan en net değişiklik ise, sözleşmenin yemek yerine şirkette bir iş toplantısı havasında tartışılması ve yapılan bu değişiklik, filmin mizah tonunu kesinlikle mükemmel bir şekilde tutturuyor ve anlatıyı yukarı taşıyor.

Romantik Bdsm

Christian Grey, filmde kitapta olduğundan biraz daha romantik ve sınırları yumuşatılmış bir hakim olarak yorumlanmış. Erotik seks sahneleriyle uzun süre konuşulan Grinin Elli Tonu’nda film boyunca el-ayak bağlama ve kamçılardan başka çok da bir şey görmüyoruz. Daha sert ya da daha normalin dışında kalan seks sahneleri (regl dönemi sevişme, duşta oral seks vb.) törpülenmiş. Geriye elimizde iki aşığın romantik heyecan arayışı kalıyor. Grey’in geçmişinde yaşadıkları ve bugün olduğu kişinin sebebinin geçmişi oluşu, romantik bir ilişki yaşayamıyışı ve yalnız adam tripleri fazlaca abartılmış ve bdsm’in psikolojik bir travmaya dayandırılıp açıklanmaya çalışılması “aslında normal değil” vurgusunu güçlendiriyor.  15 yaşından beri bu hayat tarzını sürdüren ve bugüne kadar 15 seks kölesi olmuş olan Bay Grey’in  en uç cezalandırma sınırının altı kemer darbesi olacağına da inanmak güç. Filmik diegesisi sorgulamak mantıklı olmasa da filmin doruk noktası (climax) olması sebebiyle, cezalandırma sahnesi fazlaca sırıtan ve hafif kalan bir final olarak görülebilir.

Kadın bedeninin fazlaca metalaştırıldığı popüler kültür ürünlerinde, kadın bakışıyla erkek vücudunu görmek ve erkeğin arzu nesnesi oluşu izleyiciye farklı bir deneyim sunacaktır. Çekimleri, kullanılan mekanlar estetik kaygının dışında anlatıya hizmet etmesi amacıyla vasatın biraz üzerinde tutulmuş denilebilir ancak, seks sahnelerinde bir estetik kaygısı görmek mümkün ve bu estetiklik kadın ve erkek bedeninin kombinasyonuyla sağlanabilmiş. Ayrıca filmin müzikleri de oldukça başarılı.

Tüm bunların ışığında, törpülemelere rağmen film hala cesur sahnelere sahip demek doğru olacaktır. Mizahın da oldukça dozunda kullanıldığı film sizi defalarca güldürmeyi başarabilir. Bolca romantizmle harmanlanarak tutkulu bir aşk hikayesine dönüştürülen Grinin Elli Tonu filmi, bu tavrıyla daha geniş kitlelere hitap etmeyi amaçlıyor gibi. Bir hafta sonu kaçamağı olarak izlenebilir.

İyi seyirler

E. L. James tarafından yazılan Grinin Elli Tonu, 2011 yılının mayıs ayında yayınlandığı günden itibaren dünya çapında oldukça ses getiren, 37 ülkede 70 milyonun üzerinde satan bir kitap oldu. Serinin ilk kitabı olan Grinin Elli Tonu’nu Karanlığın Elli Tonu ve Özgürlüğün Elli Tonu devam kitapları takip etti ve serinin ilk kitabının beyaz perdeye uyarlanmasına karar verildi. Filmin yönetmenliğini üstlenen Sam Taylor Johnson, Nowhere Boy (2009) filmiyle John Lennon’ın hayatına değinmiş, öncesinde de erotizme kısa filmle giriş yapmış bir yönetmen ve bir kadının kaleminden çıkan romanı, bir kadının vizöründen izleyecek olmak, cinselliği kadın bakışıyla tanımlayabilmemiz açısından önemli bir şans olarak görülebilir. Dakota Johnson filmde hazır cevaplılığı, muzipliğinin yanı sıra masumiyeti ve şaşkınlığı bir arada barındıran kitabın anlatıcısı Anastasia Steele’i canlandırıyor. Jamie Dornan ise, Ana’yı yepyeni bir dünyayla tanıştıracak olan zengin ve yakışıklı iş adamı Christian Grey rolünde. Filmin beyaz perdeye aktarılacağının açıklanmasından itibaren bu erotik romanı okuyan okuyucuların kafasında canlanan ilk soru kitabın sınırlarda gezinen erotizmi beyaz perdeye ne kadar aktarılacaktı? Kitaba ne kadar sadık kalınacaktı ve, uyarlamaların genel olarak maruz kaldığı gibi, okunması daha mı zevkli olarak kalacaktı? Başarılı bir Uyarlama mı? Öncelikle Grinin Elli Tonu, bir kitap olarak değerlendirildiğinde, ses getirmesinin tek sebebi barındırdığı bdsm tabanlı erotizmdir denilebilir çünkü kitap edebi açıdan yetersiz, zayıf cümleler ve basit kurgularla dolu. Kitap başlı başına yetersiz olduğu için, film bir uyarlama olarak kitabı yakalamakta zorlanmamış hatta bazı noktalarda üzerine bile çıkmış. Kesinlikle belirtmek gerekir ki, Grinin Elli Tonu, ana karakterler ve olay örgüsü baz alındığında, senaryolaştırılırken uyarlandığı kitaba en çok sadık kalan filmlerden biri. Dikkatli izleyiciler, kitaptaki gibi altı çizilmese de Ana’nın kıyafetlerinden siyah babetlerine kadar filmin kitabı takip ettiğini görecektir. Ancak yan karakterler konusunda aynı sonuca varmak mümkün değil. Özellikle Ana’nın ev arkadaşı Kate ve Christian’ın kardeşi Eliott’ın oluşturduğu yan hikaye açısından fazlaca zayıf kalmış belki de umursanmamış. Kitapta bu ilişkinin bulunmasının en temel nedeni Ana’ya aslında ne istediğini hatırlatmasıydı. Kate, Ana’yı koruma iç güdüsüyle Christian’a mütemadiyen kötü davranan bir karakterken, filmde bu  durumdan eser yok. En önemlisi de kitaba oranla değerlendirildiğinde, olay örgüsünün en büyük eksikliği Ana’nın temel çatışmalarından biri olan Christian’ın hediyeleri karşısında hissettiği duyguların noksanlığıydı denilebilir. Ana’nın temel çatışmalarından biri olan “seninle sevişiyorum ve sen bana hediyeler alıyorsun, bu bir nevi  fahişelik”  çıkarımının filme hiçbir şekilde yansımamış olması ve Ana’nın bu zenginlikten memnun tavrı filmin geneline bakıldığında oldukça bilinçli bir seçim olarak karşımıza çıkıyor. Senaryoda yapılan en net değişiklik ise, sözleşmenin yemek yerine şirkette bir iş toplantısı havasında tartışılması ve yapılan bu değişiklik, filmin mizah tonunu kesinlikle mükemmel bir şekilde tutturuyor ve anlatıyı yukarı taşıyor. Romantik Bdsm Christian Grey, filmde kitapta olduğundan biraz daha romantik ve sınırları yumuşatılmış bir hakim olarak yorumlanmış. Erotik seks sahneleriyle uzun süre konuşulan Grinin Elli Tonu’nda film boyunca el-ayak bağlama ve kamçılardan başka çok da bir şey görmüyoruz. Daha sert ya da daha normalin dışında kalan seks sahneleri (regl dönemi sevişme, duşta oral seks vb.) törpülenmiş. Geriye elimizde iki aşığın romantik heyecan arayışı kalıyor. Grey’in geçmişinde yaşadıkları ve bugün olduğu kişinin sebebinin geçmişi oluşu, romantik bir ilişki yaşayamıyışı ve yalnız adam tripleri fazlaca…

Yazar Puanı

Puan - 52%

52%

Tüm bunların ışığında, törpülemelere rağmen film hala cesur sahnelere sahip demek doğru olacaktır. Mizahın da oldukça dozunda kullanıldığı film sizi defalarca güldürmeyi başarabilir. Bolca romantizmle harmanlanarak tutkulu bir aşk hikayesine dönüştürülen Grinin Elli Tonu, bu tavrıyla daha geniş kitlelere hitap etmeyi amaçlıyor gibi. Bir hafta sonu kaçamağı olarak izlenebilir.

Kullanıcı Puanları: 3.2 ( 23 votes)
52
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi