Yorgun bir film…

Her şeyden kaçan ama kendisinden kaçamayan, yıllarca içinde büyüyen suçluluk duygusunu sıyırıp bir köşeye koyamayan, dili söylemese de, söylemek istemese de gözlerinde acıyı gördüğünüz, geçmişini bir kambur gibi geleceğine taşımak zorunda kalan, yalnız, üzgün ve umutsuz bir adam gibi yorgun bir film…

Sessiz bir film… 

Aynı her gün gazetelerin üçüncü sayfasında okuduğumuz kocasının şiddetine maruz kalmış, çocuklarının gözü önünde yirmi yerinden bıçaklanmış, bazen en yakınındaki bazen sokaktan geçen bir adamın tecavüzüne uğramış, bildiğimiz, tanıdık, tepkisiz kaldığımız, birçoğumuzun en fazla “vah vah” diye hayıflandığımız bir köşede unutulan yitip giden kadınlar gibi sessiz bir film…

19. Adana Altın Koza Film Festivali’nden En iyi Yönetmen ve En İyi Kadın Oyuncu da dahil olmak üzere beş ödülle dönen Pelin Esmer yönetmenliğindeki, başrollerini Olgun Şimşek ve Nilay Erdönmez’in paylaştığı film, aslında bildiğimiz ama farkında olmadığımız, farkında olmak istemediğimiz kimi zaman göz göze gelmekten çekindiğimiz hayatları gözlerimizin önüne seriyor. 

Olgun Şimşek’in hayat verdiği Nihat, içindeki bitmeyen kavgayı da yanına alıp, kalabalıkların içinden sıyrılıp, bir dağın tepesinde orman yangın gözetleme kulesinde çalışmaya başlayan bir adam. Filmin daha ilk dakikalarından itibaren suskunluğunun altında derin bir hikaye yattığını anlıyorsunuz, ne olduğunu anlamak için uzun bir süre bekliyorsunuz.  Nilay Erdönmez ise filmde üniversitede okumak için ailesinin yanından ayrılmış, yanında kaldığı öz dayısı tarafından hamile bırakılan, çocuğunu aldırmak için geç kalmış Seher’in yaşadıklarını filmin son dakikalarına kadar sessizce anlatıyor. Biri suçluluk duygusundan yorgun bir adam, diğeri bugün Türkiye’de bilip, duyup da sessiz kaldığımız benzer hikayelerdeki kadınlar gibi öfkeli, toplumdan kaçmak zorunda bırakılan sadece yaşadıklarıyla değil susanlarla da savaşan bir kadın… Yolları bir otogarda kesişecek.  Beraber susacaklar, tüm yaşadıkları ile yan yana dururken yalnız başlarına savaşacaklar. 

Filmi etkileyici kılan sadece hayatın içinden bir konusu olması ve bazı gerçekleri yüzümüze vuruşu değil, olayın belki de birçoğumuzun hiç bilmediği, varlığından haberdar olmadığı orman gözetleme kulelerinde çalışan insanların hayatlarıyla birlikte verilişi. Bildiğimiz hayatların yanında bir de bilmediğimiz hayatları bize sunmuş olması… Filmde bazı görüntülerin neredeyse gerçek olduğuna inanmak imkansız. Koca bir yağlıboya tablonun önünde gibi oyuncular… Hikayenin derinliği kadar derin, sizi içine çeken görüntüler Pelin Esmer’in daha önce yönetmenliğini yaptığı “Koleksiyoncu” ve “Oyun” ile “En İyi Belgesel Film Yönetmeni” ödülü almış bir yönetmen olduğunu hatırlatır cinsten.

Oyunculuklar mı? Film boyunca Olgun Şimşek’i izlerken kendime bu aralar televizyonda bir komedi dizisinde izlediğim de bu adam mı diye sordum. O nasıl bir oyunculuk, o nasıl bir tereddüde düşürme haliydi. İnanmakta zorlandım ama o komedi dizisindeki de, Gözetleme Kulesi’nde içine akıttığı gözyaşlarını bir bakışıyla ruhumuza dokunduran da aynı kişiydi. Nilay Erdönmez’den bahsetmek gerekirse, Altın Koza “En iyi Kadın Oyuncu” ödülü ile zaten ona hakkını vermişti. 

Sonuçta hikayesi, oyunculuklar, görüntüler güzel ama yeteri kadar bağırmayan bir film. Günlük hayat içinde benzer konularda sustuklarımız rahatsız etmiyor da karakterlerin bu kadar susması düşündürüyor. Özellikle film sona yaklaşırken şimdi ne olacak diye merakla beklediğiniz ama sonunda sadece “ya sonra” diyerek kalakaldığınız bir film. Belki de Pelin Esmer bu sonla bize bir ders vermek istedi kim bilir?

Bu ülkede kadınların yaşadıklarına bugüne kadar sessiz kalmış olabilirsiniz, o kadınları yalnız bırakmış olabilirsiniz ama bu filmi yalnız bırakmayın. Seher sizden hesap sormayacak, yaşadıklarına rağmen o kadar susacak, o kadar susacak ki ilk kez sustuklarınızı hatırlamanıza fırsat verecek.

İyi seyirler.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi