Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Film festivalleri, sinemayı en çok şekillendiren unsurlar olmuştur her zaman. Her festivalde ödüller, kazanan filmler ile ilgili salt olarak kesin kararlara varmaktan ziyade, izleyiciye fikir vermek veya filmlere ya da festivallere değer katmak için dağıtılıyorlar. Her festivalin kendine has bir prestiji olduğunu varsayarsak, her bir ödül de kendi alanında oldukça değerli oluyor.

En klişe tabirle sorulan bir soru vardır: Türkiye Sineması yurt dışında neden başarı kazanamıyor? Birçok olumlu noktayı kaçıran ve sabit fikirli bir soru olmasından dolayı, aslında asıl sorulması gereken soru bu değil. Çünkü Türkiye Sineması az ya da çok, yeterli ya da yetersiz olarak değerlendirilse de çok uzun zamandır uluslararası alanda temsil ediliyor. Genelde algılarımız, Avrupa merkezli büyük festivallerin en prestijli ödüllerine kilitlendiğinden dolayı olsa gerek, bazı başarıları ya da bu başarıların önemli etkilerini kaçırmamız işten bile değil. Ali Özgentürk’ün Bekçi ve Muammer Özer’in Bir Avuç Cennet filmlerinin, aynı gün Strasbourg Film Festivali’nde ödül kazanmasının 20. yıldönümünde, Gözden Kaçan Ödüllü Türk Filmleri’ni sıraladık. Geçtiğimiz yıl 100. yılını kutlayan Türkiye Sineması’nın aslında sandığımızdan daha eskiye dayanan bir uluslararası etkiye sahip olduğunu göstermeyi amaçladık.

Bekçi (1985)

Sinema kariyerine Atıf Yılmaz ve Yılmaz Güney gibi isimlerin yanında asistanlık yaparak başlayan Ali Özgentürk’ün üçüncü uzun metraj filmi Bekçi, yurt dışındaki başarısına karşın hak ettiği ilgiyi göremeyen filmlerden bir tanesi. Orhan Kemal’in “Murtaza” isimli romanından uyarlanan ve başrollerinde Müjdat Gezen ile Halil Ergün’ün bulunduğu film, birçok festivalde görücüye çıkmıştır.

Film, Balkan savaşının kahramanlarından Kolağası Hasan Bey’in torunu olan Murtaza’nın yaşamını anlatıyor. Bir fabrikada bekçilik yaparak hayatını kazanan Murtaza işine çok bağlı bir çalışandır. Ancak bu bağlılığı, sınırları aşarak fabrikada çalışan işçiler üstünde despotça ve acımasızca bir baskı oluşturmaya başlar. Bir süre sonra herkesin alay etmeye başladığı bu  ‘vazife tutkusu’  Bekçi Murtaza’yı giderek hasta ve çekilmez bir hale getirirken, çevresinden de koparmaya başlar.

Henüz ilk filmi “Hazal” ile adını duyuran ve devamında ikinci filmi “At” ile dünyanın birçok ülkesinde festivallere katılarak belli ödüller kazanan Ali Özgentürk, üçüncü filmiyle de bu başarısını devam ettirebilmiş bir isim. Özgentürk’ün hem yazıp, hem de yönettiği Bekçi, Uluslararası Venedik Film Festivali’nin yarışma seçkisinde yarışan ilk Türk filmi. Ayrıca Strasbourg İnsan Hakları Film Festivali’nden de ikincilik ödülüyle dönmüştür.

Hitit Güneşi (1956)

Sabahattin Eyüboğlu ve Mazhar İpşiroğlu’nun yönetmen koltuğunda oturduğu Hitit Güneşi için, Türkiye’den çıkan arkeoloji belgesellerinin ilki denebilir. İstanbul Üniversitesi Sanat Tarihi ve Arkeoloji Enstitüleri ile Ankara Hitit Müzesi ortaklığı ile hazırlanan bu kısa belgesel, sessiz sedasız çıktığı yurt dışı macerasından yine sessiz sedasız aldığı ödül ile dönmüştür.

Film, Anadolu’daki Hitit kültürünü birçok farklı pencereden inceleyerek, araştırmalarını net bir biçimde ortaya koyuyor. Hitit Güneşi, yurt içinde 8. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin ardından Berlin’de gösterilmiş ve 6. Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı / Onur Ödülü’ne layık görülerek ödüllü Türk filmleri arasına katılmıştır.

Propaganda (1999)

Kemal Sunal’ın birçok harikayla dolu olan kariyerinin son halkası olan, başrolünü Metin Akpınar’la paylaştığı Propaganda yalnızca ülkemizde ses getirmekle kalmadı. Sinan Çetin’in yönetmen koltuğunda oturduğu film, uluslararası macerasını biraz daha uzak coğrafyalarda yaşayan filmlerden.

1948 yılında geçen hikayede, doğduğu kasabaya Gümrük Muhafaza Müdürü olarak dönen Mehdi (Kemal Sunal) ile çocukluk arkadaşı Rahim (Metin Akpınar)’in ailelerini ve hayatlarını, köyün ortasından geçen sınır telleri ayırır. Köyü ikiye bölen bu teller, hem sosyal hem de ticari hayatı mahvetmektedir. O zamanlar henüz kariyerinin başında genç bir oyuncu olan Meltem Cumbul ile birlikte Rafet El Roman gibi isimlerin de rol aldığı film, Türkiye’nin sosyal ve bürokratik sorunlarına parmak basar nitelikte bir iş olarak karşımıza çıkıyor.

Propaganda, 1999 ve 2000 yılları boyunca yurt dışında birkaç festival gezip, bunlardan iki tanesinden ödülle dönmüştür. Asya’nın en büyük ve önemli festivallerinden biri olan Şangay Uluslararası Film Festivali’nden aldığı Altın Kadeh ödülünün yanı sıra Almanya’daki Bogey Ödülleri’nden de boş dönmemiştir.

Bir Avuç Cennet (1985)

Muammer Özer’in 1985 yılında hem yazıp hem de yönettiği filmi Bir Avuç Cennet, döneminin öne çıkmayı başaran filmlerinden bir tanesi. Tarık Akan ile Hale Soygazi’nin başrolünü paylaştığı film, Türkiye’de yaşanan göç sorununun ve çeşitli ekonomik sıkıntıların odağında geçen hikayesini başarılı bir şekilde işliyor. Film, gerçekçi üslubuyla bilinen Muammer Özer’in elinde daha da etkileyici bir hal alıyor.

Film, iki çocuklarıyla mutlu bir şekilde yaşayan Emine (Hale Soygazi) ve Kamil (Tarık Akan)’in İstanbul’a yerleşme hikayelerini anlatıyor. İstanbul’a geldikten sonra akrabalarını bulmaya çalışan çiftimiz, sonunda şehirde yalnız kalırlar. Ekonomik adaletsizlik ve sosyal eşitsizlik sebebiyle düşük yaşam standartlarını benimsemek durumundadırlar.

İsveç – Türkiye ortak yapımı olan Bir Avuç Cennet, Antalya Altın Portakal’da yarıştıktan sonra İsveç, Fransa ve Portekiz gibi birçok ülkeyi gezmiştir. Strasbourg Avrupa Film Festivali’nden En İyi 2. Film Ödülü ile dönmüştür.

Hayde Bre (2010)

Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Dünya Prömiyerini yapan Orhan Oğuz’un filmi Hayde Bre, yine macerasını sessiz sedasız sürdüren filmlerden bir tanesi. Oğuz’un hem senaryosunu yazdığı, hem de yönetmen koltuğunda oturduğu Hayde Bre, Antalya’dan aldığı ödülden sonra yurt dışından da eli boş dönmeyen ödüllü Türk filmleri’nden.

Şaban Ağa (Şevket Emrulla) karısı ile Makedonya’daki köyünde yaşamaktadır. En yakın arkadaşı Vanya (Mustafa Yaşar) ile Şaban Ağa’nın üvey kızı Saadet (Nilüfer Açıkalın) ise İstanbul’da üç çocuğu ile yaşamaya çalışmaktadır. Şaban Ağa bir kazada eşini kaybedince Saadet ile İstanbul’a gelir. O andan itibaren sıla hasreti duymaya başlar.

Orhan Oğuz’un sınırlar arasında sıkışan insanların hikayelerini, adaptasyon süreçlerini ve aidiyet sıkıntılarını işlediği filmi Hayde Bre, 2010 yılında Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü’nü aldıktan sonra Asya’nın yolunu tuttu. Şangay Uluslararası Film Festivali’nden En İyi Film Ödülü’nü kazanarak döndü.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi