Dünya prömiyerini Montreal Film Festivali’nde, Türkiye prömiyerini ise Antalya Uluslararası Film Festivali’nde gerçekleştiren ve aldığı ödüllerin yanı sıra hikayesiyle de dikkat çekerek bu yılın büyük ses getiren filmlerinden biri olmayı başaran Toz filminin yönetmeni Gözde Kural, başrol oyuncuları Öykü Karayel ve Beran Soysal ile İstanbul, Asmalımescit’te buluştuk; dost sohbetlerini aratmayacak bir söyleşi gerçekleştirdik.

toz-ekibi-2-filmloverss

Utku Ögetürk: Üç kısa filmin ardından ilk uzun metraj denemen Toz. Kısa filmlerle başlayan yönetmelik sürecinin ardından Toz ile başlayan uzun metraj kariyerini senden dinleyebilir miyiz?

Gözde Kural: Üç kısa metrajı çektim, bunların iki tanesini kendim yazıp yönettim; diğeri ise Dostoyevski’nin önemli eserlerinden Karamazov Kardeşler’in ufak bir bölümüydü, teatral bir şey denemek istedim ve 16 mm ile çektim. Daha çok, yapımda böylesine büyük bir ekiple başa çıkabilecek miyim denemesiydi. 2010’da çektim. Sonrasında ise asistanlık yapmayı denedim ama açık konuşmak gerekirse asistanlık yapmayı beceremedim; tabii ki çok mühim bir meslek olduğunu düşünüyorum. Mezun olduktan hemen sonra bir klip çektim, ardından bir reklam çekimi –hayat gailesi- derken böyle bir şey istemediğimi hatırladım ve her şeyimi toparlayıp Ankara’ya gittim, ailemin yanına.

Açık konuşmak gerekirse aklımda Toz’a konu olan üç kardeşin hikayesi aklımda vardı. Şöyle de bir düşüncem vardı: “Dünyanın öyle bir yerine gideceğim ki, kendimi affedip, her şeye yeniden başlayacağım.” Gerçekten de böyle oldu, senaryonun ilk draft’ını hazırladım ve Afganistan’a gittim. Ve bu noktada açıkçası şunu da belirtmem gerekiyor, ben Afganistan’a gidip filmi çekmeliyim, burada prodüksiyon hazırlıklarını yapmalıyım düşüncesiyle yola çıkmadım; daha seyyah mantığıyla bu yolculuğa çıktım.

Benim lügatımda “yapamazsın, başaramazsın” kelimeleri yok.

Utku Ögetürk: Senaryoyu kaç yılında tamamlamıştın?

2011’de ilk draft’ı bitti, ve aynı yıl Afganistan’a gittim. Tamamı ne zaman bitti diye soracak olursanız, Afganistan’dan dönmeye karar verdiğimde senaryo da son halini almıştı.

Utku Ögetürk: Bu röportajın, ilk uzun metrajını çekmeye çaba gösteren, genç sinemacılar için önem taşıdığına inanıyorum; Afganistan’a gidip film çekmeye karar vermek, ardından yurt dışında festivallere seçilmek… Büyük bir başarı hikayesi olarak da görüyorum bu filmin sürecini. Bu sebeple, ön hazırlık ve çekim süreci son derece değerli.

Gözde Kural: Bunu çok önemsiyorum, iyi ki bunu hatırlattın diyebilirim. Çünkü bu dört yıllık süreç boyunca “yapamazsın”, “gidemezsin”, “mümkün değil başaramazsın”larla dolu geçen bir süreç vardı önümde. Ve hakikaten, benim lügatımda “yapamazsın, başaramazsın” kelimeleri bulunmadığı gibi, bana söylendiğinde de tam tersi etki yapan söylemlerdir. Her şey yapılır, başarılır –tabii ki herkes Afganistan’a gidip film çekmek zorunda değil. Özellikle sektöre göz attığımda, sektörün gençleştiğini görüyorum. Bunun “yolu açın, yeni bir nesil geliyor, üstelik çok sağlam geliyor.” mesajı taşıdığını düşünüyorum. Evet, bunu istemeyenler olabilir ama artık çağ değişiyor, teknoloji çok ilerledi. Bugün Antalya Film Festivali’nde sekiz ilk filmin yarışıyor olması dahi son derece gurur verici bir olay.

Şu an geldiğim noktada, ilk filmini çekmiş biri olarak ikinci filmim için çok daha uzun bir hazım süreci olması gerektiğini düşünüyorum. İlk film için önümde bir Afganistan süreci vardı ve işin yapım kısmı birçok şeyden daha önemliydi, üstelik tek başımaydım. O yüzden ikinci filmimi hazırlarken, önce benim içime tam anlamıyla sinmesi gerektiğini düşünüyorum; o kalemi masaya bırakırken aklımda tek bir soru işareti kalmamalı.

Utku Ögetürk: Toz’a geri dönüp baktığında “keşke böyle yapsaydım” dediğin noktalar var mı? 

Gözde Kural: Toz’a baktığım zaman çok doğru yanlışlar görüyorum. İkinci filmimde bunları yapmamak için çaba göstereceğim, bu en önemli tecrübe benim için. Bu da olgunlaşmakta olan bir sinemanın habercisi olacaktır.

Utku Ögetürk: Özellikle son yıllarda, çok iyi ilk filmler izliyoruz. Ve bu ilk filmlerin hem uluslararası destek alabildiğini hem de uluslararası festivallerde yarışabildiğini görüyoruz. En azından bu noktada artık daha tecrübeli ve daha önemli adımlar attığımızı düşünüyorum. Toz’da yapım öncesi senaryo vb. bir destek için herhangi bir başvuru süreci yaşandı mı?

Gözde Kural: Yok, böyle bir destek almadık. 

Utku Ögetürk: Peki, sen nasıl bir yol izledin bu konuda? 

Gözde Kural: Arabesk olacak ama tamamen “ilk filmini çekmek isteyen sinemacılar için soruyorum” dediğin için anlatıyorum; ben bu işi yapacağım dediğimde bir film çekebilmek için 1000 lira gerekiyorsa benim cebimde 1 lira dahi yoktu. Ve ben aileme, “siz yaşayabilmem için gerekli maddi desteği sağlayın, geri kalanını ben halledeceğim.” dedim. Bir filmin iyi olabilmesi için hikaye, yönetmen kadar, önemli olarak yaratıcı yapımcılara da ihtiyaç var. Ben bu konuda bana, hikayeye inanan birilerini yanıma almak istedim. Açıkçası Afganistan’ı duyunca genelde uzaklaştılar. Süreç içerisinde filmi çok beğenen, senaryoya inanan yapımcılar oldu ama işin Afganistan’da çekilecek olması durumu, tüm bu yapımcıları uzak tuttu. Ve dedim ki, “ben bunu yapayım.” Çünkü bir noktada bu kadar radikal bir şeyi insanların önüne koyup göstereceksin ki arkadan gelen de bunun yapılabileceğine inanacak. Aslında benim için Toz, şu açıdan çok önemli. Film çekmek başlı başına çok zor bir şey. Afganistan gibi bir coğrafyada film çekmek ise apayrı zor bir şey. Bu ikisini ben 23 yaşında yapabildiysem, herkes yapabilir.

Şunu da belirtmem gerekiyor, çekimlere başladık ve o anda Galata Film geldi. Yıllar önce 16 yaşında Afganistan’a sürgüne giden bir adam hayal gibi; karşıma geçmiş istediğin desteği vereceğim; git ve filmini çek diyordu. Bu adam Taha Altaylı’ydı, sonuna kadar hep destek verdi; bana, yaptığım işe güvendi. Bir an olsun özellikle manevi desteğini esirgemedi ve bu sayede post prodüksiyon süreci boyunca da son derece tutarlı ve stratejik, önemli kararlar alınarak disiplinli bir şekilde ilerlendi.

Utku Ögetürk: Toz’u bir yol filmi olarak görebiliriz. Aynı zamanda Azra karakterinin hayatın anlamını arama süreci olarak düşünüyorum. Anlattıklarından yola çıkacak olursak, biraz senin hikayenle de benzeşiyor.

Gözde Kural: Azra toplumsal herhangi bir kuralı, kural olarak görmeyen, kendi gerçekliğinde yaşayan bir kadın. Ben ise kendi açımdan şöyle düşünüyorum; “demek ki, döngüsünü tamamlayamadığım bir karma var ve beni sürekli oraya çekiyor.” Çünkü bugün döndüğümde bile hala Afganistan’a gitmenin yollarını arıyorum. Azra’nın da aslında orada kalması biraz bununla alakalı. Temelinde ise Azra’nın içerisinden çıkan, daha içsel bir yolculuk, özellikle orada kalma fikri var.

Öykü Karayel: Oraya gitme durumu da öyle bence. Benim senaryoyu gördüğümde ilk dikkatimi çeken konulardan biri bu oldu; “Azra buraya neden gidiyor ki?” diye bir soruyu hiç sormadım. Kendimle de ilgili aslında, kendimle özdeş bulduğum bir detaydan ötürü bu soruyu hiç sormadım. Çünkü bazen gidersin, gözle görünen bir mesele vardır belki ama aslında senin şahsi bir meselen vardır ve düşünmezsin, gidersin.

Utku Ögetürk: Peki bu noktada karakteri senin alter egon olarak görmemiz mümkün mü?

Gözde Kural: Evet, görebiliriz.

Utku Ögetürk: Bir nevi burada anlatılan bir hikaye var, bu hikayeyi karakterin kendine olan yolculuğu ve kendisini tamamlama süreci de diyebiliriz, bu durumda bu filmin başlangıcından tamamlanmasına kadar olan süreç ve filmin alt metnini senin hikayen olarak görebilir miyiz?

Gözde Kural: Böyle bir şey tabii ki söyleyebiliriz. Naçizane, hiçbir yazar hiçbir hikayeyi bu kadar kişiselleştirmemeli, bunu altına çizerek söylüyorum. Bu sebeple söylediğin şey çok doğru, benim kendimi bir arayış hikayem vardı ve anlatmak istediğim de bir hikaye vardı. O yüzden de yerel hikayelere inmedim, bu hikayelere indiğim anda hangisini anlatsam diğerinde aklımın kalacağını hissettiğim için çok daha düz biçimde Kabil’de olağan yaşam, burada da böyle şeyler var gibi bir düzeyde kaldı aslında. Bu kadar kişiselleştirmeseydim neler olurdu diye soruyorum zaman zaman.

Utku Ögetürk: Toz, her ne kadar ön planda Azra’nın hikayesi olarak gözükse de aslında Emir karakterinin daha derin bir hikayesi var. Neden Emir karakterinin daha ön planda olduğu bir film izlemedik diye düşünüyorum. Emir karakterini daha ön plana çıkarmak gibi bir düşüncen olmadı mı?  

Gözde Kural: Bu soruya samimi bir cevap verecek olursam hikayenin çıkış noktası Emir’di ve bu hikaye benim aklıma Emir’den geldi. Ve, senaryo aşamasında Emir’in çok daha fazla yazılmış sahnesi vardı. Fakat, hem Afganistan’da rahat çalışabileceğimizi ön görmemiştik hem de dinamikler değişti, bir tercih yapmamız gerekiyordu. Emir’in şöyle bir hikayesi vardı; Emir içerisinde bir sır saklarken henüz filmin açılışında annelerinin öldüğünü öğrendiğimizde aslında Emir’in tek sırdaşını da kaybettiğini görüyoruz. Aslında bu kadar ergen tavırları bununla başa çıkma yöntemini bulamamasından kaynaklanıyor. Annesi varken belki hiç konuşmasalar bile, yeri geldiğinde konuşacak birilerinin varlığını biliyordu ama annesinin ölmesiyle birlikte bu sır tamamen onun omuzlarına biniyor. Atılan sahneler de oldu, Emir’in burada da daha çok yeri vardı.

Öykü Karayel: Benim bu kadar iyi oynayabileceğimi tahmin etmemişti.

(Gülüşmeler)

Gözde Kural: Genel olarak Afganistan’ın bu kadar güçlü olacağını ve neler döndüğünü anlayabileceğimizi ben öngöremedim. Bu sebeple Emir’in sahneleri arada kaldı ve ben kurgu aşamasında Emir’in sahneleriyle vedalaşırken çok acı çektim. Şu an baktığımda ben de Emir’i biraz daha fazla görmeli miydik, diye soruyor ve düşünüyorum. Bu anlamda doğru bir tespitte bulunuyorsun, ben de filmin yazarı ve yönetmeni olarak Emir’i biraz daha görmeli miydik acaba, diye düşünüyorum. Çünkü film iki kardeşin bir sahnesiyle başlıyor, yine iki kardeşin bir araya geldiği bir sahne ile bitiyor ve tüm bu olayların seyrini Emir değiştiriyor. Özetle, bu istemeden yaptığım bir tercih oldu diyebilirim.

Utku Ögetürk: Aynı soruyu tam anlamıyla olmasa da üçüncü kardeş için de sorabiliriz diye düşünüyorum. Bu karakter ile ilgili de daha derinlikli bir hikaye oluşturmuş muydun? 

Beran Soysal: O da benimle birlikte arada kaynıyor.

(Gülüşmeler)

Gözde Kural: Evet, Emir’in yer aldığı sahnelerin azalmasıyla birlikte, o karakterin de yer aldığı süre azaldı. Şunu da mutlaka eklemek istiyorum, Emir’in onca yıl evde kalmasını sağlayan ve onları aile yapan tek şey, Ahmet karakteridir.

Bunları anlatmak oryantalizm değil, bunları görüp de anlatmamak sahtekarlıktır.

Utku Ögetürk: Afganistan’da geçen bölümlerde, özellikle araba ile bir yerden başka bir yere yolculuk yapılan sahnelerde, fotoğraf karesini anımsatan, son derece iyi mizansene sahip görüntüler bulunuyor. Çekim aşamasında Afganistan’ın içinde bulunduğu durumlar sebebiyle zorlandığınızı biliyorum. Görüntü yönetimi böylesine başarılı sahneleri nasıl çektiniz?

Gözde Kural: Hiçbir şekilde set kurulmadı, orada ne varsa o bulundu, hiçbir şekilde figürasyon da kullanılmadı; o an orada kim var ise onlar kullanıldı. Biz o an orada ne görüyorsak onu çektik. Hiçbir şekilde herhangi bir sahneyi ajite etmek adına ekstra kürdan parçası bile konmadı. Hatta yine yakaladığımız ancak filmin dramatik yapısını bozabilecek bazı görüntüler vardı, onları koymadık. Oryantalist gelebilecek sahneleri kullanmayı tercih etmedik.

Öykü Karayel: Benim arkadaşlarımdan da, özellikle senin de bahsettiğin “çöpçü çocuk” vb. sahneleri soranlar oldu. Gerçekten, Afganistan’da bulunduğumuz süre boyunca o an ne görüyorsak filmde de o vardı. Bunu bilinçli bir şekilde o kadar da oryantalist gözükmesin diye çıkarmak da bir tercih olabilir ama olduğu gibi çekmek ve bunu aktarmak da bir tercihtir. Hiçbir şey mizansen olsun diye eklenmedi; gerçekten başımıza ne geldiyse, Afganistan’ın gerçeği neyse, o aktarıldı.

Gözde Kural: Şunu yapmadığımızı söyleyebilirim, biz kesinlikle “Hadi şurada çöpçü çocuklar var gidelim de orayı çekelim.” demedik. Nerede iznimiz varsa orayı çektik.

toz-ekibi-filmloverss

Utku Ögetürk: Bu sahnelerin oryantalist olduğuna dair birkaç eleştiri geldi sanırım.

Öykü Karayel: Evet, bu sahneleri oryantalist bulanlar olmuş. Ama az önce de söylediğim gibi biz bunların hiçbirini oraya mizansen olsun diye koymadık. O sokakta çekim yapıyorduk ve orada gözüken her şey oradaydı.

Gözde Kural: Bu konuda görüntü yönetmenine özellikle “Neresi güzelse, neresi iyiyse oraları alalım.” dedim. Aslında tam tersi, anti-oryantalist olalım diye elimizden geleni yaptığımızı söyleyebilirim. Biz Beran’ın da üzerinde durarak söylediği gibi oryantalizmle suçlanmak yerine, o çocuğun neden orada çöp karıştırdığını düşünürsek film istediği mesajı verebilir. Bu sadece benim filmim için değil, bu tarz konuları alan tüm filmler için geçerli.

Öykü Karayel: “Aman bunu koymayalım da, bizi oryantalist olarak suçlamasınlar” demek de bana aşırı bir efor gibi geliyor; varsa vardır, oranın gerçekliği budur.

(Burada Öykü Karayel, Beran Soysal’a mikronu uzatıyor)

Öykü Karayel: Beran, sence neden filmin oryantalist olduğuna dair bir takım eleştiriler aldık?

Beran Soysal: Genel olarak insanın, bir benzerlik kurmamak üzerine eğilimi var. Çünkü benzerlik kurduğu zaman yüzleşmesi gereken kişi kendisi. Dolayısıyla önce bir benzerlik görmek istemiyor. Çöp karıştıran bir çocuk gördüğü zaman kişi, bunu göstermenin oryantalizm olduğunu düşünüyor. Bunun da kimi temel sebepleri var, belki de Afganistan’ı Rambo filmlerinden tanıyor. Afganistan’ı Amerika’nın kurduğu gerçeklik üzerinden tanıyor. Halbuki Afganistan gerçekliği bunun çok dışında. 28 Nato ülkesi askeri var Afganistan’da. Hepsi oradalar. 28 ülkenin askeri olduğu bir ülkede şu soruyu sormak gerekiyor: “Kimin savaşı bu? Kim ne için ne savaşı veriyor?” Orada evet, Amerikan doları yükselsin, savaş tüccarları daha fazla iş yapsınlar, savaş müteahhitleri daha fazla bina inşa etsinler diye Afganistan’da yaşayan çocukların umutları yok oluyor. Ve toparlayacak olursak savaş kapitalizminin altında o çocuk o çöpü karıştırmak zorunda kalıyor. Bunları anlatmak oryantalizm değil, bunları görüp de anlatmamak sahtekarlıktır. Sen eğer o coğrafyaya gidip bu gerçekleri anlatmıyorsan ve bu gerçekliğe sırtını dönüyorsan bu iki yüzlülüktür. Bence yüzleşmemiz gereken şu, oryantalizme kaçmayalım gerçeklerden mi kaçalım? Benim Afganistan’da kaldığım sürece gördüklerim gerçeklerdi.

Utku Ögetürk: Afganistan’da kalmış birileri olarak, sizce bizim Afganistan’ın şu anki durumuna bakarak çıkarmamız gereken dersler var mı?

Beran Soysal: Var tabii ki. Ben zaten herhangi bir hikayeyi anlatırken kilometre hesabı yapılmaması gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu kilometre ile ölçülebilecek bir şey değil, vicdanla ölçülebilecek bir şey. Mesafeye göre duyarlılık göstermez insan; insan kimi zaman Filistin’deki bir çocuğu dert ediyor, kimi zaman Suriye’deki, kimi zaman Türkiye’deki. Mesafeler böyle belirlenmez, insanın vicdanına göre belirlenir; bu mesafeler vicdana göre ya kısalır ya uzar. Afganistan’ı anlatmak şu açıdan önemli, Afganistan 40 yıldır bir savaşın içinde. Dolayısıyla Afganistan’a bakarken bir sonucu da görüyorsun bir taraftan.

Gözde Kural: Şöyle de bir durum söz konusu, tüm bu savaşın ardından çok karanlık bir Taliban dönemi var. Ve bu dönemden sonra hala iyileşememiş, tedavi gören kadınlar var. Psikolojik olarak tamamen çökmüş bir topluluktan bahsediyoruz. Ve bu sebeple hangi fikir olursa olsun, aydınlık-karanlık bakış açısına göre değişir. Radikalize olmuş her fikir bence başlı başına korkunç. Türkiye’ye şöyle biçebiliriz; aklı, mantığı, sağduyuyu bir kenara bıraktığımızda işlerin ne kadar karışacağının örneğini Afganistan’da insanların yüzlerinde gördük. Burada da bunların olmaması için artık bununla savaşmak nasıl olursa, sen kaleminle, ben kameramla, Beran ve Öykü oyunculuğuyla gittiği yere kadar savaşacağız çünkü işin diğer tarafı korkunç boyutlarda; bir insanın temel hak ve özgürlüklerinin tamamen kısıtlandığı bir durum. Orada sadece temel hakları için savaşan insanlar var.

Utku Ögetürk: Peki filmdeki bu etkileyici sahnelerden ve bu gerçekçilikten bahsetmişken Gözde sana sormak istiyorum; bundan sonra, Afganistan ile ilgili de bu kadar derdin varken belgesel çekmek gibi bir niyetin var mı?

Gözde Kural: Belgesel değil ama gidip fotoğraf çekebilirim yine. Kaldı ki, filmin çekimlerine başlamadan önce Afganistan’da çekilmiş 2000-3000 fotoğrafım var. Ve sadece Kabil’de de değil, 7 farklı vilayetinde çekilmiş fotoğraflar var. Belgesel değil ama dediğim gibi fotoğraf çekmeye devam edebilirim.

Toz benim için bir sinema okuluydu.

Utku Ögetürk: Antalya’dan kazanılan En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülü var. Bunun yanı sıra herkesin hemfikir olduğu bir gerçek var ki; Öykü Karayel’in performansı muazzam. Bu ilk uzun metrajında oyunculara ne kadar özlük verdin, nasıl bir yöntem izledin?

Gözde Kural: Afganistan’a gittiğimizde Afgan Film’e haber verildi; böyle bir film çekilecek, oyuncu gerekli diye. Beran ve Öykü ile uyguladığım çalışma biçimim ile onlarla çalışma biçimim arasında fark vardı. Çünkü Öykü ve Beran ile kurabileceğim ortak bir dil varken, diğerleriyle böyle bir durum söz konusu değildi. Yaklaşık üç oyuncuyu çok ciddi kontrol altında tutmak zorunda kaldık.

Örneğin Kadim, son bölümlerde yataktaki hastayı canlandıran oyuncu, Hint sinemasından aşina olduğumuz biçimde oyunculuk sergiliyor. İşte o noktada da dedim ki, yönetmenlik deneyimi budur. Çünkü Öykü ve Beran ile konuşuyoruz, tartışıyoruz ve nasıl yapacağımız konusunda birlikte ilerleyebiliyoruz.

Beran Soysal: Ben araya girerek söyleyeyim, bu tamamen bir yönetmenlik başarısıydı.

Gözde Kural: Öykü ve Beran birlikte olan sahnelerinde bu enerjiyi çok iyi paylaştılar. Özellikle de çekimler süresince enerjileri tamamen kapalı dört oyuncu ile çalıştılar ve özellikle Öykü’yü bu anlamda bu filmin yönetmeni olarak çok takdir ediyorum.

Geri kalan oyuncular tamamen kapalı ve çok fazla kontrol altında tutulması gereken oyunculardı. Çünkü başka kodları vardı. Hindistan’ın sinema kodlarıyla Türkiye’nin sinema kodları aynı değil. Film başladı, İstanbul sahnelerini çektik ve oradaki oyuncularla başka bir çalışma metodumuz vardı. Sahneler üzerine konuşmaktansa filmin tamamı üzerine konuşuyorduk. Ama Afganistan’da “bardağı buraya koyup, repliğini söyleyeceksin.” demek zorunda kaldım. Ahmet Han’da, Salih’te, Kadim’de ve Muhammed CanGören’de dört farklı skala vardı ve hepsini deneme fırsatı buldum.

Utku Ögetürk: Bu senin için çok büyük bir tecrübe. 

Gözde Kural: Toz benim için bir sinema okuluydu. Her oyuncu için farklı metotlar kullanmam gerektiğini fark ettim ve her bir oyuncu için onların daha rahat hissedebileceği yöntemler kullandım.

Bu sürecin tamamını ele alacak olursak, “Ben bundan sonraki yönetmenlik kariyerim süresince buradan da aldığım tecrübe ile oyuncularla şu şekilde bir çalışma metodu benimseyeceğim.” dediğin bir fikir oluştu mu? 

Gözde Kural: Her oyuncunun farklı bir kişiliği var. Ben, karşılıklı alış-veriş ile performansın arttırılabileceğini düşünüyorum. Bu sebeple “Benim prensibim budur.” Diyemeyeceğim, benim bu konudaki metodum da metotsuzluk. Ama şunu ekleyeyim; oyuncuyu dinleyerek, onun ne anladığını anlayıp onun fikirlerini de ciddiye alarak ilerlemek bana daha doğru geliyor.

Utku Ögetürk: Bu noktada Öykü’ye dönelim. Hem okuduğum eleştirilerde hem de kişisel fikrim olarak senin performansının filmin dahi önünde olduğunu görüyoruz. Bu konuda sen ne düşünüyorsun?

Öykü Karayel: Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki Gözde, tartışma alanı bırakabilen bir yönetmen ve bu çok önemli. Benim performansımı arttıran ana etmen ise senaryonun başarısı diyebilirim. Gözde’yi dahi daha tanımazken, senaryoyu okuduğumda bu karakterin çok etkili bir karakter olacağına dair inancım vardı. Ben rahat ortamlarda performansımın iyileştiğini düşünüyorum. Ve en başından beri bizim zamanımız geliyor diye konuştuk, böyle çekilen böyle diyaloglarla kurulan filmlerin zamanı geliyor dedik. Arkadaş olan, aynı kodları, aynı refleksleri olan insanlar ortak bir şey yaptığı zaman ortaya çıkan işin daha kuvvetli bir iş olacağına dair bir inancım vardı benim. Gözde de böyle düşünüyormuş. Sadece profesyonel bir yerden yaklaşarak yapmadık bu işi; böyle yapmadığımız için performanslar da daha iyi oldu bence.

Utku Ögetürk: Azra karakterlerine neler kattığını düşünüyorsun?

Öykü Karayel: Benim kafamdaki Azra ile Gözde’nin kafasındaki Azra karakteriyle ilgili birtakım farklılıklar vardı. Benim fazla duygusal yaklaştığım yerler varken, Gözde tam mesafeli durması gereken bir karakter olduğunu belirtiyordu; çatışmalar yaşadık. Böylelikle ortaya tam olarak ikimizin de aklında olan değil, olması gerektiği gibi bir karakter çıktı ortaya.

Azra’nın sindirilmiş dediği kadının 4-5 çocukla o evde her gün yaşıyor olması da bir başkaldırı.

Utku Ögetürk: Bir sahnede, Azra karakterinin baskıya dayanamayıp baş kaldırdığını; Afganistan’da ezilen, şiddet ve baskı gören kadınların bir nevi sesi olduğunu görüyoruz.

Öykü Karayel: O sahne aslında benim kanlı sahnem. Ben Azra’nın oradaki düzene baş kaldırdığını düşünmüyorum. Çok daha refleks olarak bir tepki verdiğini; “Ben böyle yaşamıyorum, buraya ait değilim, beni bunların dışında tutun.” şeklinde davrandığını düşünüyorum.

Gözde Kural: Bir de şöyle bir şey var bu sahneden birkaç önceki sahnede, Azra orada yaşayan kadına nargilenin devrildiği sahnede yardım etmeye gidiyor ama kadın arkasını dönüp gidiyor. Senin yardımına ihtiyacım yok, demeye getiriyor.

Öykü Karayel: Bu kız buranın koşullarını, bu insanların hikayelerini derinlemesine bilmeden bir tepki gösteriyor. Çünkü kendi yaşamına müdahale edildiğini düşünüyor. Ama artık başka bir coğrafyanın koşulları içerisinde yaşadığını bir türlü kabul edemiyor.

Utku Ögetürk: Bu bireysel başkaldırı genele yayılabilir mi?

Öykü Karayel: İster istemez, öyle oluyor. Bir kadının o coğrafyada “Beni burada sindirdiğiniz kadınlarla karıştırmayın.” sözü büyük bir cümle.

Utku Ögetürk: Bahsettiğimiz sahnenin feminist bir alt metni var.

Gözde Kural: Feminist bir alt metni var diyemem, ama kadınla erkeğin yan yana yürüdüğü bir mesaj var.

Öykü Karayel: Azra’nın sindirilmiş dediği kadının 4-5 çocukla o evde her gün yaşıyor olması da bir başkaldırı aslında.

Gözde Kural: Söylediği cümle önemli bir cümle tabii ki. Hatta, yönetmenin bir cümlesi olur ya filmde, öyle bir cümle olarak algılanabilir. Kesinlikle bu taraftan bakmıyorum olaylara; ben erkeğin ve kadının bir arada yürüdüğü, hiçbirinin birinden üstün bir tarafı olmadığını düşünüyorum. Asla “Siz hep eziyorsunuz bu kadınları.” şeklinde bir motivasyonla yola çıkmadık. Sadece bazı kadınların cesaretlendirilmeye ihtiyacı var, tek düşündüğüm bu.

Utku Ögetürk: Kadın yönetmen tanımı doğru olmasa da, hem Türkiye’de hem de dünyada istatistiksel bir gerçek var; sektördeki kadın yönetmenlerin sayısı düşük olduğu gibi ilk filmde kalan yönetmen de çok görüyoruz. Sen bu konu hakkında ne düşünüyorsun, sence bunun sebepleri neler olabilir? Ve bir diğer sorum, sen ne takım zorluklarla karşılaştın?

Gözde Kural: “Kadın yönetmene asla güvenmem.” diyen birini gördüm. “Kadın halinle boyundan büyük işlere kalkışıyorsun.” diyeni de tanıdım. Film bittiğinde dünyadaki seçkileri gördüğümde bunu daha iyi fark ettim. Cannes’da bu yıl bir tane kadın yönetmen vardı mesela.

Öykü Karayel: Hollywood’daki mevzu da bu, kadınların sektörde niye bu kadar az olduğuna ve değersiz kılındığına dair, tüm dünya bunu tartışıyor.

Gözde Kural: Alexa kamera ile çektik filmi. Alexa kamera 25 kiloya yakın. Ben çok rahatlıkla kullanabiliyorum bu kamerayı; birçok kadın yönetmenin de rahatlıkla kullanabildiğini biliyorum. Sette bir kez bile oturduğumu hatırlamıyorum. Bu çok temele dayanan bir problem, bu konunun üzerine çok fazla düşünmemeye çalışsam da bu gerçeklikle yüzleşmek zorunda kalıyorum.

Öykü Karayel: Bence bu sektörün tamamıyla ilgili bir durum.

Gözde Kural: Bence tüm sektörlerle ilgili bir durum.

Beran Soysal: Bu dünyanın sorunu.

Gözde Kural: Bir de bu noktada eklemek isterim; Antalya’daki söyleşide “Daha çok kadın hikayesi anlatılmalı.” şeklinde bir söylem olmuştu, ben daha çok kadın hikayesi anlatmayacağım açıkçası.

Utku Ögetürk: Biraz da kadınlar, erkek hikayesi anlatsın.

Gözde Kural: Ben de tam olarak bunu yapmaya çalışıyorum; şu anda çalıştığım projede iki tane başrol var biri kadın, diğeri erkek ve her ikisine de eşit mesafede durmaya çalışıyorum. Çünkü kadını iyi anlatabilmek için erkeği, erkeği iyi anlatabilmek için kadını iyi anlatabilmek gerekiyor. En temel paradoks cinsiyette başlıyor: kadın ve erkek. Sinema da çelişkiler ve paradokslar sanatı…

Bence şu an için yetenekli, kadınların da ağırlıkta olduğu güzel bir jenerasyon yetişiyor. Sanırım ‘ezilen’ herhangi bir tarafın da daha fazla çalışması gerekiyor.

Utku Ögetürk: Son olarak etkilendiğin ve örnek aldığın yönetmenler var mı?

Gözde Kural: Etkilendiğim yönetmenler var. Ama sinemanı kime yaklaştırıyorsun dersen Almodovar derdim. Almodovar sinemasının, tutkunun bittiği yerde biteceğini düşünüyorum; kendim için de böyle düşünüyorum, tutkumun bittiği yerde benim de sinemam bitecektir. Bu sebeple kendisine yakın görüyorum kendimi.

Utku Ögetürk: Tutkunun daha başındasın, bundan sonrası için neler planlıyorsun?

Gözde Kural: Çok zor şartlar altında, yapım aşaması çok zor bir film çektik. Gerçekleştirmesi çok zor bir şeyi başardığıma inanıyorum ama ikinci filmimde sinema için çalışacağım ve çabalayacağım. Yapım aşamasını çok düşünmeden, hikayeme ve yönetmenliğime daha çok odaklanacağım.

Utku Ögetürk: Çok teşekkürler…

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi