The Shining, Candyman, Poltergeist, The Omen… Saydığım filmler; sadece korku sinemasını değiştirmekten öte ayna ögesine yer vererek, izleyicilerin bu cisimle olan etkileşimleri üzerinden unutulmaz sahnelere sahiptirler. Ayna kavramı ile insanın ilişkisine bakıldığında mitolojiden dinlere ve masallara kadar farklı ilişkiler kurulduğunu görürüz. Örneğin bazı dinlerde ölüler bir ayna ile gömülürler. Böylece yeniden dünyaya dönmelerinin engellendiği düşünülür. Aynanın öte yana açılan bir kapı işlevi görmesi, şüphesiz ki davetsiz misafirleri de hayatımıza sokan ve korku unsurları içeren hikayelere de geçişi sağlar. “Göz”de ayna, iki dünya arasında bir geçiş işlevi gören yapısıyla aslında alışık olduğumuz korku filmi klişelerinin yeniden üretiminin nesnesi olarak kullanılıyor.

Filmde Kaylie ve Tim isimli iki kardeşin, geçmişlerindeki gizemi çözmeye çalışmaları ele alınıyor. İki kardeş, ailelerini anlam veremedikleri doğaüstü olaylar sonucu kaybetmişler, Tim ise cinayetle suçlanıp gözetim altında tutulmuştur. On bir yıl sonra özgürlüğüne kavuşan Tim’in yolu tekrar Kaylie ile kesişir. İkili, geçmişte yaşadıkları olayların sorumlusu olarak gördükleri antika bir ayna aracılığıyla hem olayları çözmeyi hem de aynayı yok etmeyi hedeflerler.

Filme adını veren “oculus” kelimesi aynadan ziyade eski Roman ve Bizans mimarisinde kullanılan açık kubbelere verilen bir isim. Böylece yapılar iç-dış ayrımını yok eden bir geçirgenliğe kavuşuyorlar ve çevre etmenler ile bütünleşiyorlar. Filmdeki ayna ise geçmiş ve gelecek, gerçek ile hayal arasındaki geçirgenliğe neden olarak izleyiciyi bir bulmacaya davet ediyor.

Bir facia sonucu dağılan aile, inandırıcılıktan uzak abla-kardeş ilişkisi, kulakları sağır eden müzik kullanımı gibi unsurlar nedeniyle oldukça sıradan bir giriş izliyoruz. Mantığı ve duyguları temsil eden iki karakterin çatışması, gidişat açık olduğu için tahmin edilebilir bir hal alıyor. Özellikle Aynalar ve Son Durak gibi son dönem korku filmlerinden esinlenilmiş olduğu rahatsız edici boyutta hissettiriliyor. Hikayeye ve tekniğe dayalı açıkları seyirciye aşırı duygu yükleyerek aşmaya çalışıyor gibi görünen yönetmen Mike Flanagan, bu noktadan sonra adeta direksiyonu kırıyor ve kurgu sanatının nimetlerini kullanmaya başlıyor.

İzleyiciyi yavaş yavaş avcunun içine alan anlatı, oldukça profesyonel geriye dönüş kullanımlarıyla ve diken üstünde tutan gerilimiyle –iyi manada- rahatsız edici bir hal alıyor. Karakterlerin çok derinine inilmese de doğaüstü gerilimler ile dedektiflik hikayelerini birleştiren melez bir korku ile karşı karşıya kalıyoruz. Korku filmlerinde çok sık rastlamadığımız şekilde iki farklı dönem arasında kullanılan paralel kurgu ve döngüsel zaman hissiyatı, izleyiciye yeni düşünme alanları yaratıyor ve filmin bir parçası olma fırsatını sunuyor.

Yakalanan bu seviyenin ilerleyen dakikalarda yerini makyaja bırakması ise üzücü bir ayrıntı. Gizem üzerinden yaratılan merak duygusu, giderek her şeyi göstermeye yönelik bir hevese yenik düşüyor. Ayna yüzyıllar boyunca kendisine yüklenen onlarca anlama rağmen bir saf kötülük simgesi olarak sunuluyor ve tarihsel altyapıdan ya da fantazyalardan çok da beslenmiyor.

Mike Flanagan’ın 2005’te çektiği kısa metrajdan yola çıkarak oluşturduğu “Göz”, iyi bir fikri ele alıp onu iyi çekimler ve tekniklerle süslemiş bir yönetmenin eseri olsa da son noktada ana akım izleyiciden kopmak istemediği için çok derinlikli bir esere dönüşememiş. Çöp olarak adlandıracağımız onlarca korku filminin vizyondan geçip gittiği günümüzde Flanagan, takip edilmeyi hak ediyor. Fakat filmin yaptığı gişeyi ve ucu açık anlatısını düşündüğümüzde “Göz”ün bir seriye dönüşmesi, biz fani izleyiciler için korkunun ta kendisi olsa gerek.

The Shining, Candyman, Poltergeist, The Omen… Saydığım filmler; sadece korku sinemasını değiştirmekten öte ayna ögesine yer vererek, izleyicilerin bu cisimle olan etkileşimleri üzerinden unutulmaz sahnelere sahiptirler. Ayna kavramı ile insanın ilişkisine bakıldığında mitolojiden dinlere ve masallara kadar farklı ilişkiler kurulduğunu görürüz. Örneğin bazı dinlerde ölüler bir ayna ile gömülürler. Böylece yeniden dünyaya dönmelerinin engellendiği düşünülür. Aynanın öte yana açılan bir kapı işlevi görmesi, şüphesiz ki davetsiz misafirleri de hayatımıza sokan ve korku unsurları içeren hikayelere de geçişi sağlar. “Göz”de ayna, iki dünya arasında bir geçiş işlevi gören yapısıyla aslında alışık olduğumuz korku filmi klişelerinin yeniden üretiminin nesnesi olarak kullanılıyor. Filmde Kaylie ve Tim isimli iki kardeşin, geçmişlerindeki gizemi çözmeye çalışmaları ele alınıyor. İki kardeş, ailelerini anlam veremedikleri doğaüstü olaylar sonucu kaybetmişler, Tim ise cinayetle suçlanıp gözetim altında tutulmuştur. On bir yıl sonra özgürlüğüne kavuşan Tim’in yolu tekrar Kaylie ile kesişir. İkili, geçmişte yaşadıkları olayların sorumlusu olarak gördükleri antika bir ayna aracılığıyla hem olayları çözmeyi hem de aynayı yok etmeyi hedeflerler. Filme adını veren “oculus” kelimesi aynadan ziyade eski Roman ve Bizans mimarisinde kullanılan açık kubbelere verilen bir isim. Böylece yapılar iç-dış ayrımını yok eden bir geçirgenliğe kavuşuyorlar ve çevre etmenler ile bütünleşiyorlar. Filmdeki ayna ise geçmiş ve gelecek, gerçek ile hayal arasındaki geçirgenliğe neden olarak izleyiciyi bir bulmacaya davet ediyor. Bir facia sonucu dağılan aile, inandırıcılıktan uzak abla-kardeş ilişkisi, kulakları sağır eden müzik kullanımı gibi unsurlar nedeniyle oldukça sıradan bir giriş izliyoruz. Mantığı ve duyguları temsil eden iki karakterin çatışması, gidişat açık olduğu için tahmin edilebilir bir hal alıyor. Özellikle Aynalar ve Son Durak gibi son dönem korku filmlerinden esinlenilmiş olduğu rahatsız edici boyutta hissettiriliyor. Hikayeye ve tekniğe dayalı açıkları seyirciye aşırı duygu yükleyerek aşmaya çalışıyor gibi görünen yönetmen Mike Flanagan, bu noktadan sonra adeta direksiyonu kırıyor ve kurgu sanatının nimetlerini kullanmaya başlıyor. İzleyiciyi yavaş yavaş avcunun içine alan anlatı, oldukça profesyonel geriye dönüş kullanımlarıyla ve diken üstünde tutan gerilimiyle –iyi manada- rahatsız edici bir hal alıyor. Karakterlerin çok derinine inilmese de doğaüstü gerilimler ile dedektiflik hikayelerini birleştiren melez bir korku ile karşı karşıya kalıyoruz. Korku filmlerinde çok sık rastlamadığımız şekilde iki farklı dönem arasında kullanılan paralel kurgu ve döngüsel zaman hissiyatı, izleyiciye yeni düşünme alanları yaratıyor ve filmin bir parçası olma fırsatını sunuyor. Yakalanan bu seviyenin ilerleyen dakikalarda yerini makyaja bırakması ise üzücü bir ayrıntı. Gizem üzerinden yaratılan merak duygusu, giderek her şeyi göstermeye yönelik bir hevese yenik düşüyor. Ayna yüzyıllar boyunca kendisine yüklenen onlarca anlama rağmen bir saf kötülük simgesi olarak sunuluyor ve tarihsel altyapıdan ya da fantazyalardan çok da beslenmiyor. Mike Flanagan’ın 2005’te çektiği kısa metrajdan yola çıkarak oluşturduğu “Göz”, iyi bir fikri ele alıp onu iyi çekimler ve tekniklerle süslemiş bir yönetmenin eseri olsa da son noktada ana akım izleyiciden kopmak istemediği için çok derinlikli bir esere dönüşememiş. Çöp olarak adlandıracağımız onlarca korku filminin vizyondan geçip gittiği günümüzde Flanagan, takip edilmeyi hak ediyor. Fakat filmin yaptığı gişeyi ve ucu açık anlatısını düşündüğümüzde “Göz”ün bir seriye dönüşmesi, biz fani izleyiciler için korkunun ta kendisi olsa gerek.

Yazar Puanı

Puan - 63%

63%

Kullanıcı Puanları: 2.8 ( 2 votes)
63
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi