Sinemamızın az bilinen, oldukça ilginç ilk filmlerinden biridir Karanlık Sular. Kutluğ Ataman’ın Avrupa ve Amerika’daki sinema eğitiminin ardından Türkiye dönüşü çektiği ilk filmidir. Korku öğesinin belirgin olarak karşımıza çıktığı yapım, bugünün ticari korku sinemasına bakıldığında oldukça özgün durur. Korku öğesinin yanı sıra gizem, hikâyeye baştan sona eşlik eder ve bu iki öğe birbirini destekleyerek anlatıyı güçlendirir. Ataman, İstanbul’un anlatıları mistifiye etmeye uygun tarihi mekânlarını kullanarak baştan sona karanlık bir atmosferde geçen bir hikâye anlatır. Filmin açılışı kara filmlerden aşina olduğumuz bir anlatıcının monoloğuyla başlar. Esasen izlediğimiz Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış Mehveş isimli bir hattatın yazdığı gelecekte geçen bir hikâyedir. Hikâye, “ölüm ve felaket getiren” bir özelliğe sahip olarak nitelenir.

Ataman’ın ilk filmi Türk sinemasında pek aşina olunmayan bir dile sahiptir. Gerek konusu gerek biçimiyle yerli sinemanın yerleşik kalıplarının dışında daha Batılı bir yerde durur. Geçmiş ve yakın dönem filmlere bakıldığında onu, İstanbul’un mistik damarından beslenen Alain Robbe-Grillet imzalı 1963 yapımlı L’immortelle/Ölümsüz Kadın ve Ben Hopkins’in geçtiğimiz yıl festivallerde izleme şansı bulduğumuz Yearning/Hasret filmleriyle benzeştirmek mümkündür. Her üç filmin ortak yanı Batılı bir gözle İstanbul’u mistifiye eden bir dile sahip olmalarıdır. Ataman, her ne kadar Türkiyeli bir yönetmen olsa da Avrupa ve Amerika’da aldığı sinema eğitimi ve edindiği birikim ona, yerele daha dışarıdan bakma yetisi kazandırmıştır. Buradan yönetmenin bu topraklara yabancı biri olduğu sonucu çıkarılmamalıdır, yaptığı yerel olana yerel bakıştan farklı yeni bir biçim vermesidir. Zira Karanlık Sular, yerel sanatların ve Türkiye topraklarında yaşamış farklı medeniyetlerin referanslarından hikâyesini kurgulayan bir filmdir; mistik bir Doğu masalı, İstanbul’un tarihi mekânlarında geçen bir korku öyküsü, vampirlerin ve yalancı peygamberlerin ölümsüzlük arayışında olduğu fantastik bir denemedir.

Filmde birbirine koşut giden hikâyeler vardır. Aristokratik kökenleri olan Lamia Hanım’ın öldüğüne bir türlü inanmadığı oğlunu eski metinler üzerinden arayışı merkezi hikâye olarak durur. Bunun yanı sıra, aynı metnin peşinde olan Amerikalı Ritchie Hunter ve gizemli parşömenin peşindeki yalancı peygamber ikinci ve üçüncü hikâye olarak filmdeki yerlerini alırlar. Lamia’nın yaşayıp yaşamadığı belirsiz bırakılan oğlu Haldun ve çocuk vampir Theodora, hikâyede önemli yan karakterler olarak görülür. Katmanlı ve iç içe geçen bir öykülemeye sahip Karanlık Sular, hikâyesindeki esrarı sonuna kadar sürdüren ve finalini belirsiz cevaplarla bırakan bir filmdir. Klasik dramatik yapıya sahip filmlerden farklı olarak, belirli bir sonu yoktur. Sıra dışı bir tür denemesi olarak tekniği ve anlatım diliyle yetkin bir ilk filmdir.

Filmin mekân kullanımına baktığımızda oryantal geleneğin de çok sevdiği tarihi İstanbul silueti görülür. Ataman’ın Türkiye’yi yorumlama biçimi Cumhuriyet’in ötesine geçer. Osmanlı ve Bizans medeniyetleriyle birlikte bütün bir Mezopotamya yönetmenin odağına dâhildir. Bu sebeple filmde olaylar, baştan sona simgesel anlamlarla yüklü tarihi mekânlar ve kalıntıların arasında gelişir. Karakterler her ne kadar günümüze ait olsalar da yaşadıkları ve hareket halinde oldukları mekânlar eskiye ait olanlardır. Zaten filmin konusu da güncel hayatın meselelerinden ziyade mistik ve dinsel olanla ilgilidir. Mekânlar ve kültürler üzerinden damıtılan hikâye, gerilim ve korku öğesini yaratacak imgeler ve atmosferle birlikte yekpare bir hal alır.

Güncele dair olana baktığımızda ise “kentlerin modernize edilmesi” mesele olarak karşımıza çıkar. Amerikalı Ritchie’nin patronu, yabancı sermayenin temsilcisi olarak yerli korporatör Haşmet Bey’le yeni yatırımların peşindedir. Dertleri eski yapıları yıkıp yenilerini yapmak, bu sayede kentlere “modern” bir görünüm kazandırmaktır. Lamia’nın söylediği “her şeyi bizden alıyorlar” sözü, bu noktada anahtar niteliğindedir. Lamia, sözünü sadece elinden çıkmakta olan aile yadigârı yalı için değil, onunla birlikte gidecek olan değerler bütünü için söylemektedir. Kentsel istilanın meşru adı “modernize etmek” olarak nitelenir. Kentlere yönelik şu anda yaşamakta olduğumuz azgın istila düşünüldüğünde, filmi bir işaret eden olarak değerlendirmek mümkündür.

Doksanlı yıllar Türkiye’sinin pek de aydınlık olmadığı göz önüne alındığında Ataman’ın ilk filmi, döneme denk gelen bir alegori olarak okunabilir. Karanlık Sular, mistik bir tür denemesi olmakla birlikte içinde barındırdığı karanlık atmosferle de dönemin koşullarına uygundur.

[vimeo width=”600″ height=”350″ video_id=”129420069″]

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi