Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa

 

The Immigrant / Göçmen (1917)

Charlie Chaplin’in 1917 tarihli filmi The Immigrant adından da anlaşıldığı gibi göç üzerine eleştirel bir komedidir. Film bir gemide Amerika’ya yolculuk eden göçmenlerin sekansıyla başlar. İzleyici Chaplin’in yürüyüşüne, dengede durmaya çalışmasına gülerken aslında arkada göçmenlerin sefil bir halde yerlerde yattığı görülmektedir. Bu uzun gemi sekansının bitişi de hayli ironiktir. Filmi bölen bir “Özgürlüğün Ülkesine Varış” yazısı görürüz. Ardından göçmenler heyecanla özgürlüğün ülkesine bakmaya çalışırken, çalışanlar tarafından bir halatla köşeye sıkıştırılıp adeta istiflenirler. Özgürlüğün ülkesine vardıkları andan itibaren göçmenlerin yaşamı kısıtlanır.

Bir restoranda yediği yemek sırasında Chaplin’in hakim yapı tarafından değiştirilmeye çalışılması “şapka” imgesiyle verilir. Garson Chaplin’den şapkasını çıkarmasını istedikçe Chaplin bu isteği anlamaz ancak direnişi, garsonun şiddetiyle karşılaşana kadardır.

1910’ların Amerika’sında 25 dakikalık bir komedi filminde sisteme dair bu denli yoğun eleştirilerin bulunması Charlie Chaplin’in neden -yıllar sonra mecburiyetten verilen onur ödülü dışında- filmleriyle bir ödül alamamış olduğunu açıklar gibidir.

http://www.youtube.com/watch?v=kEXjjogVM3E

 

Le Nom Des Gens / Aşkın Halleri (2010)

Göç ne kadar daha iyi hayat şartları için yaşanılan yeri değiştirmekse bir o kadar da yeni yaşam alanının kültürüyle kendi kültürünü yoğurmaktır. Ne kadar değişmekse o kadar da değiştirmektir. Bu kaynaşmanın beyazperdeye yansıdığı keyifli filmlerden biri de Fransız yapımı Le Nom Des Gens olarak görülebilir.

Fransa’nın Cezayir’i  sömürmesi sürecini üstü kapalı da olsa konu edinen film, Cezayir’den Fransa’ya göç etmiş bir babanın kızı Baya Benmahmood’u canlandıran Sara Forestier üzerinden ilerliyor.  Çocukluğunda Fransız askerlerinin aile fertlerini kurşuna dizmesini resmetmesiyle başlayan travmatik yolculukta göçmenlerin; özellikle Arapların dışlandığı ve işe yarar hale getirilmeye çalışıldığı Avrupa dünyasında babanın ressamlığını boya badana işlerine yönelterek işe yaramaya çalışma dürtüsü, toplum içinde göçmenlerin her gün deneyimlediği ezilmişliğin iç acıtan örneklerinden biri olarak görülebilir. Ancak buna karşılık Baya Benmahmood  ismini gururla söyleyebilen ve kimliğini kabul eden bir göçmendir, bunda Fransa’da doğup büyümesi de önemli bir etken olarak gösterilebilir. Babasını resim konusunda sürekli teşvik eden Baya, II. Dünya Savaşı’nda ailesini kaybeden Yahudi Arthur Martin ile aşk yaşamaktadır ve filmin temel problemini özetleyen sahne, çocukları doğduğunda kullanılan diyaloglarla ortaya koyulur.

Hemşire : İsmi nedir?

Baya : Chang.

Hemşire : Kökeni neresi acaba?

Baya-Arthur : Başlarım kökenine.

Hemşire : Chang Martin mi yazalım?

Arthur : Chang Martin Benmahmood.

Otobüs (1974)

Sinema tarihimize baktığımızda hem konu hem de çekim teknikleri açısından sinemamıza öncülük etmiş ve etmeye devam eden birçok filmin çekildiği dönemlerde sansür uygulamasına maruz kaldığını görüyoruz. Bugün hala farklı yöntemlerle sanatın her dalında sansür, faşist yönetim biçimleri tarafından uygulanmaya devam ederken, Tunç Okan’ın yönettiği 1974 yapımı Otobüs de “insanımızı aciz gösterip hakaret ediyor.” gerekçesiyle yasaklanmıştır. 

İsveç’e yasal olmayan yollarla götürülen ve Stockholm’a vardıktan hemen sonra dolandırılarak terk edilen bir grup işçinin yaşadığı travmatik süreci olabilecek en sert biçimde beyazperdeye aktaran film, doğu-batı arasındaki kültürel farkılıkları da ele alarak herhangi bir kesimi yermek yerine objektif bir bakış açısı sergilemeyi tercih eder. Bugüne kadar köyünden çıkmadığı flashbackler ile resmedilen işçilerin yaşam biçimi mi yoksa “kültür” adı altında yozlaşmaya yüz tutan Batı’nın standartlarının mı daha doğru olduğu seyirciye bırakılmış olsa da filmin birçok sahnesi insanlık adına doğru mesajlar içeriyor. 

İşçilerin; otobüsün içinde sıkışıp kaldıkları Stockholm Meydanı’nı bir nevi “ölüm ile yaşam” arasında kalan “Araf” olarak okumak mümkün. Zira; yönetmen, kullandığı çekim teknikleri ve kurgusuyla seyirciyi kötülüğün öncülük ettiği bir masalın içine bırakıyor. Yasaları devletin belirleyemediği bu masalda; kurguladığı daire (circle) ile  yönetmen kötülüğü yine kötülük ile cezalandırmayı da ihmal etmiyor. 

Eklemekte fayda var; özel televizyon kanalları yayına başlayan kadar Türkiye’de gösterilmeyen film birçok uluslararası festivalden ödülle dönmüştür.

http://www.youtube.com/watch?v=fRVldqz344c

Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi