Orijinal yapımlara imza atarak diziseverlerin vazgeçilmezi haline gelen Netflix bu kez kamera önüne ve arkasına aldığı güçlü bir ekiple ringlerin tozunu attırmayı planlıyor. Amerika’da 80’lere damgasını vuran ve Netflix’in dokunuşlarıyla yeniden hayat bulan GLOW (Gorgeous Ladies of Wrestling)’un hikayesi, hayatlarını yoluna sokmaya çalışırken kendilerini bir anda ringde bulan ve parlamaya hazır, el ele vermiş bir grup “alışılmadık” kadının etrafında dönüyor. Bunun yanı sıra, ilham kaynağı düşünüldüğünde bile merak uyandıran bu komedinin arkasındaki isimler saymakla bitmiyor. Orange is the New Black ve Nurse Jackie dizilerinin yapımcıları Carly Mensch ile Liz Flahive ikilisinin yarattığı dizinin başyapımcısının yine Orange is the New Black’in yaratıcısı Jenji Kohan olduğunu söylemek, GLOW 1. Sezon’un daha çekimler başlamadan gücüne güç katarak yola çıktığının en büyük göstergesi olacaktır kanımca.

***Bu yazı GLOW 1. sezon hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

glow-1-sezon-alison-brie-filmloverss

Kamera önüne geçecek olursak; Hollywood’un sert rüzgarına karşı ayakta durmaya çalışan, elini uzattığı dalı kuruttuğuna inanan ve cebindeki son kuruşlarla ne yapacağını kara kara düşünen Ruth Wilder’ın hikayesi, Community ve Mad Men dizilerinin yıldızı Alison Brie’nin göz dolduran performansı ile parladıkça parlıyor. Hal böyle olunca, Ruth Wilder’ın parlamasında büyük katkısı olan Sam Sylvia’dan bahsetmeden geçmek olmaz. Marc Maron’un canlandırdığı Sam’in hayatı da aslına bakılırsa bu “alışılmadık” kadınların hayatından farklı değil. Düşük bütçeli filmlerin unutulmuş yönetmeni Sam’in iç hesaplaşmaları bir yanda dursun, ringi sallamaktan başka çaresi olmayan bu kadınların güreş dünyasına atacakları ilk adımı yönetmek hiç de kolay olmayacak şüphesiz ki.

Öte yandan, daha önce farkına varmadığı özelliklerini her geçen gün keşfederek güreşe yeni bir anlam yüklemeye başladıkça, Ruth yeni bir problemle başa çıkmak zorunda kalır: Bir zamanlar en yakın arkadaşı olan Debbie Eagan. Betty Gilpin ile hayat bulan Debbie, dikkatleri her daim üzerine çekmeyi başaran bir çocuk annesi eski bir oyuncudur. Bir televizyon dizisiyle ünlenen ancak çocuk sahibi olmak için işini bırakan Debbie’nin pişmanlıkları yalnızca işiyle sınırlı kalmaz. Önce işini, sonra eşini sonra da en yakın arkadaşı Ruth’u kaybeden Debbie’nin yeniden kendi ayakları üzerinde durabilmesi için yapması gereken tek şey o ringe çıkmak olur.

GLOW 1. Sezon: Şeytan En İyi Repliklerin Sahibidir

netflix-glow-005-filmloverss

Gorgeous Ladies of Wrestling’in çıkış noktası aslında pek de uzak olmadığımız bir durumla yakından ilişkili diyebiliriz. Hollywood’un yıllardır süregelen cinsiyetçi tavrına karşı, sinema sektöründe eşit hak ve ücret talebinde bulunan kadın oyuncu, yönetmen ve yapımcıların sitemlerini gün geçtikçe daha yakından duyar olduk. Bir kadın olarak yaşamın her köşesinde maruz kaldığımız cinsiyet ayrımcılığına karşın, Hollywood gibi ‘en’lerin sıklıkla yaşandığı bir sektörün duydukları karşısında kulaklarını tıkamaya devam etmesine şaşırmamakla beraber içinde bulunduğumuz durumun vahametini daha iyi anlar olduk. İşte böyle anlardan biri daha, dizinin açılış sahnesinde seçmelere katılan Ruth Wilder’ın sonuçsuz kalan çabalarıyla yeniden karşımıza çıkıyor. Tam da bu noktada, pek çokları gibi Reese Witherspoon’un  da geçtiğimiz aylarda kadınların sadece yan rol olarak gösterilmesinden bıktığını ifade ettiğini hatırlatırken, Ruth’un yalnızca “Eşiniz telefonda” demek üzere bir sekreteri canlandırmak istememesini ve yaşadığı hayal kırıklığını tekrar tekrar anlatmaya gerek yoktur diye düşünüyorum.

Bu düşüncelerle boğuşurken, kendinizi birkaç dakikalığına Eric Prydz’ın Call On Me isimli şarkısının klibinde zannedebilir, daha sonrasında ise kostüm ve saç tasarımından dizi müziklerine kadar 80’lere dair bir hikayeye eşlik ettiğinizi hatırlayarak bu komedinin keyfini arkanıza yaslanarak çıkarmak isteyebilirsiniz; hele ki dönem yapımlarının –özellikle 80’lerin- tutkunuysanız. Bu seyir keyfinin en önemli destekçisi olan Ruth Wilder’ın gizemli yolculuğunun başladığı anlarda ya da Debbie Eagan’ın hayatının en doğru kararını sorguladığı anlarda, GLOW’un altında yatan pek çok sorunun kaynağına da ulaşabilirsiniz. Zira Ruth’a eşlik eden her bir karakterle sınıf farklılıklarından, fiziksel görünüşe; kadın-erkek eşitsizliğinden basmakalıp yargılara kadar her an sorguladığımız mevcut sorunların tam ortasında duruyor olacaksınız. Bir başka deyişle, bir spor dalının bile mevcut düzenin öncesini ya da sonrasını yansıtabileceğini, dahası yansıttıklarıyla yüzleşmenin kolay olmayacağını farklı bir dille gözler önüne seriyor olacak GLOW.

Tüm bunlar oup biterken, Ruth ve Debbie’nin çıkmaz sokağa giren ilişkisi Sam’in ve diğerlerinin gözünden elbette ki kaçmaz. Çocuk sahibi olduktan sonra oyunculuğu bırakarak hayatının en doğru kararını aldığını söyleyen Debbie’nin gerçeklerle yüzleşmesi için önce eşini sonra en yakın arkadaşını kaybetmesi gerekir. Ancak nasıl bir düğümün çözülmesi için önce sıkıca bağlanması gerekiyorsa, Debbie de bir şeyleri fark etmek için bu kördüğümün ortasına düşmesi gerektiğinin farkına sonradan varır. Bu kargaşa da Sam’in ekmeğine yağ sürer elbette ki. Işık hızıyla art arda gelen fikirlerin yoğunluğu altında zaman zaman boğulan Sam Sylvia, grubun öncüsü olarak Debbie’yi seçmeye karar verdikten sonra bir nebze olsun rahatlar; ta ki GLOW’un yapımcısı olan Sebastian ‘Bash’ Howard (Chris Lowell)’ın ringde vuku bulacak bir kedi kavgasıyla yetinmeyeceğini anlayana dek.

GLOW 1. Sezon: Güreşen Bir Kadına Kimse Saygı Duymaz (!)

netflix-glow-001-filmloverss

Erkek egemen bir spor olan güreşin yeni temsilcileri olan bu “alışılmadık” kadınlar, erkeklerin yaptığı bir işi yapacak olmalarıyla en başta farkında olmadan tedirgin adımlar atarlar. En büyük örnekse, babası ve ağabeyleri iyi birer güreşçi olan Carmen Wade (Britney Young)’in ailesi ve kendisi arasında bir seçim yapmak zorunda kalmasıydı belki de. Çok sevdiği kızının güreşmesinden ötürü saygı duyulan biri olmaktan uzaklaşacağını düşünen Carmen’in babası aslına bakılırsa bu “alışılmadık” kadınların cesur bir adım atmasına da ön ayak olur. Kendilerine güvenmek için çabalarken, erkeklerin ‘yapamazsınız!’ vurgularına karşı güçlü olmaya çalışırken ve daha da önemlisi erkeklere tabi tutulan bir işte başarılı olmayı hedeflerken yine erkeklerin yönetiminde olduklarını fark etmeleri ise ikinci cesur adımın atılmasını sağlar. Cherry Bang (Sydelle Noel)’in antrenmandan sorumlu olması, Ruth’un dünyaya –özellikle ringe- farklı bir pencereden bakması, Debbie’nin yaptığı işlerden ve seçimlerinden dolayı kendisini küçük gören kocasına bağımlı bir kadın olmaktan vazgeçmesi, Sheila the She Wolf (Gayle Rankin)’un kendi kimliğiyle Justine (Britt Baron)’in ise en nihayetinde babasıyla yüzleşmesi, Jenny (Ellen Wong) ve Arthie (Sunita Mani)’nin uyruklarından dolayı maruz kaldıkları basmakalıp yargılara karşı ayakta durma çabaları, Melrose (Jackie Tohn)’un uyumsuzluğunu yenmeye çalışması ve tabii ki Kate Nash… Hepsi bu cesur adımların farklı bedenlerde vücut bulmuş hali olur bir anda.

netflix-glow-003-filmloverss

Bu doğrultuda başta Ruth Wilder olmak üzere her bir karakterin, kendisinin son şansı olarak gördüğü GLOW’un yalnızca bir güreş programından ibaret olmadığını anlaması uzun sürmez. Ringde birbirine giren bu kadınlar bir araya gelene dek hayatlarındaki başarısızlıklarıyla yüzleşmek zorunda kalmış olsa da, ringin dışında birbirlerinin arkasını kollamaya başladıkları an hem kendilerine hem birbirlerine güven duymaya başlarlar. Dolayısyla ‘Yapamazsınız!’a karşı en güzel cevabı ‘Yapabiliriz!’ diyerek veren ‘Güreşin Muhteşem Kadınları’na ve parlamaya hazır yıldızlarla dolu bu ringe karşı koyamayacaksınız.

23 Haziran 2017 tarihinde diziseverlerle buluşacak GLOW’un fragmanını aşağıdan izleyebilirsiniz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi