Bülent Diken ve Carsten B. Laustsen’in birlikte yazdıkları “Filmlerle Sosyoloji” kitabının sunuş kısmında Slavoj Zizek, sahici görünen filmlerin aslında hangi ideolojik amaçlara hizmet ettiğini acilen kendimize sormamız gerektiğini söyler. Zizek’in şüpheci yaklaşımını sadece dramalarda değil, korku ve komedi gibi daha farklı türlerde arayabiliriz. Bazen en saf komedide bile gerçekler, anlatılan hikayenin gölgesinde saklanırlar. Yer yer kahkahalarla güldüren “Ge(n)ç Çıraklar” da aslında bize böyle bir anlatı yapısı sunuyor.

Aslında film oldukça naif ve eleştirel bir şekilde başlıyor. Bir pazarlama şirketinde çalışan Bill ve Nick’in işten kovulma süreciyle başlayan film, iki kafadarın kişilikleri hakkında bize bilgi veriyor. Geleneksel pazarlama yöntemleri kullanan, geçmişlerine sıkı sıkıya bağlı, 2013 yılında hala Alanis Morissette dinleyebilen ikilimiz, kendi devirlerinin sona erdiğini acı bir şekilde tecrübe ediyorlar. Yaşadıkları olumsuzluklar üzerine Google’a staj başvurusunda bulununca, kendi gelenekçi yapılarından alışık olmadıkları yeni dünyaya sert bir geçiş yapıyorlar.

The Internship - Filmloverss 2

Geçiş sürecinin nedenlerini anlatan ilk yarım saatlik kısım oldukça eğlenceli ve bir anlamda değişen dünya düzeninin yıkıcı etkisini yansıtmak açısından da doğru bir portre sunuyor. Bir tarafta yüz yüze iletişimin bile suistimal edilmesi (Will Ferrell’ın filmdeki varlığı eğlenceli anlar vaat ediyor) diğer tarafta ise web kamerası aracılığıyla yapılan iş görüşmesinin yarattığı kopukluk hissi, var olan düzenle ilgili güzel bir tezat sunuyor.

Fakat filmin eleştirel kimliği, kahramanlarımızın Google’da staja başlamasıyla silinip gidiyor. Filmin başrollerinden Vince Vaughn’un animasyon filmlerle tanınan Jared Stern ile ortaklaşa yazdığı senaryo, temel olarak Owen Wilson – Vince Vaughn ikilisinin diyaloglarından beslenirken ortaya çıkmaya başlayan yan karakterlerin nefes almasına izin vermiyor. İnternet ve bilgisayar kullanımı hakkında bilgi sahibi olmayan ikilimiz ile yaşamlarını bu çerçevede kuran gençlerin ilişkisinde bilgi aktarımı tek taraflı bir biçimde gerçekleşiyor. Bill ve Nick’in gelenekçi bakış açısı ile güncel gerçekler arasında bir köprü kurma çabaları, bu köprünün tek ayaklı olmasına neden oluyor. Köprünün diğer tarafındaki gençler, temel basmakalıplar kullanılarak (zeki ama içine kapalı, karşı cinsle ilişki kuramayan, bireysel bakış açısına sahip, ailelerinden baskı gören kişiler) yaratıldıkları için hikaye yapısı fazlasıyla klişelere dayanıyor. Bu durumun Wilson ve Vaughn’a fazlaca yer açmak için tercih edildiği düşünülse de var olan bakış açısı, bir noktadan sonra kendi fikirlerini dikte etme telaşına giriyor.

The Internship - Filmloverss 3

Eleştirel kimliği yok eden bir diğer unsur ise başroldeki ikilimizin neredeyse Google markası altında ezilmeleri oluyor. “Devasa bir Google reklamı” olmakla eleştirilen film, markayı parlatma telaşına girmekle birlikte var olan düzenin de savunuculuğunu yapıyor. İşlerini kaybeden ikilimize hayata tutunmak için bir fırsat tanıyan şirketin, diğer şirketlerden çok farklı olduğu vurgusu filme hakim. Yeme-içmenin bedava olduğu, çalışanların özgür alanlarda takılabildiği bir şirket imajı yaratılırken Rose Byrne tarafından canlandırılan ve hikaye gereği Nick ile yakınlaşan Dana karakteri üzerinden izleyiciye neredeyse “İşinizden memnun değilseniz sorun sizdedir. Kendinize daha çok vakit ayırın ve işe döndüğünüzde en iyi performansı sergileyin” mesajı veriliyor. Yoğun çalışma temposuna karşın çalışanlarına yeterli hoşgörüyü gösterdiğini düşünen, işe alım sürecinde gençleri yoğun bir yarışa sürükleyen (bunun mümkün olduğunca eğlenceli bir biçimde sunulmaya çalışılması da göz boyamaktan ibaret bir durum) ve sorunları olan çalışanlarıyla ilgilenmekten uzak olarak sunulan ve bir açıdan kendisini ele veren şirketin hali de yukarıda bahsettiğim gibi hikayenin gölgesinde kalıyor.

Karşımızda “Night At The Museum” ile her Amerikalının bir kahraman potansiyeli taşıdığını vurgulayan yönetmen Shawn Levy tarafından yönetilen, daha önce Davetsiz Çapkınlar (Wedding Crashers) filminde Owen Wilson – Vince Vaughn ikilisinin oluşturduğu kimyaya tutunmaya çalışan, klasik filmlere referanslar göndererek bir yandan eskiye özlem duyarken diğer yandan günümüzün şartlarını olumlayan bir yapım var. Bir pazar günü eğlenceli dakikalar geçirebileceğimizi vaat eden ama bunu ertesi gün gitmeye mahkum olduğumuz ofisimizin aslında ne kadar güzel bir yer olduğunu söyleyerek yapan “Ge(n)ç Çıraklar” ile ilgili sözlerime, filmde de yer alan Alanis Morissette şarkısından alıntı yaparak son veriyorum: “Sence de ironik değil mi?”

(Bu yazı konuk yazarımız Batu Anadolu tarafından yazılmıştır.)

Bülent Diken ve Carsten B. Laustsen’in birlikte yazdıkları “Filmlerle Sosyoloji” kitabının sunuş kısmında Slavoj Zizek, sahici görünen filmlerin aslında hangi ideolojik amaçlara hizmet ettiğini acilen kendimize sormamız gerektiğini söyler. Zizek’in şüpheci yaklaşımını sadece dramalarda değil, korku ve komedi gibi daha farklı türlerde arayabiliriz. Bazen en saf komedide bile gerçekler, anlatılan hikayenin gölgesinde saklanırlar. Yer yer kahkahalarla güldüren “Ge(n)ç Çıraklar” da aslında bize böyle bir anlatı yapısı sunuyor. Aslında film oldukça naif ve eleştirel bir şekilde başlıyor. Bir pazarlama şirketinde çalışan Bill ve Nick’in işten kovulma süreciyle başlayan film, iki kafadarın kişilikleri hakkında bize bilgi veriyor. Geleneksel pazarlama yöntemleri kullanan, geçmişlerine sıkı sıkıya bağlı, 2013 yılında hala Alanis Morissette dinleyebilen ikilimiz, kendi devirlerinin sona erdiğini acı bir şekilde tecrübe ediyorlar. Yaşadıkları olumsuzluklar üzerine Google’a staj başvurusunda bulununca, kendi gelenekçi yapılarından alışık olmadıkları yeni dünyaya sert bir geçiş yapıyorlar. Geçiş sürecinin nedenlerini anlatan ilk yarım saatlik kısım oldukça eğlenceli ve bir anlamda değişen dünya düzeninin yıkıcı etkisini yansıtmak açısından da doğru bir portre sunuyor. Bir tarafta yüz yüze iletişimin bile suistimal edilmesi (Will Ferrell’ın filmdeki varlığı eğlenceli anlar vaat ediyor) diğer tarafta ise web kamerası aracılığıyla yapılan iş görüşmesinin yarattığı kopukluk hissi, var olan düzenle ilgili güzel bir tezat sunuyor. Fakat filmin eleştirel kimliği, kahramanlarımızın Google’da staja başlamasıyla silinip gidiyor. Filmin başrollerinden Vince Vaughn’un animasyon filmlerle tanınan Jared Stern ile ortaklaşa yazdığı senaryo, temel olarak Owen Wilson – Vince Vaughn ikilisinin diyaloglarından beslenirken ortaya çıkmaya başlayan yan karakterlerin nefes almasına izin vermiyor. İnternet ve bilgisayar kullanımı hakkında bilgi sahibi olmayan ikilimiz ile yaşamlarını bu çerçevede kuran gençlerin ilişkisinde bilgi aktarımı tek taraflı bir biçimde gerçekleşiyor. Bill ve Nick’in gelenekçi bakış açısı ile güncel gerçekler arasında bir köprü kurma çabaları, bu köprünün tek ayaklı olmasına neden oluyor. Köprünün diğer tarafındaki gençler, temel basmakalıplar kullanılarak (zeki ama içine kapalı, karşı cinsle ilişki kuramayan, bireysel bakış açısına sahip, ailelerinden baskı gören kişiler) yaratıldıkları için hikaye yapısı fazlasıyla klişelere dayanıyor. Bu durumun Wilson ve Vaughn’a fazlaca yer açmak için tercih edildiği düşünülse de var olan bakış açısı, bir noktadan sonra kendi fikirlerini dikte etme telaşına giriyor. Eleştirel kimliği yok eden bir diğer unsur ise başroldeki ikilimizin neredeyse Google markası altında ezilmeleri oluyor. “Devasa bir Google reklamı” olmakla eleştirilen film, markayı parlatma telaşına girmekle birlikte var olan düzenin de savunuculuğunu yapıyor. İşlerini kaybeden ikilimize hayata tutunmak için bir fırsat tanıyan şirketin, diğer şirketlerden çok farklı olduğu vurgusu filme hakim. Yeme-içmenin bedava olduğu, çalışanların özgür alanlarda takılabildiği bir şirket imajı yaratılırken Rose Byrne tarafından canlandırılan ve hikaye gereği Nick ile yakınlaşan Dana karakteri üzerinden izleyiciye neredeyse “İşinizden memnun değilseniz sorun sizdedir. Kendinize daha çok vakit ayırın ve işe döndüğünüzde en iyi performansı sergileyin” mesajı veriliyor. Yoğun çalışma temposuna karşın çalışanlarına yeterli hoşgörüyü gösterdiğini düşünen, işe alım sürecinde gençleri yoğun bir yarışa sürükleyen (bunun mümkün olduğunca eğlenceli bir biçimde sunulmaya çalışılması da göz boyamaktan ibaret bir durum) ve sorunları olan çalışanlarıyla ilgilenmekten uzak olarak sunulan ve bir açıdan kendisini ele veren şirketin hali de yukarıda bahsettiğim gibi hikayenin gölgesinde kalıyor. Karşımızda “Night At The Museum” ile her Amerikalının bir…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
50
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi