Paul Verhoven'in son filmi Elle'deki tam da karakterin gerektirdiği gibi izleyicisine yansıttığı donukluğun tarif edilmez başarısıyla Altın Küre Ödülleri'nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kucaklayan Isabelle Huppert'in başarısı Avrupa Sineması ve Hollywood çıkmazında gerçekten umut verici bir gelişme olmuştu. Isabelle Huppert'i bu kez Mia Hansen-Løve'ın yönetmenliğini üstlendiği ve annesinin hayat hikayesinden esinlenerek ortaya koyduğu biyografik ögeler taşıyan Things to Come - L'avenir, bir felsefe öğretmeni olan Nathalie'nin ard arda başına gelen talihsiz ya da bir başka bakış açısıyla özgürleştirici olayları konu ediyor. Kocasıyla problemler yaşayan, annesiyle sorunlu bir ilişki kuran, hayatın bütün sorumluluğunu tek başına üstlenmiş Nathalie'nin bu sorumluluklarından tek tek özgürleşmesine dayanan süreç aslında oldukça yıkıcı ve yalnızlaştırıcı bir süreç olarak göze çarpıyor. Kayıplarının ardı arkası kesilmeyen Nathalie'nin bu kayıplarla başa çıkma yöntemleri ise çeşitlilik gösterse de sonunda en net çözümü yeni bir ailesel bağlanmada buluyor. Bu bağlamda filmin bir temsilini sunduğu özgürlük kavramı üzerine derin bir incelemeyi de zorunlu kılıyor. Felsefeyle ve Adorno'dan Zizek'e birçok önemli düşünürün kitaplarına ve yer yer kısaca düşüncelerine referanslarda bulunan Things to Come izleyicisine, sunduğu hikayenin yanı sıra zengin bir içerik de vadediyor. "Frankfurt School" ekolüne kültür endüstrisi tanımına, Hans-Magnus Enzensberger'in The Radical Losers'ına ve tabi ki Jean-Jacques Rousseau'ya göndermelerde bulunan filmde Mia Hansen-Løve'ın annesi Laurence Hansen-Løve'ın yazdığı A'dan Z'ye Felsefe adlı kitap da Nathalie karakterinin yazdığı bir kitap olarak konumlandırılıyor. Yanı sıra filmde geniş bir yer kaplayan kedi Pandora'da sahip olduğu isimle önemli bir noktada bulunuyor. Nathalie'nin gelişimini Pandora üzerinden izlemek dahi mümkün görünüyor. Annesine ait olan kedi, anne ölünce Nathalie ile yaşamaya başlıyor. Mitolojide yer alan Pandora'nın kutusu hikayesi de düşünüldüğünde, Pandora'nın Nathalie'nin annesiyle bağı ve bu bağın geliştirdiği sorunların bir temsili olduğu söylenebilir. Pandora'nın geliştiği yani doğada hayatta kalıp avlanabildiğini anladığımız sahne ise Nathalie'nin yavaş yavaş gelişeceğine dair bir başka işaret. Nitekim Nathalie'nin hayatında her şey yerli yerine oturduğunda artık evde Pandora'yı görmüyoruz. Bu bakımdan Things to Come, bir kadının annesiyle yaşadığı sorunlar ve bu sorunların hayatında yol açtığı ilişkilenme problemlerinin nihayet bir sonuca bağlandığı bir film olarak da okunabilir. Things to Come: Kısıtlanma ve Özgürlük "Birinin özgür olabilmesi için en az iki kişi gerekir. Özgürlük sosyal bir ilişkiye toplumsal koşullarda bir asimetriye işaret eder; o esasen, toplumsal ayrımı gösterir yani toplumsal bölünmeyi varsayar ve gerektirir. Kişiler ancak kurtulmak istedikleri birtakım bağlılıkları olduğunda özgürleşebilirler. Eğer özgür olmak her yere gidebilme izninin olması anlamında kullanılıyorsa bu aynı zamanda evlerine bağlı, özgürce hareket etme hakkından feragat etmiş birilerinin var olduğu anlamına gelir. Eğer özgür olmak kısıtlanmadan eylemek anlamındaysa bu diğer bazı kimselerin eylemlerinin kısıtlandığını ima eder." Bu bağlamda Bauman özgürlüğün soylulukla bağlarına dikkat çekerek söylemine devam eder. Özgürlük özellikle 16. yüzyılın sonuna kadar "muafiyet" anlamında kullanılmıştır. Ayrıcalı haklara sahip soyluların vergilerden muaf tutulması yani "özgür" olması özgürlük tanımıyla soyluluğu yaklaştırmış sonucunda özgürlük sosyal statüyle yan yana anılır hale gelmiştir. "Artık özgürlük söylemi aslen özgür olmayan bir insanlık durumunda kimin özgür olma hakkına sahip olacağı sorusuna odaklanmıştır." Things to Come, özgürlük kavramını derinlere inerek adeta analiz eden ve bu analizin sonucunda insanın mutlak özgürlüğe erişemeyeceği sonucuna ulaştığını söyleyebileceğimiz bir film. Neden mutlak özgürlüğe erişilemediği yorumunu yapıyorum çünkü…

Yazar Puanı

puan - 86%

86%

Things to Come, Mia Hansen-Løve'ın Isabelle Huppert ile harikalar yarattığı, entelektüel anlamda içeriği oldukça dolu, özgürleşme ve kısıtlamaların arasında yolculuğa çıkmış, her açıdan başarılı bir kadın hikayesi sunuyor.

Kullanıcı Puanları: 2.65 ( 1 votes)
86

Paul Verhoven’in son filmi Elle’deki tam da karakterin gerektirdiği gibi izleyicisine yansıttığı donukluğun tarif edilmez başarısıyla Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kucaklayan Isabelle Huppert’in başarısı Avrupa Sineması ve Hollywood çıkmazında gerçekten umut verici bir gelişme olmuştu. Isabelle Huppert’i bu kez Mia Hansen-Løve’ın yönetmenliğini üstlendiği ve annesinin hayat hikayesinden esinlenerek ortaya koyduğu biyografik ögeler taşıyan Things to Come – L’avenir, bir felsefe öğretmeni olan Nathalie’nin ard arda başına gelen talihsiz ya da bir başka bakış açısıyla özgürleştirici olayları konu ediyor.

Kocasıyla problemler yaşayan, annesiyle sorunlu bir ilişki kuran, hayatın bütün sorumluluğunu tek başına üstlenmiş Nathalie’nin bu sorumluluklarından tek tek özgürleşmesine dayanan süreç aslında oldukça yıkıcı ve yalnızlaştırıcı bir süreç olarak göze çarpıyor. Kayıplarının ardı arkası kesilmeyen Nathalie’nin bu kayıplarla başa çıkma yöntemleri ise çeşitlilik gösterse de sonunda en net çözümü yeni bir ailesel bağlanmada buluyor. Bu bağlamda filmin bir temsilini sunduğu özgürlük kavramı üzerine derin bir incelemeyi de zorunlu kılıyor.

Felsefeyle ve Adorno’dan Zizek’e birçok önemli düşünürün kitaplarına ve yer yer kısaca düşüncelerine referanslarda bulunan Things to Come izleyicisine, sunduğu hikayenin yanı sıra zengin bir içerik de vadediyor. “Frankfurt School” ekolüne kültür endüstrisi tanımına, Hans-Magnus Enzensberger’in The Radical Losers’ına ve tabi ki Jean-Jacques Rousseau’ya göndermelerde bulunan filmde Mia Hansen-Løve’ın annesi Laurence Hansen-Løve’ın yazdığı A’dan Z’ye Felsefe adlı kitap da Nathalie karakterinin yazdığı bir kitap olarak konumlandırılıyor. Yanı sıra filmde geniş bir yer kaplayan kedi Pandora’da sahip olduğu isimle önemli bir noktada bulunuyor. Nathalie’nin gelişimini Pandora üzerinden izlemek dahi mümkün görünüyor. Annesine ait olan kedi, anne ölünce Nathalie ile yaşamaya başlıyor. Mitolojide yer alan Pandora’nın kutusu hikayesi de düşünüldüğünde, Pandora’nın Nathalie’nin annesiyle bağı ve bu bağın geliştirdiği sorunların bir temsili olduğu söylenebilir. Pandora’nın geliştiği yani doğada hayatta kalıp avlanabildiğini anladığımız sahne ise Nathalie’nin yavaş yavaş gelişeceğine dair bir başka işaret. Nitekim Nathalie’nin hayatında her şey yerli yerine oturduğunda artık evde Pandora’yı görmüyoruz. Bu bakımdan Things to Come, bir kadının annesiyle yaşadığı sorunlar ve bu sorunların hayatında yol açtığı ilişkilenme problemlerinin nihayet bir sonuca bağlandığı bir film olarak da okunabilir.

Things to Come: Kısıtlanma ve Özgürlük

“Birinin özgür olabilmesi için en az iki kişi gerekir. Özgürlük sosyal bir ilişkiye toplumsal koşullarda bir asimetriye işaret eder; o esasen, toplumsal ayrımı gösterir yani toplumsal bölünmeyi varsayar ve gerektirir. Kişiler ancak kurtulmak istedikleri birtakım bağlılıkları olduğunda özgürleşebilirler. Eğer özgür olmak her yere gidebilme izninin olması anlamında kullanılıyorsa bu aynı zamanda evlerine bağlı, özgürce hareket etme hakkından feragat etmiş birilerinin var olduğu anlamına gelir. Eğer özgür olmak kısıtlanmadan eylemek anlamındaysa bu diğer bazı kimselerin eylemlerinin kısıtlandığını ima eder.” Bu bağlamda Bauman özgürlüğün soylulukla bağlarına dikkat çekerek söylemine devam eder. Özgürlük özellikle 16. yüzyılın sonuna kadar “muafiyet” anlamında kullanılmıştır. Ayrıcalı haklara sahip soyluların vergilerden muaf tutulması yani “özgür” olması özgürlük tanımıyla soyluluğu yaklaştırmış sonucunda özgürlük sosyal statüyle yan yana anılır hale gelmiştir. “Artık özgürlük söylemi aslen özgür olmayan bir insanlık durumunda kimin özgür olma hakkına sahip olacağı sorusuna odaklanmıştır.” Things to Come, özgürlük kavramını derinlere inerek adeta analiz eden ve bu analizin sonucunda insanın mutlak özgürlüğe erişemeyeceği sonucuna ulaştığını söyleyebileceğimiz bir film. Neden mutlak özgürlüğe erişilemediği yorumunu yapıyorum çünkü Nathalie en özgürleştiği anlarda bile yeni bağlılıklar geliştirmeye devam ediyor. Annesi hayatını ciddi anlamda şekillendiren en büyük bağlılıklarından biri. Ağır bir depresyon ve yaşlılığın getirdiği çeşitli rahatsızlıklarla uğraşan annesi sık sık Nathalie’nin hayatını bölecek eylemlerde bulunuyor. Sık sık intihara kalkışması ya da Nathalie gelmeden yemek yememesi, karakterin hayatını tam anlamıyla annesinin yıkıcı etkisine bağlı yaşadığının kanıtlarından birkaçı. Nathalie’nin geliştirdiği bağımlılıklardan bir diğeri ise kocası. Aslında kocasından ziyade onunla birlikte Nathalie’nin hayatına giren nesneler bu bağlılıkların temelini oluşturuyor. Bu noktada meta fetişizmi yorumu da yapılabilir. Çünkü Nathalie’nin ayrılığa verdiği en önemli tepkiler yazlık evleri ile artık ilişkisinin kesilecek olması ve kitaplarının önemli bir kısmını kaybetmesi.

Tüm bunların yanında belki de en önemli parantezi Fabien karakterine açmak gerekiyor. Fabien (Roman Kolinka), Nathalie’nin öğrencisi ve aynı zamanda geçmişe olan bağlılığının artık yenilenmesi gerektiğine dair de önemli bir itici unsur. Fabien, Nathalie’nin hayatına kitaplar, yeni düşünme biçimleri ve hatta müziklere kadar yepyeni bir kapı aralıyor. Bu noktada Nathalie’nin de kendisinin hayatta nerede durduğuna dair bir sorgulamada bulunmasına sebep oluyor. Dönemin siyasi koşulları da bu sorgulamanın temellerinden biri. Sosyalizm heyecanını bir gençlik ateşi gibi gören çünkü halihazırda aynı yollardan geçerek aynı deneyimleri yaşamış bir felsefe öğretmeni olan Nathalie, bu kez çevresini saran koşullar sebebiyle yenilenmek durumunda kalıyor. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi en özgürleştiği anda, kızının doğum yapmasıyla aslında yeni bir bağlılık geliştiriyor. Belki de mutlak özgürlük yalnızca Bauman’ın da değindiği gibi kısıtlandığımız zamanlarda kıymetli. Aksi halde Nathalie gibi elinde bulundurduğu özgürlükle ne yapacağını bilememe durumu gün yüzüne çıkabiliyor.

Sonuç olarak Things to Come, Mia Hansen-Løve’ın Isabelle Huppert ile harikalar yarattığı, entelektüel anlamda içeriği oldukça dolu, özgürleşme ve kısıtlamaların arasında yolculuğa çıkmış, her açıdan başarılı bir kadın hikayesi sunuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi