Her ne kadar birbirinden farklı iki filmi karşılaştırıyormuşum gibi görünse de özellikle belirli bir kuşak izleyicisinin uzun süre etkisinden çıkamadığı, bilimkurgu tarihine çağ atlatan iki filmle karşı karşıya olduğumuzu rahatlıkla belirtebilirim. Aslında, ilk Geleceğe Dönüş filmiyle Jurassic Park arasında 8 sene gibi uzun bir süre var.

80’lerde Steven Spielberg’in E.T’sinden sonra bilimkurgu filmlerinin çıtası bir hayli yükseldi. Yönetmenlerin yapacağı her bilimkurgu filminin E.T ile kıyaslanacağı bir dünyada izleyiciyi etkileyecek bir film yapmak zor olsa gerek. Sinemanın henüz teknoloji bakımından günümüz şartlarından uzak,  ancak Holywood sinemasının hızlı bir yükselişte olduğu dönemde Robert Zemeckis ve Bob Gale herkesin aklına gelen ancak kimsenin bu kadar dahiyane bir biçimde ifade edemediği bir işe soyundular. (Robert ve Bob’un Geleceğe Dönüş serisinden önce “I Wanna Hold Your Hand” i yazıp yönettiğini söylesem biliyorum hiç biriniz inanmayacaksınız ama bu bile ikilinin kafasının ne denli farklı çalıştığının göstergesi olabilir.) Zamanda yolculuğa çıkabilmeyi sağlayan bir araba icat eden çılgın doktor Emmett Brown ile onun genç arkadaşının karmakarışık ama bir o kadar da komik  “zamanda yolculuk” hikayesini anlatan film, katıldığı sene en iyi görsel efekt dalında Oscar ödülünü de kazandı. İlk filmin bitişinde yazan “to be continued…” (Devam edecek…) devam filmlerinin geleceğini bize daha önceden gösterse de ilk filmden sonra ikinci film için 5 sene beklemek zorunda kaldık. En az ilk film kadar beğenilen 2. filmin ardındansa 3. film için neredeyse hiç beklemedik. Bir sene aradan sonra gösterime giren 3. film her ne kadar ilk iki filmin performansının gerisine düşse de sinema tarihinin en iyi serilerinden biri olarak raflardaki yerini aldı. 

Gelelim Jurassic Park’a. Steven Spielberg’in E.T’sinden sonra bilimkurgu filmi çekeceklerin işinin bir hayli zorlaştığını söylemiştim. Bu Spielberg için çok daha zor bir durum olmalı. Sonuçta E.T kendi filmiydi ve öyle bir noktadaydı ki bundan sonra çekeceği her filmde kendini daha ileriye taşımalıydı. Başta zor gibi gözükse de büyük usta hayal dahi edemediği bir film çekti: Jurassic Park. Üstelik Dinozorları beyazperdeye taşımakla kalmadı, aynı zamanda dünyanın bizden önceki sahiplerini günümüze getirdi. Geleceğe Dönüş, bize zaman yolculuğunu tarihleri değiştirerek sunarken, Jurassic Park bu yolculuğu eskilerde yaşayan canlıları günümüze getirerek sağladı. Fosilleşmiş sineklerden çıkarılan dinozor kanıyla,  dna’larına ulaşmasını sağlayan bir deney yürüten Dr.Hammond kısa sürede her cinsten dinozoru yeniden hayata döndürür. Herkesin gezebileceği bir hayvanat bahçesi inşa edilir ancak işler hiçte beklenildiği gibi gitmez ve dinozarlor kafeslerinden çıkıp tehlike saçmaya başlar. Jurassic Park’ın devamının gelmesi ise Geleceğe Dönüş’e göre biraz daha emrivaki oldu. İlk filmin inanılmaz bir başarı elde etmesi, izleyenlerin uzun süre etkisinden çıkamamasına sebep oldu ve 8 sene içerisinde 2 devam filmi çekildi. Etkileyiciliğini, ilk filme göre yitirse de dinozorları yeniden beyazperdede hatta Amerika’da görmek şahaneydi. 

Her iki filmin yönetmenin de yalnızca yarattıkları dünyalarla değil film içinde verdikleri ince detaylar ile de öne çıktığını söyleyebiliriz. Steven Spielberg’in tehlikenin yaklaşmasını oluşan su topluluklarındaki dalgalarla göstermesi ne kadar muhteşem ise Robert Zemeckis’in geçmişin değişimiyle, gelecekteki fotoğrafların da değiştiğini göstermesi bir o kadar etkileyiciydi.

Geleceğe Dönüş’ün oyuncu kadrosu ilk filmden serinin sonuna kadar korunurken, Jurrasic Park’ta bazı değişiklikler görüyoruz. Tabi dinozorların olduğu yerde ölümlerin olması kaçınılmaz oluyor. Açıkçası Geleceğe Dönüş’ün Micheal J.Fox ve Christopher Lloyd’u dünyaca tanınan isimler listesine soktuğu bir gerçek. Jurrasic Park serisi içinse oyunculuklar deyince Sam Neill, Laura Dern ve denemekten yılmayan profesör rolünde ki Richard Attenborough isimlerinin altını çizmek gerekiyor.

Filmlerin bir ortak özelliği de aldıkları Oscar’lar. En başından belirttiğimiz gibi bilimkurgu tarihine adlarını altın harflerle yazdıran bu iki yapım görsel efekt dalında ödül alsa da en iyi film dalında ödülleri bulunmuyor. İki yapımın ortak özelliklerinden bahsetmişken her iki filmin afişinde de Steven Spielberg isminin geçtiğini belirtmeden olmaz.  Jurassic Park’ta yönetmen koltuğunda oturan ünlü yönetmen Geleceğe Dönüş’ün ise yapımcısıydı. Zemeckis’in böylesine fantastik bir hikayeyle neredeyse başvurmadığı yapımcı kalmamışken karşısına çıkan Spielberg, önemli bir yatırım yaparak böylesine güzel bir filmin çıkmasına yardımcı oldu.

Geleceğe Dönüş serisi – gösterime girdiği yıllar baz alındığında – hatırı sayılır bir bütçeye sahip. Üç filmin açıklanan bütçesi 99.000.00$. Buna karşılık 1993’de ilk filmi çekilen Jurassic Park serisinin bütçesi ise 229.000.00$. Yaklaşık 2,5 katı.  Peki ya dünya çapında kazandıkları? Geleceğe Dönüş 927.000.00$ hasılata ulaşırken -90’lı yılların başları için muhteşem bir rakam- Jurassic Park serisi toplamda 1.894.000.00$ hasılata ulaştı. Bu rakamlar gösteriyor ki; Jurassic Park ve Geleceğe Dönüş yapımcılarına, şöhretin yanı sıra hatırı sayılır miktarda para kazandırmış. Üstelik her iki filmde de – Geleceğe Dönüş’te yalnızca para kaynağı olarak – parmağı olduğu için Steven Spielberg’in neler kazandığını anlamak hiçte zor değil.

Sinema sektöründe özellikle bir film ile parlayıp, daha sonraki filmleriyle “Bu filmi bu adam nasıl çekmiş(!)” dedirten yönetmen sayısı bir hayli fazla. İki yönetmenin de böylesine başarılı olan filmlerden sonraki kariyerlerine bakacak olursak; Robert  Zemeckis, “Forrest Gump” gibi sinema tarihinin en iyi filmlerinden birini çekmiş olsa da, Steven Spielberg’in kariyer olarak, uzak ara önde olduğunu söyleyebilirim.

 

Açıkçası iki filmin de bende ayrı bir yeri olduğundan tarafsız gözle bakamadığım bir gerçek. Peki hangisi bir adım önde diye soracak olursanız, Jurassic Park’ın ilk filminin şuan bile yapılan bir çok filmden önde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak devam filmlerinin zoraki yapılmış havası vermesi, seri olarak baktığımızda Geleceğe Dönüş’ü bir adım ileriye çıkartıyor. Filmin verdiği elektriği bugün “muhteşem” diye adlandırılan birçok yapımın veremediğini düşünüyorum.

Sonuç olarak birbirine yakın tarihlerde çekilmiş bu iki filmin de sinema tarihinde ayrı ayrı önemli yerleri olsa da benim için Geleceğe Dönüş serisi bu karşılaştırmanın galibi oluyor.

İyi Seyirler…


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi