Sinemanın izleyicisine en özgür hissettirdiği anlardan biri de araba yolculuklarıdır. Bir araba yolculuğuyla açılan sekanslarda, izleyeceğimiz hikayenin bir yol hikayesi olmasının yanı sıra, özgürlük kavramıyla bir noktada ilişkileneceğini düşünebiliriz. Araba yolculuklarının temsilleri sinemada farklı şekillerde gelişebilir. Bu yazıda değineceğimiz kısım ise sinemada gece sürüşlerinin bize nasıl yansıdığı ve bu yansımanın izleyici olarak bizi nasıl bir noktada konumlandırdığı.

Sinemanın En Keyifli ve Tekinsiz Yolculukları

David Lynch’in Lost Highway filminin ikonik gece sürüşü sahnesini hatırlarsınız. Bu sahne, Lynch sinemasının tekinsizliğini ve bir yandan da belki de hiçbir yere gitmeyen özgürlüğünü en iyi yansıtan sahnelerden biridir. Gece ve araba kavramları sinemada bir araya getirildiğinde, tüm bunları hızdan ayrı düşünmek çok da mümkün olmayabilir. Çünkü gün ışığının ve gündelik hayat rutinin kısıtlayıcı yapısı, iş, okul, gerçekleştirilmesi gereken durumlar ve alınması gereken sorumluluklarla zihnimizde direkt bir bağlantısı vardır. Ancak gece tüm bu rutinden sıyrılıp en özgür ve en kendimiz olabildiğimiz zaman dilimidir. Gece karanlığın saklayıcılığıyla daha özgür, daha bireyseldir. Bu tür bir gece tasvirinin ortasına otobanda bir araba yerleştirdiğinizde o arabanın zihninizde hızlı bir şekilde yola koyulabiliyor olması bu yüzden çok da bir tesadüf değildir. Çünkü gece, özgürlüğü, sınırları aşmayı beraberinde getirir. Sinemada, karakterle özdeşlik kuruyor oluşumuz gecenin karanlığında bizi de bir arabanın ön koltuğuna oturtup özgür bir yolculuğa çıkarabilir. Gece ve özgürlük kavramları eşliğinde sinemanın en keyifli yolculukları üzerine hazırlanan videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz.


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi