Eski asker, yeni kanun kaçağı Joe Coughlin (Ben Affleck), “fahişe” sevgilisi Emma Gould (Sienna Miller)’ı lüks bir restoranda polis babası Thomas Coughlin (Brendan Gleeson) ile karşı karşıya getirir. Bir suçlu, bir “fahişe”, bir polis ve bir lüks restorandan oluşan bu değişik kombinasyonu Thomas Coughlin’in “hayatta yaptığın her şey daima sana döner,  hem de tahmin etmediğin şekilde” sözleri süsler. Yönetmen ve senarist koltuğunda Ben Affleck’i gördüğümüz, Dennis Lehane’in aynı ismi taşıyan 2012 yılında yazdığı romanından uyarlama olan, hakları Warner Bros.’a ait Gecenin Kanunu (2017), içki yasağı uygulaması altında olan 1920’ler Amerikası’nda Joe Coughlin isimli eski bir askerin önce içki kaçakçısı, en nihayetinde ise gangster sıfatlarını elde edişinin Boston’dan Tampa’ya uzanan hikayesini anlatıyor. Kamera önünde ve arkasında yer alan başarılı isimlere, kağıt üzerinde oldukça güçlü duran hikayesine, 65 milyon dolarlık bütçesine rağmen film, beklentileri karşılayamamaktan kaçamıyor. Film, bir türlü seyircisini avucunun içine alıp kalp ritmiyle oynayamıyor. Bunun yerine türünün olmazsa olmazlarını mekanik bir şekilde yerine getirirken tökezleyip ezbere düşüyor.

2007 yılında Ben Affleck’in Dennis Lehane’in aynı isimli romanından sinemalara uyarladığı Kızımı Kurtarın ile başarı getiren birliktelik, ne yazık ki Gecenin Kanunu filminde kendisini tekrarlayamıyor. Suç ve drama türlerinin özelliklerini taşıyan film, The Godfather (1972), Scarface (1983) gibi aynı türü paylaşan kültleşmiş yapımların modern temsilcisi olma şansını elinden kaçırarak, 129 dakikalık süresini en az 180 dakikaymış gibi hissettiren Gecenin Kanunu, eve gittiğimizde aynı türün bu kült yapımlarını bir kez daha izlemek istememizi sağlamaktan öteye gidemiyor. Film bittiğinde izleyici olarak hikayenin etkisiyle edindiğimiz sarhoşluğu üzerimizden atmaya çalışmak yerine kendimizi sinematografisi Robert Richardson’a emanet edilmiş, yapımcıları arasında Leonardo DiCaprio gibi isimlere yer verilmişken kendimizi kağıt üzerinde başarıyı yakalaması işten bile olmayan bu filmin neden bizleri tam olarak tatmin edemediğini düşünürken ve parmağımızı üzerine koyamadığımız o sorunu çözmeye çalışırken buluyoruz.

Film, hikayesini anlatmaya başladığı, bizleri olaylara hazırladığı ilk hareket (act) sırasında sağladığı ve hatta artık bir olayla tanıştığımız ve çözdüğümüz anda, birincisinden daha büyük ve ana olayla tanıştığımız ikinci harekete kadar sürdürebildiği hızını, olayların nihai bir çözüme kavuşacağı ve damaklarımızda tadını bırakacağı üçüncü ve son harekete kadar yitiriyor. Normal şartlarda hikayenin hızına kendimizi kaptırmışken fark edemediğimiz bu adımları ve adımlar arasındaki geçişleri Gecenin Kanunu’nu izlerken sayabilir hale geliyoruz. Hikayenin gidişatını heyecanla merak etmek yerine kolayca tahmin edebilir hale geliyoruz. Bunu yaparken çoğu zaman film tarafından bizlere fırlatılan çok da ilgilenmediğimiz bilgilerle detaylarda boğuluyoruz. İçki dağıtımının Boston’daki en büyük mafyaları olan İrlanda ve İtalya mafyası başında olan Albert White (Robert Glenister) ve Maso Pescatore (Remo Girone) arasındaki savaşta kendisine bir hayat kuran ve intikam duygusuyla savaşan Joe Coughlin, acımasız tavırları ile filmin kötü karakter arayışını cevaplarken, insani tarafını temsil eden aşk hayatı ile iyi karakter arayışına da yanıt oluyor. Kendimizi özdeşleştirmeye çalıştığımız başrolümüzün bu anlamdaki kafa karışıklığı kendimizi filme ve hikayeye bir türlü ait hissedemeyişimizin açıklaması olarak gösterilebilir. Bu soruna bir başka olası sebep olarak Ben Affleck’in gereğinden fazla durgun olarak nitelendirilebilecek oyunculuğunu sorgularken başrolümüzün karşısındaki engele yani Loretta Figgis (Elle Fanning)’e daha fazla destek çıkılsa film hız kazanır mıydı, başrolümüz daha özdeşleştirilebilir bir hal alır mıydı sorularını da düşünmeden duramıyoruz. Filme komedi unsuru katma amacına hizmet eden Dion Bartolo (Chris Messina)’nun varlığı havadaki ağırlığı hafifletmeyi başarsa da hız problemini çözemiyor. Bunlara karşılık, düşük seyir eden hıza rağmen yönetmen koltuğunda aldığı kararları, özellikle Coughlin’in bu iki mafya babasına karşı düzenlediği son operasyonu sergilerken kamera ile kurduğu ilişki ve olayların hızını pekiştiren tavrı ile Operasyon: Argo (2012)‘da gördüğümüz başarılı Ben Affleck’i bir kez daha görme şansını elde ediyoruz.

Gecenin Kanunu: “Hayatta yaptığın her şey daima sana döner.”

Thomas Coughlin’in bu sözleri filmin kısa bir özeti olarak nitelendirilebilir, zira film Joe Coughlin’in başına gelen kendi yaşattıklarına benzer olayların üzerinden tekrar tekrar bu sözü seyircisinin ve iyi kalpli kötü karakter Joe Coughlin’in suratına özellikle kendi elleriyle öldürdüğü karakterlerden, karakterlerin hikayedeki konumu fark etmeksizin yılmadan çarpıyor. Örneğin, gücün zirvesine ulaştığı anda Coughlin, kendisini görevinden alınmış, daha önce yaptığı işten yüzde istediği için öldürdüğü, Ku Klux Klan çetesi üyesi R.D.Pruitt (Matthew Maher)’in koltuğunda Maso Pescatore’dan yüzde dilenirken buluyor. Hikayede sıkça rastladığımız bu tekrarlara yine Joe Coughlin’in Emma Gould ile yaşadığı yasak aşkı üzerinden tehdit edilmesinden sonra Thomas Coughlin’in dedektif Calvin Bondurant (Clark Gregg)’i oğlunun cezasını azaltması için bir başka erkek ile yasak ilişkisi üzerinden tehdit edişi gösterilebilir. Joe Coughlin’in kötü tarafı şiddetten korkmayan sahnelerle işlenirken, iyi tarafı ise kadınlar ve kadınlarla kurduğu ilişkileri üzerinden gösteriliyor.

Film süresince kadınları Hollywood filmlerinin erkek egemen izleyici kitlesini ve erkek başrolü desteklemeyi hedefleyen tavrının ürünü olarak tipik roller olan “fahişe” Emma Gould (Sienna Miller), “bakire” Loretta Figgis (Elle Fanning) ve anne Graciela Corrales (Zoe Saldana) üzerinden izliyoruz. Bu tavır sayesinde film boyunca kadınlar neredeyse erkek başrol Joe Coughlin’i iyi ve sevimli göstermekten başka bir amaca hizmet etmiyor ve erkek başrolden bağımsız bir yere sahip olamıyor. Joe Coughlin’in aşka verdiği değer yüzünden kaybetmesi ve yaşadığı kötü olaylar, naif yönü bizlere Casino (1995) filminde izlediğimiz Sam “Ace” Rothstein (Robert De Niro)’ı anımsatsa da Coughlin ile kurduğumuz bağ ne yazık ki o kadar güçlü olamıyor.

Gecenin Kanunu, acı çektirecek kadar zalim, öldüremeyecek kadar iyi yürekli Joe Coughlin’in suç, drama ve bazı anlarda melodrama örnekleri taşıyan hikayesini ilgi çekici kamera hareketlerine rağmen zaman zaman hız kaybetmekten kaçamayan, kuru bir tavırla anlatıyor. Seyirci, başrolün fazla arada kalmış bulanık karakteri, hızını kaybetmekten kaçamayan hikayesi gibi unsurlardan ötürü bir türlü başrol ile bağ kuramıyor. Joe Coughlin (Ben Affleck), hayatını gangster olmaktan kaçarak geçirmesine, insani tarafına defalarca yenik düşmesine rağmen yeri geldiğinde oldukça acımasız, daima iyi bir ekibi olan bir gangster, ancak biz onun güçlü ve geniş çetesinin bir üyesi değiliz.

Eski asker, yeni kanun kaçağı Joe Coughlin (Ben Affleck), "fahişe" sevgilisi Emma Gould (Sienna Miller)’ı lüks bir restoranda polis babası Thomas Coughlin (Brendan Gleeson) ile karşı karşıya getirir. Bir suçlu, bir "fahişe", bir polis ve bir lüks restorandan oluşan bu değişik kombinasyonu Thomas Coughlin’in “hayatta yaptığın her şey daima sana döner,  hem de tahmin etmediğin şekilde” sözleri süsler. Yönetmen ve senarist koltuğunda Ben Affleck’i gördüğümüz, Dennis Lehane’in aynı ismi taşıyan 2012 yılında yazdığı romanından uyarlama olan, hakları Warner Bros.’a ait Gecenin Kanunu (2017), içki yasağı uygulaması altında olan 1920’ler Amerikası'nda Joe Coughlin isimli eski bir askerin önce içki kaçakçısı, en nihayetinde ise gangster sıfatlarını elde edişinin Boston’dan Tampa’ya uzanan hikayesini anlatıyor. Kamera önünde ve arkasında yer alan başarılı isimlere, kağıt üzerinde oldukça güçlü duran hikayesine, 65 milyon dolarlık bütçesine rağmen film, beklentileri karşılayamamaktan kaçamıyor. Film, bir türlü seyircisini avucunun içine alıp kalp ritmiyle oynayamıyor. Bunun yerine türünün olmazsa olmazlarını mekanik bir şekilde yerine getirirken tökezleyip ezbere düşüyor. 2007 yılında Ben Affleck’in Dennis Lehane’in aynı isimli romanından sinemalara uyarladığı Kızımı Kurtarın ile başarı getiren birliktelik, ne yazık ki Gecenin Kanunu filminde kendisini tekrarlayamıyor. Suç ve drama türlerinin özelliklerini taşıyan film, The Godfather (1972), Scarface (1983) gibi aynı türü paylaşan kültleşmiş yapımların modern temsilcisi olma şansını elinden kaçırarak, 129 dakikalık süresini en az 180 dakikaymış gibi hissettiren Gecenin Kanunu, eve gittiğimizde aynı türün bu kült yapımlarını bir kez daha izlemek istememizi sağlamaktan öteye gidemiyor. Film bittiğinde izleyici olarak hikayenin etkisiyle edindiğimiz sarhoşluğu üzerimizden atmaya çalışmak yerine kendimizi sinematografisi Robert Richardson’a emanet edilmiş, yapımcıları arasında Leonardo DiCaprio gibi isimlere yer verilmişken kendimizi kağıt üzerinde başarıyı yakalaması işten bile olmayan bu filmin neden bizleri tam olarak tatmin edemediğini düşünürken ve parmağımızı üzerine koyamadığımız o sorunu çözmeye çalışırken buluyoruz. Film, hikayesini anlatmaya başladığı, bizleri olaylara hazırladığı ilk hareket (act) sırasında sağladığı ve hatta artık bir olayla tanıştığımız ve çözdüğümüz anda, birincisinden daha büyük ve ana olayla tanıştığımız ikinci harekete kadar sürdürebildiği hızını, olayların nihai bir çözüme kavuşacağı ve damaklarımızda tadını bırakacağı üçüncü ve son harekete kadar yitiriyor. Normal şartlarda hikayenin hızına kendimizi kaptırmışken fark edemediğimiz bu adımları ve adımlar arasındaki geçişleri Gecenin Kanunu’nu izlerken sayabilir hale geliyoruz. Hikayenin gidişatını heyecanla merak etmek yerine kolayca tahmin edebilir hale geliyoruz. Bunu yaparken çoğu zaman film tarafından bizlere fırlatılan çok da ilgilenmediğimiz bilgilerle detaylarda boğuluyoruz. İçki dağıtımının Boston’daki en büyük mafyaları olan İrlanda ve İtalya mafyası başında olan Albert White (Robert Glenister) ve Maso Pescatore (Remo Girone) arasındaki savaşta kendisine bir hayat kuran ve intikam duygusuyla savaşan Joe Coughlin, acımasız tavırları ile filmin kötü karakter arayışını cevaplarken, insani tarafını temsil eden aşk hayatı ile iyi karakter arayışına da yanıt oluyor. Kendimizi özdeşleştirmeye çalıştığımız başrolümüzün bu anlamdaki kafa karışıklığı kendimizi filme ve hikayeye bir türlü ait hissedemeyişimizin açıklaması olarak gösterilebilir. Bu soruna bir başka olası sebep olarak Ben Affleck’in gereğinden fazla durgun olarak nitelendirilebilecek oyunculuğunu sorgularken başrolümüzün karşısındaki engele yani Loretta Figgis (Elle Fanning)’e daha fazla destek çıkılsa film hız kazanır mıydı, başrolümüz daha özdeşleştirilebilir bir hal alır mıydı sorularını da düşünmeden duramıyoruz. Filme komedi unsuru katma amacına hizmet…

Yazar Puanı

Puan - 50%

50%

Gecenin Kanunu, acı çektirecek kadar zalim, öldüremeyecek kadar iyi yürekli Joe Coughlin’in suç, drama ve bazı anlarda melodrama örnekleri taşıyan hikayesini ilgi çekici kamera hareketlerine rağmen zaman zaman hız kaybetmekten kaçamayan, kuru bir tavırla anlatıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.8 ( 2 votes)
50
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi